Orantısız güç ve eyleme sıfır tolerans

Türkiye sistematik işkenceyi 'işkenceye sıfır tolerans'la çözdü. Şimdi sıra 'orantısız güce sıfır tolerans'ta. Peki ya orantısız protesto?

Türkiye yıllarca ‘sistematik işkence’den şikâyet etti.
AB raporları yıllarca Türkiye adına yaygın ve sistematik işkencenin ‘utanç tablosu’ olarak çıktı.
Karakola girenin sağlam çıkamadığı günlerdi o günler…
Dayak ve işkencenin rutin bir ‘konuşturma’ yöntemi olarak kullanıldığı günler…
***
Ama bakın bugün artık bireysel anlamda hâlâ sorunlar yaşansa da kimse karakollarda yaygın ve sistematik bir işkenceden bahsetmiyor.
Yolu karakola düşenler ‘ne kadar da değişmiş’ demekten kendisini alamıyor.
Peki ama nasıl geldik bu günlere? Eleştiri ve özeleştiri yaparak…
***
AB eleştirdi, sivil toplum kuruluşları ve medya eleştirdi…
Başlangıçta ‘bölücülük-ihanet-kolluk kuvvetlerini zaafa uğratmak’ olarak görüldü bu eleştiriler.
Polisin görevini yapamayacağı, dolayısıyla asayişi sağlayamayacağı söylendi. Güvenlik kaygısıyla yıllarca demokrasi kurban edildi.
Diyarbakır’dan Bayrampaşa’ya çok acı bedeller ödendi. Ve Türkiye ‘işkenceye sıfır tolerans’ demeyi bu acı bedeller sonunda öğrendi.
***
Kötü mü oldu? Memleketin asayişi elden mi gitti?
Bu soruya en güçlü ‘Hayır’ cevabını en çok üst düzey emniyet mensuplarından duydum.
İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın bu isimlerin başında geliyor.
Emniyet teşkilatının yetiştirdiği en donanımlı ve medeni polislerden.
Ama bakın hafta sonu İstanbul’da yaşanan ‘orantısız müdahaleye’ o bile engel olamadı. Bir gün önce Radikal’e emniyet mensuplarına dışarıda kimseye orantısız müdahale etmemeleri yönünde talimat verdiğini açıkladığı halde.
Sadece o mu, değil…
Kabataş’ta bir emniyet müdür yardımcısı hem kendisine bağlı birimleri hem de protestocuları megafondan sürekli uyararak ve konuşarak resmen ikna etti. Demokratik bir protestonun güvenlik kaygısını zedelemeden nasıl yönetilebileceğini adeta bir orkestra şefi gibi hepimize gösterdi.
Aynı gün Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü kontrol ettiği bölgede ciddi bir sorun çıkmamasına rağmen protestoculardan dayak yedi.
Ama bakın televizyonda izlediğim o orkestra şefini ya da protestocuların flamalı saldırısına uğrayan o emniyet müdürünü değil, biber gazından gözleri kızaran, aldığı darbeden burnu kırılan, yediği tekmelerle her tarafı moraran öğrencileri konuşuyoruz kaç gündür.
***
Neden?
Çünkü Türkiye sistematik işkenceden bu günlere çok acı bedeller ödeyerek geldi.
Bireyi değil devleti önceleyen anlayıştan çok çekti.
Bu yüzden Emniyet’in herkesten önce çuvaldızı kendisine batırması gerekiyor.
Neden bir bölgede coplar çıkarılmadan asayiş sağlanabildi ama diğerinde sağlanamadı. Üst düzey emniyet mensuplarının uyarısına rağmen kontrol nasıl kaybedildi? Ne hakla protesto yapmaya gelen öğrencilere orantısız güç kullanıldı?
Ama aynı soruyu biz medya mensuplarının da demokrasiye inanan protestocu gençlerin de sorması gerekiyor…
***
Bildiri okumak, gösteri yapmak, protesto etmek en doğal demokratik hak.
Peki ama yol kapatmak, arabalara saldırmak, camları indirmek, Başbakanlık Çalışma Ofisi’ni basmaya kalkışmak yasal ve demokratik bir hak mı?
Türkiye sistematik işkenceyi ‘işkenceye sıfır tolerans’ anlayışıyla çözdü.
Şimdi sıra ‘orantısız güce sıfır toleransta.’
Peki ya ‘orantısız protesto?’
Çuvaldızı emniyete batırdık şimdi sıra protestocularda.
Bir dahaki demokratik eylemde gelin hep birlikte haykıralım: “Orantısız eyleme de sıfır tolerans.”