AKP'nin koparak dökülmesinin aşırı riskli sonucu

Zira bugüne kadar Kürt tarafını 'bir öyle diyorlar, bir böyle', 'biri başka şey söylüyor, çıkıyor diğeri başka şey söylüyor' diyerek önümüze atan devlette 'sıkıntı' var. Büyük sıkıntı var.

Bu biraz ritim, biraz da matematik işi.

Hızlı ya da yavaş o pedalları belirli bir ritim içinde çevireceksin ki, bisiklet devrilmeyecek.

Denklemin taraflarını bozmayacaksın ki, işlem sonuç verecek.

Barış görüşmelerinin, müzakerelerinin kilit noktası, masanın sürekliliğini sağlayacak olan budur.

Çözüm süreci başladığından beri Kürt tarafını ‘çok başlı’, ‘iki maymunlu (!)’ göstermeye çalışan devlet taktiğini hep bu mantık ve bilgiyle eleştirmiştim. Masanın diğer tarafını ‘çok başlı’ göstermenin, kendini güçlü klmak için karşı tarafı ‘ne yaptığı belli olmayan, yönetilemeyen’ bir oluşum olarak sunmanın feci şekilde ters tepeceğini, en başta bu taktiği uygulayanı vuracağını söylemiştim.

Bugün itibariyle çok tuhaf bir durum içerisindeyim.

Zira bugüne kadar Kürt tarafını ‘bir öyle diyorlar, bir böyle’, ‘biri başka şey söylüyor, çıkıyor diğeri başka şey söylüyor’ diyerek önümüze atan devlette ‘sıkıntı’ var. Büyük sıkıntı var.

**

Bugün Kürt tarafından biri kalksa ve şu demeci verse… “Her sabah düne uyananlar bugünü yakalayamaz. 10 binlerce insan hayatını kaybetti. Bunlar bizim insanlarımız, bu yüzden geleceğe odaklanmamız gerekiyor. Nihai çözüme ulaşmak için herkesin sorumlu davranması, yapıcı katkıda bulunması gerekiyor. Dolayısıyla bu süreci sağduyuyla devam ettirmemiz lazım."

Garip karşılanır mı?

Karşılanmaz.

Kürt tarafı devletin ‘tüm öğelerinin’ sorumlu davranmasını istese, hak verilmez mi?

Verilir.

Halbuki bu sözleri 24 Aralık 2014’da Yalçın Akdoğan Kürt tarafını eleştirmek için söylemişti.

Bugün Kürt tarafından biri kalksa ve şu demeci verse… “Ama biz aynı kararlılığı, dürüstlüğü, iradeyi herkesten görmek istiyoruz. Bu mesele, seçim hesaplarına kurban edilecek bir mesele değildir. Biz meseleyi seçim hesaplarıyla ucuz siyasi hesaplarla ele almıyoruz. On binlerce insan hayatını kaybetmiş, akan kan dursun diyoruz, akan göz yaşı dinsin diyoruz, analar ağlamasın diyoruz. Bu, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü için, bekası için bu sorunlardan kurtulmamız gerekiyor. Biz durduğumuz yerde kararlı bir şekilde durmaya devam edeceğiz. Bakalım göreceğiz ne olacak.”

Doğru diyorlar diye kafa sallanmaz mı?

Sallanır.

Halbuki bu sözleri de 25 Şubat 2015’te Yalçın Akdoğan söylemişti. HDP’nin başka, İmralı’nın başka, Kandil’in başka bir tavır takındığını ima ederek.

**

Şimdi neredeyiz? ‘Sürecin mimarı’ olan ve her şeye hakim olduğunu bildiğimiz kişi anayasal yetkilerinin dışına çıkarak hükümetin attığı adımları tasvip etmediğini söylüyor.

Öte yandan… Bülent Arınç ve ona destek verdiğini bildiğimiz Başbakan Davutoğlu, süreci biz yönetiyoruz, izleme kurulu da olacak, 10 madde de diyor. Demeye getiriyor. Getirmeye çalışıyor ya da.

Buna karşılık… AKP’nin içinden ve yandaş medyadan ‘Cumhurbaşkanımıza ayıp ediliyor’ sesleri çıkıyor.

Bu durumda, süreci yöneten devlet tarafı… Yani hükümet, devraldıkları partinin sahibi olan ve elbette ‘normal’ bir Cumhurbaşkanı gibi davranmayan Erdoğan’a rağmen, hem de seçim arifesinde ne kadar ‘dimdik durabilir’?

Bugüne kadar bir çok demokrat dostum tarafından ‘çözüm sürecine inanmak’ suretiyle fazlaca ‘saf’ olmakla eleştirildim. Benim çözüm sürecini desteklememin, AKP’nin niyetine ya da demokrasi anlayışına güvenmekle en ufak bir ilgisi yoktu. Olamaz da. Mümkün olduğunca bisikletin yere devrilmemesi gerektiğini, Kürt siyasi hareketi ile devletin ne olursa olsun konuşmaya devam etmesini çok önemsedim.

AKP ile Cumhurbaşkanı arasındaki ‘çözüm süreci krizini’ (evet, kriz, kusura bakmayın), bu egemenliğin ‘koparak dökülme alameti’ şeklinde görerek mutlu olanlar olabilir.

Bu noktada neşenize ortak olmak yerine, sizi soğuk gerçeklerin sofrasındaki endişeli iskemlelere davet edebilirim. Zira bu matematik denkleminin bozulması, bu bisikletin şarampole yuvarlanması artık uzak bir ihtimal değil. Ülkeyi bu ihtimale yaklaştıracak her adımı aşırı riskli ve aymazca bulduğumu belirtmek isterim.

Bu adımların, bugün itibariyle, ‘sürecin mimarı’ tarafından atılıyor olması ise bir ironiden öte, Makyevelizmin arş-ı alaya varmış halidir.