'Türk asıllı Amerikalı hain!'

Biz Türkler tarihimizle hamasi biçimde övünürken Yunanlılar o tarihin, coğrafyanın ortak değerlerini bir bir dünyaya pazarlamış.

Yurtdışına çıkan, özellikle de Amerika’ya giden her Türk’ün dışarıda yemek yerken yaşadığı ilk şaşkınlıktır...

“Aaaa bu bizim döner! Ama Amerikalılar bizim döneri Yunanlı biliyor. Baksana bir de utanmadan Yunanca ‘gyros’ demişler!”

Bununla kalsa iyi...

Bizim güzelim yaprak sarması olmuş size ‘yalanci dolmadaki’.

Cacık ‘cacıki’.

Musakka neredeyse birebir aynı!

“Fesuphanallah, bu Yunanlılar bize ait tüm yemekleri çalıp kendilerine mal etmişler!”

Sadece Yunanlılar olsa iyi...

Bir de Araplar var...

“Baksanıza Lübnanlılar da bizim güzelim döneri ‘şavarma’ diyerek pazarlamışlar. O güzelim fıstıklı baklavamızı bile çalmışlar!”

E bari bir Türk kahvesi içelim.

“Türk kahvesi mi, o da ne? Bizde Yunan kahvesi var.”

“Yunan değil o, Türk kahvesi Türk!”

Şaşkınlık listesi bu şekilde uzayıp gidiyor.

* * *

Dün Anadolu Ajansı bir haber geçti.

‘Türk doktordan Yunan kahvesine övgü!’

Meğer Mehmet Öz Amerika’da çok izlenen televizyon programında ‘çok kuvvetli bir kahvenin kalbi koruduğunu, antioksidan bir içecek olduğunu’ söylemiş.

Buraya kadar sorun yok.

Hemen ardından özel bir tarzla pişirilen ve kalbe iyi gelen bu çok kuvvetli kahvenin Yunan kahvesi olduğunu söylemiş.

“Vay sen misin Türk kahvesine Yunan kahvesi diyen!”

Dün baktım sosyal medyada Mehmet Öz’ün Türklüğünden girip satılmışlığından çıkmışlar.

Aslını inkâr etmekle suçladıkları Öz’ü ‘Türk asıllı Amerikalı hain’ ilan etmişler.

Neyse ki herkesin seviyesi bu değil.

Amerika’da Türk kahvesinin tanıtımını yapan Gezici Türk Kahvesi Evi’nin kurucusu Gizem Şalcıgil karanlığa küfretmek yerine internette Öz’ü 500 yıllık Türk kahve kültürüne sahip çıkmaya davet eden bir imza kampanyası başlatmış.

Ne bir aşağılama ne de hamasi bir şovenizm.

Yemen’de keşfedilen kahvenin 1517 yılında İstanbul’a nasıl getirildiğini, ‘yegâne biçimde pişirilme ve sunum tarzıyla’ Türk kahvesine nasıl dönüştüğünü, İstanbul’dan Avrupa’ya nasıl yayıldığını bilimsel kaynaklara dayanarak tek tek anlatmış.

Tüm bu gerçeklere rağmen Öz’ün Yunan kahvesi demesine üzülmüş...

“Kültürü ile gurur duyan bir Türk vatandaşı olarak Dr. Mehmet Öz’ü her zaman ilham verici bir figür olarak görmüşümdür. Türkler, Dr. Öz’ün başarılarını ve topluma katkılarını gururla alkışlamaktadır, ancak Dr. Öz, bizleri üzen bir şey yaptı. Çok kuvvetli bir kahvenin, kalbi koruduğunu, antioksidan bir içecek olduğunu söyledi. Bu kahve Türk tarzı ile pişirilen Türk kahvesiydi ama Dr. Öz bütün dünyaya bunu Yunan kahvesi olarak tanıttı.”

Şalcıgil’in itirazı önemli.

Fakat sormamız gereken asıl soru şu:

Öz, 500 yıllık Türk kahvesine neden Yunan kahvesi dedi?

Bilgisizliğinden mi? Hayır.

Türklüğünden utandığı için mi? Hayır.

Tek bir cevabı var bu sorunun; pragmatizm.

Öz bir şovmen, Türkiye’de değil Amerika’da şov programı yapıyor.

Ve Amerikalılar 500 yıllık Türk kahvesini Yunan kahvesi olarak biliyor.

Çünkü biz Türkler tarihimizle hamasi bir biçimde övünürken Yunanlılar o tarihin, coğrafyanın ortak değerlerini bir bir dünyaya sunmuş,

Amerikalıların bilinçaltına beyazpeyniri ‘feta’ diye, rakıyı ‘uzo’ diye, Türk kahvesini de ‘Yunan kahvesi’ diye kazımış.

Devir, pazarlama devri.

Küresel ekonomide bir malın nerede üretildiği, bir ürünün kökeninin neresi olduğu ikincil önemde.

Asıl önemli olan, kimin daha iyi sahip çıkıp pazarladığı.

Almanya’da kimse dönere ‘gyros’, Türk kahvesine Yunan kahvesi diyor mu? Hayır, çünkü Almanlara döneri ve kahveyi Türkler tanıttı.
Ama Amerika’da durum tam tersi.

Bu yüzden Mehmet Öz’e kızmadan önce Fransa şaraplarını, Hollanda peynirlerini, İtalya pizzasını, Yunanistan kahvesini dünyaya pazarlarken biz ne yaptık diye sorgulayalım.