Uludere'de gerçekten ne oldu?

Uludere'de yaşananlarla ilgili onca şey söylendi ama galiba en doğru sorgulamayı Osman Pamukoğlu yaptı.

Uludere’de 35 sivilin ölümüyle sonuçlanan katliama ilişkin herkesin ayrı bir senaryosu var.
Olay yerine gidip bir rapor hazırlayan CHP heyeti gibi ‘planlı katliam’ diyen de var, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gibi “İnceleme devam ediyor” dedikten sonra “Türk Silahlı Kuvvetleri bunu kasıtlı olarak yapmaz, yapamaz. Olayda kesinlikle bir kasıt söz konusu değildir” diyen de.
Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu gibi ‘MİT’i yanlış istihbarat vermekle’ suçlayanlar da, meseleye ‘operasyon kazası’ diye bakanlar da…
Adli ve idari inceleme devam ediyor…
O akşam orada gerçekten ne yaşandığını ‘ihmal’ ya da ‘kasıt’ olup olmadığını umarım hızla öğreniriz.
Ancak bunun yolu, bu acı olayı siyasi polemik konusu yapmaktan değil yapılan açıklamaları doğru sorular eşliğinde analiz etmekten geçiyor. 

***

Onca şey söylendi ama galiba en doğru sorgulamayı Osman Pamukoğlu yaptı.
Radikal.com.tr okurlarının Kuzey Irak Güncesi’yle yakından tanıdığı sevgili Cevdet Aşkın dün internette yer alan köşesinde ‘Pamukoğlu’ndan kritik Uludere soruları’ başlığıyla şimdiye kadar yapılan açıklamaları teker teker sıralamış.
Ben sadece Pamukoğlu’nun analizi ile yetineceğim.
Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Pamukoğlu’nun siyasi çıkışlarını ciddiye almayabilirsiniz, fakat o bölgeyi iyi bilen emekli bir general olarak yaşananları yerinde sorularla ciddi biçimde analiz etmiş.
Yaptığı analiz bu meselenin basit bir ‘operasyon kazası’ olarak değerlendirilemeyeceğini çok açık bir biçimde gösteriyor.
En hafif tabirle vahim bir değerlendirme hatası ve ‘ihmal’ olduğu çok açık…
Kasıt ya da planlı bir durum var mı?
Buyurun önce Pamukoğlu’nu sonra da saldırıdan sağ kurtulan Hacı Encü’nün bizzat yaşayarak anlattıklarını okuyun cevabı siz verin… 

***

Osman Pamukoğlu:
“Kaçakçı konvoyu, PKK’nın sınıra yaklaşmasına benzer mi? Hayır. PKK böyle uzun kollar yapmaz, çünkü bunun ölüm olduğunu bilir... Üstelik kullandığı hayvan sayısı bir veya ikiyi geçmez. Eğer iki ise ayrı ayrı istikametleri kullanır. İnsan olarak da baskın noktasına gelinceye kadar 6-8 kişiden fazla insanı bir istikamette tutmaz. Gece ve gündüz kara gözetlemesi yapan ve ileri teknoloji yapımı dürbünleri kullananlar, bir konvoyun kaçakçılardan oluştuğunu, yüklerine bakarak anlayamazlar mı? Anlaşılmaması mümkün mü? PKK, konvoy yapar mı? Üstelik de topçu ve havan silahlarının menziline girdiğinde! Bölgeden bölgeye, dönemden döneme değişmekle birlikte bazen günde 20-30 istihbarat bilgisi gelebilir. MİT’ten, jandarmadan, polisten... Bunların bir kısmı da profesyonelce PKK tarafından maksatlı olarak gönderilir; dikkat dağıtmak, yormak, şaşırtmak veya bir planlı eylemi örtmek amacıyla yapılır. Haber toplamak ve bilgi almaktan çok daha önemli olan istihbaratın değerlendirilmesidir ve bu ameliye en zeki ve en yüksek tecrübeye sahip kişilerce yapılmalıdır. Kaçakçılar çoğu zaman iki taraf için istihbarat taşıyan elemanlardır. İnsansız hava aracı bir nesnedir. Kameraya alır veya fotoğraf çeker. Bu, teknik bir aletin istihbarat teşkillerine ve elemanlarına bilgi sağlamasıdır. Esas iş, en önemli iş ve uzmanlık, asıl bundan sonra yapılan değerlendirmenin isabetli olmasıdır. Anlaşılan o ki bu becerilememiştir. Kara gözetlemesiyle tespit edilen kaçakçı konvoyuna ‘ki bu konvoylar yılan gibi, ip gibi uzundu’ esas silahların etkisine girmeden, çok uzaktan havan ve top mermisi ile ateş açıldıysa, bu da akıl almaz bir şeydir. Eğer bu kol, PKK koluysa neden yaklaşmaları beklenip pusuya düşürülmeleri planlanmaz, düşünülmez?” 

***

Hacı Encü:
“28 Aralık günü saat 16.00’da 40-50 kişilik bir grupla birlikte mazot ve gıda maddesi getirmek üzere yine bu sayıda katırla beraber sınırın Irak tarafına geçtik. Karakola özellikle bir bilgilendirme yapmadık ancak gidip geldiğimizi zaten biliyorlardı. Amacımız şeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken insansız hava aracının sesini dahi duyduk ancak sürekli gidip geldiğimiz için yolumuza devam ettik. Akşam 19.00’da katırları yükleyerek yola çıktık. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaştık. Bizim köyün yaylasına vardık, yayla tam sınırdadır. Orada önce aydınlatma fişeği ve akabinde de top-obüs atışı yapıldı. Biz yükümüzü sınırın diğer tarafında bıraktık. Hemen ardından uçaklar geldi ve bombardıman başladı. Biz iki gruptuk, öndeki grup ile arkadaki grup arasında 300-400 metre mesafe vardı. İlk top atışından hemen sonra uçak geldi. Askerler bizim yaylayı tuttukları için, bu tarafa geçebileceğimiz başka yol yoktu. Bu nedenle gruplar sıkışarak bir araya gelmek zorunda kaldı. Sonunda iki büyük grup olduk. İlk uçak bombardımanında sınırın sıfır noktasında bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha oldu. Hemen geriye kaçmaya başladık. Kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başladı. Benim de içinde bulunduğum grup 6 kişiydi, bu gruptan 3 kişi kurtulduk. Üzerimizde günlük sivil elbiselerimiz vardı, hiç kimsede silah yoktu. Olay 1 saat falan sürdü. Bir-iki kişi 3 katırla beraber küçük bir deredeki suya girdik. Bir saat bekledikten sonra bir kayalığın altına sığındık. Arkadaşlarımızdan haber alamadık. Saat 23.00-23.30 gibi gelen ışıklardan ve seslerden köylülerin geldiğini anladık. Köylüler feryat etmeye başlayınca askerler tuttukları yerlerden çekilerek yaylayı da boşalttılar.”