Öcalan'dan nasıl kurtuldum itirafı

Öcalan, Kürtlerle Türklerin, Arapların ve Farsların birlikte yaşayabildiği 'demokratik ulusçuluk' fikrine inanıyor.
Öcalan'dan nasıl kurtuldum itirafı

Abdullah Öcalan’ın silah bırakma noktasına gelmiş olmasını anlamayanlar var.

“Nasıl olur” diyorlar…

Olur, bal gibi olur.

Bir kere Öcalan silah bırakma noktasına bugün gelmedi.

Gelin bir anlığına 1990’lara gidelim.

Mehmet Ali Birand’ın Öcalan’la 1992’de yaptığı söyleşiyi izleyin.

Türkiye’de çok gümbürtü kopartan bu söyleşi daha çok Öcalan’ın alerji dolayısıyla söyleşi boyunca burnunu çekmesiyle gündeme gelmişti.

‘Bebek katili’ suçlamasının yanına ‘sümüklü Öcalan’ imgesini yerleştirmek bazılarının çok hoşuna gitmişti.

Oysa bundan 20 yıl önce, silahlı mücadelenin Kürt hareketini derinleştirdiğini savunduğu günlerde bile Öcalan silahların susmasından PKK’ya silah bıraktırma iradesine (o buna ‘önderlik’ diyor) çok kritik açıklamalar yapıyordu.

Birand’ın ısrarcı sorgulaması karşısında “Ben hazırım ama Türkiye’de liderlik krizi var” diyordu.

Aradan onca yıl geçti.

Öcalan bir günde değişmedi.

O, eline silah aldığı gün aslında silahı bırakacağı günün hayaliyle yaşıyordu.

Hayali hiçbir zaman değişmedi, hedefi değişti. Yıllar içerisinde Öcalan’ın silahlı mücadeleye, Kürt meselesine, ulus devlet anlayışına, bölgeye ve Türkiye’ye bakışı ciddi evrildi.

Öyle evrildi ki bugün artık bırakın bağımsız Kürt devletini, ‘demokratik özerklik’ten bile bahsetmek istemiyor.

Çünkü ulus devlete bakışı değişti. Nasıl mı?

Buyurun savunmalarından okuyalım:

“Benim için İmralı Cezaevi, Kürt olgusunu ve sorununu algılamak ve çözüm olanaklarını kurgulamak açısından tam bir hakikat savaşı alanına dönüştü. Pozitivist bir dogmatik olduğumun derinliğine farkına varmam tecritle oldukça ilişkilidir. Farklı modernite kavramlarını, ulus inşalarının çok çeşitli modellerinin olabileceğini, genelde toplumsal yapılanmaların insan eliyle yaratılmış kurgusal yapılar olduğunu ve esnek bir doğaları bulunduğunu tecrit koşullarında idrak ettim. Özellikle ulus devletçiliği aşmak benim için çok önemliydi. Bu kavram benim için uzun süre Marksist-Leninist-Stalinist bir ilkeydi; asla değiştirilmemesi gereken bir dogma niteliğindeydi. Reel sosyalizm ulus devlet kavramını aşamadığı ve temel modernite gerçeği olarak kavradığı için başka tür bir ulusçuluğun, örneğin demokratik ulusçuluğun olabileceğini düşünmemiştik. Ulus dediğin illa devleti olması gereken bir şeydi! Kürtler bir ulus ise mutlaka bir devletlerinin de olması gerekirdi! Halbuki toplumsal olgular üzerinde yoğunlaştıkça, ulusun kendisinin son birkaç yüzyılın en boş gerçeği olduğunu, kapitalizmin güçlü etkisi altında şekillendiğini ve özellikle ulus devlet modelinin toplumlar için demirden bir kafes olduğunu kavradıkça, hem özgürlük hem de toplumsallık kavramının daha değerli olduğunu fark etmiştim. Ulus devletçilik uğruna savaşmanın kapitalizm için savaşmak olduğunu fark ettikçe siyaset felsefemde büyük dönüşümler söz konusu oldu. Kendimin bir bakıma kapitalist modernitenin kurbanı olduğunu fark ettim.”

Ulus devlet kavramının modern bir kurgu olduğunu en çarpıcı Benedict Anderson’un ‘Hayali Cemaatler’ kitabı anlatır.

Öcalan’ın okuduğu kitaplar listesinde Anderson’dan Hobsbawm’a milliyetçilik literatürü üzerine o kadar çok kitap var ki.

Belli ki Öcalan literatürü ciddi gözden geçirmiş.

Geçirirken de kendi fikirlerini ciddi bir sorgulamaya tabi tutmuş.

Dogmalarla kuşatılmış bir pozitivist olduğunu itiraf ediyor daha ne desin.

İşte tüm bu sorgulama sonucunda hem silahlı mücadeleden hem de Kürtler için bağımsız bir ulus devlet fikrinden vazgeçmiş.

Elde silah Kürtler için yeni bir ulus devlet peşinde koşmak yerine başta Türkiye tüm bölgede demokratik bir ulus yaratmanın önemini kavramış.

Silahlı mücadeleden de bağımsız bir ulus devlet yaratma fikrinden de demokratik özerklikten de vazgeçmesinin temel sebebi bu.

PKK’yı kuran Öcalan, ona silah bıraktırabilecek olan da yine Öcalan.

Çünkü o artık kendisini silahlı mücadele veren bir örgütün lideri olarak görmüyor.

İran’dan Irak’a, Suriye’den Türkiye’ye yaklaşık 25 milyon Kürt nüfusun liderliğine oynuyor.

O artık bağımsız devlet fikrine değil Kürtlerle Türklerin, Kürtlerle Arapların ve Farsların birlikte yaşayabildiği ‘demokratik ulusçuluk’ fikrine inanıyor.

Demokrasiden beslenmeyen her türlü ulus devlet ideolojisini demirden bir kafes olarak görüyor.

Bu yüzden İmralı’dan hem kendi tabanını hem de Türkiye kamuoyunu şaşırtacak çok önemli mesajlar vermeye hazırlanıyor…

Bu yüzden Başbakan “İmralı’dan gelen çok önemli mesajlar var” dedi.

Silahlı mücadele dönemi bitti.

Ulus devlet ideolojisi demirden kafes…

Çözüm; Türkiye’nin, dolayısıyla bölgenin tam anlamıyla demokratikleşmesi.

Öcalan hazır, Başbakan büyük bir cesaretle bu yola baş koydu peki ya PKK?