Sinop'ta yaşananları neyle açıklayacağız?

Sinop testine birçok yanıt geldi. En ilginçlerinden biri genç bir avukata, Emin Özler'e ait.

Dün çok enteresan bir okur mektubu aldım. Genç bir avukat yazmış. Kendisini ‘sağ tandanslı’ olarak tanıtan Emin Özler, ‘Sinop testi’ başlıklı yazımdan yola çıkarak bir Türkiye analizi yapmış.

Emin Özler, Radikal’i ‘okuruna doğrudan hedef göstermek yerine, okuyucuda yer-yön duygusu oluşturmaya en çok yaklaşan gazete’ olduğu için tercih ediyormuş.

Radikal yazarlarını da ‘hepsinin fikri kendi fikrine uymasa da bakış açıları nedeniyle’ okuduğunu söylüyor.

İşte ‘sağ tandanslı genç bir avukat’ın Sinop’ta yaşananlara yorumu:

“Şu seçenekler içinde seçme işini sevemedim bir türlü. Sandığa gidip 4 partiden birini seçmek gibi bir şey. Seçmek güzel... Ama seçenekler üstüme olmuyor.

Seçenekleri de kendimiz belirleyebiliyorsak, seçmenin bir kıymeti var.

Gelelim Sinop testine...

Sinop’ta yaşananları neyle açıklayacağız?

A) Türk hassasiyeti
B) Provokasyon
C) Güvenlik zafiyeti
D) Sorumsuzluk
E) Hiçbiri

Sinop’ta ölçüsüz bir tepki sergilendi. Şüphe yok. Yakışmadı. Peki ama biz yaşanan olaylara mı neden arıyoruz yoksa ortaya çıkan tepkinin ana dinamiğini mi arıyoruz?

Güvenlik zafiyeti olsaydı kanımca 2. bir Madımak vakası yaşanabilirdi. Yaşanmadı.

Tahribat sokaklarla sınırlı kaldı. İnsanların sokağa çıkmaması temin edilemezdi nihayetinde.

Provokasyon... Kolektif tepki bazen ölçüsünü yitirir. Buna gaza gelmek diyoruz. Her zaman provokasyona gerek yok. Zaten provokatör olarak üstünde hemfikir olunan bir odak da bulunamadı.

Siyasi partiler birbirlerini suçluyorlar. Bu bizim ülkemizde modadır zaten bilirsiniz.

Bence Provokasyon... Yok o da değil.

Sorumsuzluk. BDP’nin Karadeniz açılımı, CHP’nin çarşaf açılımına benziyor.

Taban kabul etmedikten sonra taşıma suyla değirmen dönmez. Böyle bir açılım için şartların oluşması lazımdı. En basitinden Karadeniz açılımından aylar önce kamuoyunda bir yumuşama rüzgârı estirmeliydi BDP. Allah aşkına... Fenerbahçe–Galatasaray maçında Galatasaray taraftarı arasına oturan bir Fenerbahçeli, Fenerbahçe’nin attığı gole sevinirse ne olur?

Filozoflardan, entelektüellerden oluşan bir toplum değiliz. BDP’lilerin sorumsuzluğundan ziyade basiretsizliğinden bahsedebiliriz kanımca. Yine provokasyon amaçlarının olduğunu da düşünmediğimi ifade edeyim.

Türk Hassasiyeti... Bence bu eleştirel tutumun dinamiklerinden. Ama vandalizmin nedenlerinden değil.

Yani insanlar öğretmen evinin etrafında toplanıp taşkınlık yapmadan slogan atsalardı... Kimsenin malına canına yönelik bir tehdit oluşmamış olsaydı bu olayı tartışıyor olmayacaktık nihayetinde. Tepkinin özünde Türk hassasiyeti var evet. Ama çıkan olaylar ambiyansın tesirine kapılmayla alakalı bence.

Kısaca toplarsak...

Aylar önce Sinop’a gelen şehit cenazesi (anımsayamadım ama bundan bahseden kaynaklar var), BDP’li ve bağımsız vekillerin basiretsizliği, yumuşama süreci diye ifade edilen olgunun ülkedeki çoğunluk tarafından içine sindirilebilen bir söylem olmayışı, tüm bu olgular...
Bunlar tepkiyi doğurdu.

Ama tepkinin vandalizme dönüşmesi... İşte bu gaza gelmektir... Haklıyken suçlu duruma düşmektir.”