Abdullah Gül de mi Gezici, terörist, darbeci, paralelci? Ha?

12 yıl boyunca Abdullah Gül'ün danışmanlığı yapmış Ahmet Sever'in bugün piyasaya çıkan kitabı çok tartışılacak unsurlar içeriyor.

Ülke nasıl bu hale geldi, nasıl kimyası bozuldu…

Hastalığa giden adımları aslında hepimiz biliyoruz.

Aklımızla dalga geçtileri, haysiyetimizle oynadılar, sinir uçlarımıza matkapla girdiler.

Hapse attılar, gazladılar, copladılar, işsiz bıraktılar.

Biz ‘bu işler böyle olmuyor’ dedikçe işitmediğimiz laf kaldı mı, kalmadı.

**

Ergenekon soruşturmaları çok yanlış yöne gidiyor, muhaliflerden kurtulmanın torba davasına dönüşüyor dedik, darbeci dediler.

Balyoz davasında korkunç sahte belgeler var, Allahaşkına bir okuyun, bir bakın dedik, askeri vesayetçi, postalcı dediler.

Bu işlerde Cemaat’in parmağı var, çok tehlikeli ve örgütlü bir yapı sözkonusu dedik, siz zaten hep dindarlara karşısınız dediler.

Gezi bir haysiyet ayaklanmasıdır, bu kadar beş benzemez insan bir araya geldi, birşey diyor, duyun dedik, faiz lobisi, darbe planlayıcısı, provokatör dediler.

Gezi’de ölen gencecik çocukların hesabı verilsin, Berkin Elvan’ın katili hala bulunamadı dedik, o çocuklar da siz de teröristsiniz dediler.

Cemaat’in ne olduğundan bağımsız olarak 17-25 Aralık’ta ortaya saçılan tapeler nasıl yoz bir devlet sistemi kurulduğunun kanıtıdır, yargılanmalıdır dedik, paralelcisiniz, hükümeti yıkma peşindesiniz dediler.

Bu Suriye politikası bizi dipsiz bir bataklığa itiyor dedik, siz yanıbaşımızdaki kardeşlerimize sırt çevirecek kadar vicdansızsınız dediler.

AKP sen nasıl bir parti olarak yola çıktın, neye döndün biz bile şaşırdık dedik, siz Eski Türkiye’nin statükocu falan filanısınız bu Yeni Türkiye alışın dediler.

Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olarak anayasayı çiğniyor dedik, siz Erdoğan’ı yok etmek istiyorsunuz, Erdoğan nefreti bürümüş her yanınızı dediler.

Sonuç itibariyle dinlemeye dinlemeye, düşmanlaştıra düşmanlaştıra bugünlere geldiler.

**

E peki biz Geziciydik, paralelciydik, Ergenekoncuyduk, darbeciydik, Erdoğan nefretiyle yoğrulduk.

Eski Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan’ın yol arkadaşı, AKP’nin kurucusu sayın Abdullah Gül de mi öyleydi?

12 yıllık danışmanı Ahmet Sever bence son dönemin en önemli kitabını yazmış ve ilk röportajı Hürriyet’ten Çınar Oskay’a vermiş.

Bakın Abdullah Gül, yukarıda saydığım dönemeçlerle ilgili aslında ne düşünmüş:

BAŞBAKAN GİBİ DAVRANAN CUMHURBAŞKANI HAKKINDA: Ahmet Sever, Gül’ün yeniden aktif siyasete dönmesiyle ilgili sorulara verdiği cevabı anlatıyor: “Gerçekten bana ihtiyaç duyarlarsa, o zaman düşünürüm. Tabii bunu kendi şartlarımı ortaya koyarak yaparım. Çift başlılık olmaz. Ben gelir başbakanlığı yaparım. Karıştırmam. Ben nasıl cumhurbaşkanlığı yaptıysam, sen de öyle cumhurbaşkanlığı yaparsın. Yetkilerinin içinde kalarak... Sen nasıl bir başbakanlık yaptıysan ben de öyle yaparım.” Gül’ün bu cevabı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak yaptığı icraatlara nasıl yaklaştığını net ortaya koyuyor. Buna da Erdoğan nefreti diyeceksiniz?

17-25 ARALIK OPERASYONLARI HAKKINDA: Ahmet Sever’e göre malum tapeler ortaya çıkınca Gül’ün dünyası kararmış. Montajdır iddiasını benimsememiş. Bakanların Yüce Divan’da yargılanması gerektiğine inanmış. Gül’e de mi paralelci diyeceksiniz?

SURİYE POLİTİKASI HAKKINDA: Gül, hükümetin genelde dış politikasını, özellikle de Suriye ve Mısır dış politikalarını doğru bulmuyormuş. Başbakan Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun sanki Türkiye’den çok Mısır ve Suriye’nin başbakanı ve dışişleri bakanı gibi davranarak çok ileri gittiğini, bunun Türkiye’nin menfaatlerine de aykırı olduğunu, kantarın topuzunun kaçtığını düşünüyormuş. Bunu Davutoğlu’nun yüzüne de söylemiş. Gül de mi Suriye’yi bilmiyor, Gül de mi Müslüman kardeşlerimize sırt çeviriyor?

GEZİ EYLEMLERİ HAKKINDA: Kitaba göre Gül, Gezi eylemlerini barışcıl bir tepki olarak değerlendirmiş. İlk çadırların yakılmasının ardından ciddi biçimde endişe etmiş. Ahmet Sever Gezi’nin ilk günlerinde yaşananları şöyle anlatıyor: ‘Herkes yürüyüşe geçtiği anda vali, Taksim’e girişi yasakladı, bariyer kurdurdu. Abdullah Gül, ateşle barut bir araya gelecek diye endişelendi. Göstericiler bariyerleri aşıp meydana girmeye çalışacaktı. Kan dökülecekti. Valiyi aradı, “Kaldırın, çok kötü şeyler olacak” dedi. Vali “Aynı görüşteyim ama Sayın Başbakan’ı ikna edemiyoruz. Bir tek siz ikna edebilirsiniz, lütfen devreye girin” diye konuştu. Başbakan’ı aradı. Zor olmakla beraber ikna etti. Bariyerler kalktı o gün.’

O bariyerlerin kalkmasına Erdoğan’ın ne kadar sinirlendiğini ve canlı yayında bunu dile getirdiğini hatırlayalım. Şimdi, Gül de mi uluslararası komplonun bir parçası, Gül de mi hain, Gül de mi Gezici? Ne diyeceksiniz?

BERKİN ELVAN’IN ÖLÜMÜ HAKKINDA:

Gül, Berkin Elvan ölmeden bir gün önce babasını arayıp ‘Sizi takdirle izledim, yapabileceğim bir şey var mı’ demiş. Sami Elvan da ‘Berkin’in vurulduğu anı gösteren kamera kayıtları ortaya çıksın, suçlular cezalandırılsın istiyorum’ demiş. Bunun üzerine Gül talimat vermiş ama gerisi gelmemiş.

Düşünebiliyor musunuz, Cumhurbaşkanı o kaydı bulun diyor, yine de sümen altı ediyorlar! Bu durumda, Gül de mi terörist, Gül de mi darbeci?

ERGENEKON, AHMET, NEDİM, RUŞEN HAKKINDA: Ruşen Çakır’la geçtiğimiz yıl yaptığım röportajda Ahmet ve Nedim’den önce kendisinin tutuklanacağını, bunun son anda engellendiğini söylemişti. Ahmet Sever’in röportajı sayesinde kimin engellediğini öğreniyoruz. Ruşen Çakır kendisiyle ilgili bu duyumu Cumhurbaşkanı Gül’e ulaştırmış, Gül gerçekten böyle bir tezgahın kurulduğunu teyit etmiş ve son anda engellemiş. Maalesef aynı şey maalesef Ahmet Şık ve Nedim Şener için söz konusu olmadı, onlar aylarca hapis yattı. Fakat yine o dönemde bir süper kahraman gibi dolaşan Zekeriya Öz’ün görevden alınmasında yine Gül’ün etkin rolü olduğu anlaşılıyor.

CEMAAT’İN HAKİMİYETİ HAKKINDA: Ahmet ve Nedim’in tutuklanmasından sonra Cumhurbaşkanı Gül memnuniyetsizliğini iki gazeteye demeç vererek ortaya koymak istemiş. Bu gazetelerden birinin Zaman olmasını önemsemiş. Ahmet Sever yaşadıklarını şöyle anlatıyor: ‘Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı Tarabya’ya çağırdı. Ertesi gün tam bir şok yaşadık. Milliyet’te mesaj doğru çıktı. “Kaygı duyuyorum” sözü sürmanşetti. Zaman’da da sürmanşetti ama hiç alakası olmayan şekilde: “Gazeteciler gazetecilik dışında faaliyette bulunmamalı” diye. Ekrem Dumanlı “Efendim, gazeteciler gazetecilik dışında faaliyette bulunabilirler mi?” diye sormuş. Cumhurbaşkanı “Elbette bulunamazlar” demiş. Hepsi bu. Cemaat’in o dönemki ruh hali bu. Hollanda gezisine Sedat Ergin’i davet ettim. Zaman’dan kimseyi almadık. Ekrem Dumanlı bana mesaj attı: “Ahmet Bey, beni yaraladın, haberin olsun! Sedat Ergin orada! Zaman nerede?” Biz her şeyin başındayız gibi bir ruh halindeydiler.’

**

Ahmet Sever, Cumhurbaşkanı Gül’ün partide müthiş bir denge mekanizması kurduğunu, Cumhurbaşkanı olmadan önceki dönemde sürekli Erdoğan’ı frenlediğini anlatıyor: ‘Bazen masanın altından tekme vurarak Erdoğan’ı uyarırmış.’

Eski Cumhurbaşkanı Gül’ün AB yol haritalarını daha çok içselleştirmiş, sağduyulu ve uzlaşmacı bir devlet adamı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Lakin memleket böyle savrulurken, yeterince ses çıkarmaması…

Bunca şeyin farkında olmasına rağmen tekmeyi vurup güçlü bir uyarıda bulunmaması benim nezdimde kabul edilebilir birşey değildir.

Çünkü eğer tüm bu dönüm noktalarında ayağını kapıya koysaydı, ki koyabilirdi, bugün bu kadar kimyamız bozulmazdı.

Bunu da söylemeden edemeyeceğim.

NOT: Ahmet Sever’i kitabından, Çınar Oskay’ı röportajından dolayı kutluyorum. Uzun süre konuşulacak ve hatırlanacak bir iş.