Yazık, çok yazık!

25 Haziran'ı 'ak gün' olarak niteleyemiyorum. Çünkü özeleştiri, sorgulama ve futbolda temizliğin dışardan değil içerden gelmesi gerektiğine inanıyorum.

Dün Radikal’in manşetinden ‘Futbolun kara günü’ dediğimiz için bazı okurlar tepkili.

Onlara göre aksine UEFA’nın Fenerbahçe ve Beşiktaş’a Avrupa’dan men cezası vermesi Türk futbolunun ‘ak günü!’

Öyle mi gerçekten?

Kesinlikle hayır!

Hayır çünkü bir futbolsever olarak UEFA Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı cezalandırdı diye sevinemiyorum.

Hayır çünkü Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın şahsında cezalandırılan Türk futbolu.

Hayır çünkü UEFA Steaua Bükreş’in şike yaptığı aleni olmasına rağmen cezasını ertelemeyi tercih ederken Fenerbahçe’ye 2+1 yıl, Beşiktaş’a 1 yıl men cezası verdi.

Hayır çünkü şike yaptığı iddia edilen yöneticiler için ek bilgi isterken o yöneticilerin yönettiği kulüplerin ipini çekebildi.

* * *

UEFA’nın kararıyla ilgili söylenebilecek çok şey var. Dileyen küçük hesaplar ya da şahsi hesaplaşmalar için otursun kına yaksın. İçerde yapamadığımız temizliği dışardan yaptılar diye ellerini ovuştursun. Ama kimse kusura bakmasın...

3 Temmuz 2011’de başlayan Şike Soruşturması sürecinde çok eleştirel yazılar yazmış olsam da ben UEFA’nın kararını sevinçle karşılayamıyorum.

25 Haziran’ı ‘ak gün’ olarak niteleyemiyorum. Çünkü ben özeleştiri, sorgulama ve futbolda temizliğin dışardan değil içerden gelmesi gerektiğine inanıyorum.

Geldi mi? Onca iddiaya, soruşturma, gözaltı, tutuklama ve mahkûmiyete rağmen gelmedi.

Herkes birbirini suçladı.

Kimse geriye dönüp acaba bir yerde ben de yanlış yapmış olabilir miyim demedi.

Türk futbolunu şikenin gölgesinden nasıl çıkarırız diye sormadı.

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kulübüne maddi manevi kazandırdıklarıyla (tesisten markalaşmaya) heykeli dikilecek adamdı.

Ama hırsı her şeyin önüne geçti.

Şike soruşturmasını bir arınma yerine kişisel kavgaya dönüştürdü. Yargı da ona adalet yerine aynı öfke ve kişisellikle karşılık verdi.

Galatasaray ve Trabzonsporlu bazı yöneticiler sporda temizliğe katkı yapmak yerine perde arkasından işi fırsatçılığa döktü. Beşiktaş iç hesaplaşmaya rağmen Çarşı sayesinde anlamlı bir duruş sergiledi.

Hükümet kurumlarla kişileri ayırarak bu işi çözerim diyerek sorunu daha da karmaşık hale getirdi.

Meclis, Cumhurbaşkanı’nın itirazına rağmen maç ortasında kuralları değiştirecek düzenlemeye imza attı.

Futbol Federasyonu Yıldırım Demirören başkanlığında futbolda temizlik yerine siyasetin güdümünde tüm pislikleri sumenaltı etmeyi seçti.
Elbirliğiyle herkes bu sürecin çarpık bir biçimde devam etmesine hizmet etti.

Hakkını teslim edelim, o süreçte en zor ama vicdanlı kararı Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar verdi.

Çok sevdiği takımıyla gördüğü şike iddiaları arasında zor bir tercih yaptı. Bu iddialar temizlenmeden Fenerbahçe’yi Avrupa’ya gönderemeyiz dedi.

Ama hem kulübü hem de eyyamcı spor ve siyaset camiası tarafından ihanetle suçlandı.

Fenerbahçe’ye 45 milyon euro zarar vermekle suçlandı.

Dayanamadı tüm bu ayakoyunlarına, geri çekildi.

Ama 2012’de katıldığı 32. Gün programında bir söz verdi:

“Fenerbahçe dava sonucunda beraat eder, disiplin kurullarında suçsuz bulunur ve CAS’tan davayı kazanırsa parayı tahsil etmeleri için TFF’ye gitmelerine gerek yok. O durumda 45 milyon eurouk tazminatı cebimden ödeyeceğim.”

Peki ya Fenerbahçe UEFA tarafından suçlu bulunursa?..

“Fenerbahçe suçlu bulunursa kulübün uğradığı maddi-manevi kayıpların hepsinin, bu süreçte bana dönük suçlamalar ve eleştiri yapanlar tarafından karşılanması için Fenerbahçe Genel Kurulu’nu harekete geçireceğim!”

Dün itibariyle Mehmet Ali Aydınlar haklı çıktı...

Ama ne haklı çıkmanın gururunu yaşayabildi ne de UEFA’nın kararına sevindi.

Tahkim Kurulu kararı çıkana kadar konuşmak istemiyorum dedi.

Çünkü dün futbolumuz için kara bir gündü.

Sadece UEFA tarafından ağır bir karar alındığı için değil...

Kendi iç temizliğimizi yapmaktan aciz olduğumuz dışardan tescillendiği için!