Ahmet Şık'a bak, Memet Ali Alabora'yı gör! Titreyerek kork!

Çünkü böyle bir akıl tutulmasının normal kabul edildiği günleri yaşadık. Yalnız bu günleri geçti sanmayın. Çünkü ortaklık bozulsa da kafa değişmez.
Ahmet Şık'a bak, Memet Ali Alabora'yı gör! Titreyerek kork!

Gazeteci Ahmet Şık 6 Mart 2011'de Ergenekon soruştuması kapsamında tutuklanmıştı.

İşin içinde Sırplar varmış. Sırp bir lider imiş orkestra şefi. Orkestra dediğime bakmayın, örgüt. Milleti sokağa dökerek hükümeti düşürmek isteyen bir örgüt.

Bu örgütün tabii ki Türkiye’de de üyeleri varmış. İki numarası, üç numarası, beş numarası vesaire.

Bu numaralar sayesinde Gezi denen ‘numara’ hükümete çekilmeye çalışılmış!

Efendim şöyle ki… Barışcıl ve pasif direniş eylemleriyle dünya çapında ün kazanan gençlik hareketi Otpor’un kurucusu Sırp İvan Maroviç meğerse Kahire’de bir vesileyle Mehmet Ali Alabora ve oyuncu eşi Pınar ile buluşmuş. O buluşmadan sonra Mehmet Ali ve eşi çok konuşulan oyunları Mi Minör’ü sahneye koymuşlar. O oyunda hayali bir diktatoryal ülkede yaşayan halkın direniş öyküsü anlatılmaktaymış. Eee?

Eee’si şu… Bu oyunu Sırp lider Memet Ali’ye özellikle yaptırmış, bi nevi Gezi’nin provası olaraktan! Çaktınız mı bağlantıyı? Yalnız bu kadarla da sınırlı değil. Tüm bu olayların finansörü iş adamı Osman Kaval imiş. Ama tabii ki meseleye bir yerinden komplo teorilerinin aranan oyuncusu George Soros da eklenmiş. O da Sırp lidere, iki numara Osman Kavala’ya ve tabii üç numara Mehmet Ali’ye en kalbi paracıklarından vermiş ki şey yapsınlar. Ney? Gezi’yi organize etsinler. Hııı. Hükümeti devirsinler sonra da. Ha evet! İşte şimdi aydınlandık.

**

Hazır aydınlanmışken içinizi ateşte unutulmuş tencere dibine döndürmek istemem ama bir kıymetli bilgiyi paylaşmam elzem:

Yukarıda anlattığım hikaye ‘peygamberi kamyonete bindirmekle’ meşhur olmuş Samanyolu kanalının bir dizisinin senaryosu değil.

Yasak olan bir bitkiyi çakmakla yakıp dumanı içine çekmek suretiyle başka aleme atlayan birinin kuşluk vakti muhabbeti de…

Bu ucube hikaye, İsmail Saymaz’ın Salı günü Radikal’de yayınlanan haberine göre bir polis fezlekesinde yer alıyor. İsmail’in haberi sayesinde öğreniyoruz ki, Gezi olaylarındaki ‘dış mihrak’ı tespit etmek üzere meğerse Otpor ile ilgili bir soruşturma açılıyor. Ve bu soruşturmayla ilgili 15 Haziran 2013’te (daha Gezi olayları bitmemişken) Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı İstanbul Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü’ne bu martavalı, bu saçmalığı, bu ıvır zıvırı fezleke diye gönderiyor. Alabora ve Kavala’yı örgüt kurmak ve yönetmekle suçluyor.

Ve ne yapıyor? Kavala’nın, Alabora’nın, onun eşinin ve Mi Minör oyununun yazarı Meltem Arıkan’ın geriye dönük 1 yıllık telefon konuşma dökümlerini istiyor. Evet evet, 1 yıllık telefon görüşme dökümleri! Bütün arayan-aranan, baz istasyonları, abone kayıtları! Organize İşler Şube Müdürü Nazmi Ardıç istiyor, savcı Muammer Aktaş da ‘burada TC için büyük bir tehlike görerek’ veriyor. Sonra ne oluyor? Meçhul! Soruşturma kapanıyor mu, devam mı ediliyor bu konuda bir bilgi yok.

Fakat şunu biliyoruz: Bu polis ve bu savcı 17-25 Aralık operasyonları içinde yer aldıkları, daha doğrusu ‘cemaatçi’ oldukları gerekçesiyle görevden alındı. O sırada Başbakan olan Erdoğan savcı Akkaş için “Senin nereye çalıştığını biliyoruz” diye açıklama yapmıştı.

**

Yalnız çok hayati bir noktanın altını çizmek lazım…

Bu, saçmalığı korkutucu boyutlarda dolaşan polis fezlekesi bir dönemde art arda yazılan ve savcılar tarafından noktasına virgülüne dokunmadan iddianameye dönüştürülen fezlekelere çok benziyor.

Mesela örneklerden bir örnek… Oda TV iddianamesi… Birbirini hiç tanımayan, aynı masada etrafında tek lokma yememiş Ahmet Şık’ı, Nedim Şener’i, Soner Yalçın’ı, Hanefi Avcı’yı, OdaTV’nin editörleri iki Barış’ı ve Yalçın Küçük’ü bir örgütmüş gibi lanse etmemişler miydi? Şık’ın Gülen Cemaati ile ilgili ‘İmamın Ordusu’ kitabını henüz basılmadan toplatmamışlar mıydı?

Sözkonusu savcılar hükümete iliştiği için görevden alınmasa Alabora’nın ve Kavala’nın, aynı Ahmet, Nedim yahut Soner gibi hapsi boylayacağı kesindi.

Çünkü böyle bir akıl tutulmasının normal kabul edildiği günleri yaşadık.

Yalnız bu günleri geçti sanmayın. Çünkü ortaklık bozulsa da kafa değişmez.

Hatırlayın… Oda TV savcıları Ahmet Şık’ı tutukladığında, kitabının peşine düştüğünde “Bazı kitaplar bombadan tehlikelidir” diyen Başbakanımızdı.

Başbakanımız “Bu Gezicilerin arkasında İsrail lobisi var, dış basın var” dediğinde bir tiyatro oyununu örgütsel malzemeye dönüştüren de buyurun bugün cemaatçi diye gönderilen savcılar.

Aynı bağın gülleridir.

Güller şimdilik değişebilir, gül gider zambak gelir. Mühim değil, o kısmı konjonktürel. Lakin bu bağdaki zihniyetin iş dünyasına, yatırımlara, kent planlarına, madenlerin dağıtımına, eğitime, sağlığa, dış politikaya yön vermesi bakidir.

“Korkma titre” değil. Titreye titreye kork. Vallahi öyle.