Öcalan'dan Kandil'e giden mesaj

Öcalan, Kandil'e 'Sunduğum yol haritasını tartışın ve çatışmasızlık sürecini başlatalım' mesajı yolladı.

İkinci heyetin Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüşmesinden sonra çok sayıda haber-yorum-bilgi-duyum yer aldı medyada.

Doğal, çünkü herkes büyük bir merak içinde…

Fakat çıkan haberlere bakıyorum her şey iç içe geçmiş durumda.

Bu da kaçınılmaz…

Çünkü görüşmeler bir taraftan şeffaf yürüyor, diğer yandan içeriğe dair kamuoyunu aydınlatacak bir bilgi paylaşımı yapılmıyor. 

Bunun bir sebebi sürecin hassasiyeti, diğeri aktörlerin pozisyonu.

Böyle olunca da herkes gelişmeleri körün fili tarifi gibi dokunabildiği parçalar üzerinden okuyor. 

Oysa çözüm sürecinin iyi anlaşılabilmesi için bütünlüklü bir yaklaşım gerekiyor.

Bu yüzden gelin isterseniz birinci İmralı görüşmesinden sonra yazdığım ‘İmralı Mutabakatı’nda ne var ne yok’u ikinci görüşme ışığında güncelleyelim.

GÜNCELLENMİŞ NE VAR NE YOK

Neler yok?

Bir: Bölünme yok.

İki: Bağımsız Kürdistan anlamına gelecek herhangi bir toprak pazarlığı yok. Zaten uzun zamandır PKK’nın böyle bir talebi yok.

Üç: Federasyon dahil herhangi bir alternatif yönetim biçimi yok.

Dört: (En önemlisi bu) Demokratik Özerklik yok.

Evet evet, yanlış duymadınız. Öcalan’ın kavramsallaştırdığı, BDP’nin ‘Oslo Görüşmeleri’nin en kritik aşamasında tek taraflı bir biçimde ilan ettiği Demokratik Özerklik, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Öcalan’la vardığı ‘yeni mutabakatta’ yok.

Dolayısıyla ‘özsavunma gücü’ de ‘mahalle komiteleri’ de ‘toprak üzerinden herhangi bir özerklik-sınır çizme talebi’ de yok.

Bu konularda Öcalan’ın kafası çok netleşmiş.

Suriye’den Irak ve İran’a bölgede ortaya çıkan yeni dinamikleri çok dikkatli okuyan Öcalan, “Demokratik özerkliği tartışılsın ve içi doldurulsun diye gündeme getirdim, dayatılsın diye değil” demiş ve gelinen yeni aşamada ‘Kürt sorununun çözümünü Türkiye’nin demokratikleşme sorunu’ olarak gördüğünü çok açık bir biçimde ifade etmiş.

Öcalan’a göre ‘Türkiye’nin demokratikleşme yolunda her kazanımı Kürtlerin de kazanımı.’

DEMOKRATİK ÖZERKLİKTEN TAM DEMOKRASİYE

Ahmet Türk görüşmesinden sonra bunları yazınca özellikle dördüncü madde için en çok BDP kanadından tepki almıştım:
“Nasıl olur, Öcalan Demokratik Özerlik’ten nasıl vazgeçer, yok böyle bir şey!”

Cumartesi ikinci görüşme oldu.

Ve o görüşmede Öcalan çok açık bir biçimde kendisini ziyaret eden heyete “Esas olan Türkiye’nin tam demokratikleşmesi, Demokratik Özerklik diye ısrar etmenin bir anlamı yok” dedi. Öcalan’ın vurgusu ‘tam’ kelimesine, yazdığı mektuplarda ne kastettiğini anlatmış, mesajı net: “Önemli olan Türkiye’nin her yönüyle demokratikleşmesi.” 

AF VE EV HAPSİNİ KONUŞMAK ONURSUZLUKTUR

Hatırlarsanız bir de ‘hem var hem yok’ kategorimiz vardı.

En nazik başlık bu, bu yüzden en hassas tartışılması gereken de bu.

Bir, genel af.

İki, Öcalan’a ev hapsi.

Üç, PKK’nın silah bırakması.

Dikkat ederseniz tartışmalar bu üç noktada düğümleniyor. Zaten bu yüzden de bu üç kritik konuya ‘hem var hem yok’ muamelesi çekiliyor. Eğer ‘Dört Basamaklı Merdiven Stratejisi’ olarak tanımlanan bu yeni süreçte her şey yolunda giderse son basamakta ‘af, ev hapsi ve silahların teslim edilmesi’ bugün tartışıldığı şekilde gündeme gelmeyecek.

Çünkü af sadece şehit ailelerini rahatsız etmiyor, ‘yenilgi-teslimiyet-suçluluk’ içeren ‘af’ kavramına PKK da sıcak bakmıyor. Bu yüzden bu kritik konulara süreç son aşamaya gelene kadar ‘hem var hem yok’ muamelesi yapılması en doğrusu.

Doğru bu ama Kandil Öcalan’ın durumunu en baştan pazarlık konusu yapmaya çalışıyor. Fakat bu konuda da Öcalan’ın kendisini ziyaret eden heyet üzerinden Kandil’e verdiği mesajı net:

“Benim için af ya da ev hapsi gibi konuları konuşmak onursuzluktur. Bu yönde bir talebim asla olmadı. Bırakın bunları… Ben Türkü ve Kürt’üyle Türkiye’nin özgürleşmesi için çalışıyorum.”

Şimdi gelelim güncellenmiş varlara…

Bir: Evet Öcalan’ın kaleme aldığı Kandil, Avrupa ve BDP’ye yazılmış üç mektup var. Fakat Öcalan bu üç mektubu kendisini ziyaret eden heyete ne verdi ne de okuttu. Mektuplar yetkililer tarafından bugün yarın BDP’ye ulaştırılacak.

İki: On gün içinde muhtemelen aynı heyet İmralı’ya yeniden gidip Kandil ve Avrupa’nın Öcalan’ın mektubuna cevabını iletecek. Aslında Kandil Öcalan’ın mektupta ne yazdığını şifahen biliyor, Öcalan da Kandil’in ne düşündüğünü. Şimdi iş resmileşiyor.

Kandil bir yandan silahlı mücadeleden neden vazgeçilmemesi gerektiğini Öcalan’a bildirdi diğer yandan Öcalan’dan gelecek kararın sonuna kadar arkasında duracağını iletti. 

Öcalan’ın hem şifahen hem de mektupla Kandil’e mesajı şu:

“Ne savaşmayı biliyorsunuz ne de barışmayı. Silahlı mücadele dönemi bitti. Bu şekilde savaşarak bir yere varılamaz. Size sunduğum yol haritasını tartışın ve çatışmasızlık sürecini başlatalım…”

Öcalan iki hafta içinde Kandil’in cevabını bekliyor. Dedim ya aslında şifahen bu cevabı aldı. Şimdi yazılı hale getiriyor. Bu arada Kandil’in rehineleri bırakmasını da bekliyor. 

Üç: Cevap resmileştikten sonra Öcalan bizzat kendisi 21 Mart’ta Nevruz’da PKK’ya kalıcı çatışmasızlık/ateşkes çağrısı yapacak. PKK çatışmasızlık çağrısına uyunca operasyonlar da fiilen duracak.

Dört: PKK militanlarının güvenli bir biçimde Türkiye sınırları dışına çıkmasını sağlayacak. 

Beş: Elbette bu süreçte bir yandan ‘Dördüncü Yargı Paketi’ diğer yandan yeni anayasa çalışmaları.. Türkiye, demokratikleşme yönünde yeni adımlar atacak.

Türkiye çözüm yolunda tarihi bir dönemeçte.

Ama hiçbir şey tamamlanmış değil hatta aksine epeydir hazırlıkları yapılan çözüm süreci aslında yeni başlıyor.

Ve asıl bu noktadan sonra tüm aktörlerin temkinli olması gerekiyor.

Çözüm süreci nihayetinde bir gül bahçesi vaat ediyor ama yol mayınlı.

Kucaklayıcı bir anayasaya sahip demokratik bir Türkiye yolunda hepimize görev düşüyor.