Aman 12 Eylül'ü yavaş yargılayın

Bir yandan sıkıyönetim zihniyetiyle gazetecilere, akademisyenlere, öğrencilere terör suçları yapıştırın, bir yandan 12 Eylül zihniyetini yargılayın.

12 Eylül’ü 90 yaşına merdiven dayamış iki adam üstünden yargılayıp demokrasi şampiyonu olacağını zannedenler... Aman yavaş yargılayın.
İşkencecilere, faili meçhullere, idamlara onay verenlere, dönemin askeri yargıçlarına, Diyarbakır Cezaevi’ne dokunmayan o iddianameyle yargılamak bir kenara, 12 Eylül’ü bir daha dokunulmayacak fars tipi bir oyuna dönüştürüyorlar.
Bir yandan BDP’ye kapatılma korkusu salın, bir yandan 12 Eylül’ü yargılayın.
Bir yandan sözü olan herkesi içeri tıkın, örgütlenme haklarını ellerinden alın, bir yandan mostralık gibi sadece Kenan Evren’i ve Tahsin Şahinkaya’yı sanık sandalyesine oturtun.
Bir yandan sıkıyönetim zihniyetiyle gazetecilere, akademisyenlere, öğrencilere terör suçları yapıştırın, bir yandan 12 Eylül zihniyetini yargılayın.
Aman yavaş yargılayın. Yavaş olsun ki demokrasiyi iliklerimizde hissedelim. 

***

Bir kere ‘zihniyet’ mahkemede yargılanmaz.
Mahkemede yargılanacak olan, memleketin her yanına yayılan gerçek faillerdir. O failleri yaratan zihniyet ise ancak terk edilir, çıkarılıp atılır.
Sıkıyönetim zihniyetinden soyunduğumuzu kim söyleyebilir?..
Hak ihlallerini, adaletsiz yargılamaları, müthiş terörist tanımlarını, sanattan basına her şey üstünde egemenlik kurmak için yeni yeni yollar icat eden, vatandaşına nefes aldırmayan kamu erkini eleştirdiğinizde size şimdi ne diyecekler? Kenan Paşa’yı yargılıyoruz ya, daha ne istiyorsunuz?..
Siz o zaman şuna karar vereceksiniz, daha bir şey istiyor musunuz?
Demokrasiden, özgürlüklerden ne anlıyorsunuz, siz o zaman ona karar vereceksiniz... 

***

Sünni, Türk, düzcinsel erkeklerin dışında kalanlar için bu ülke 1980’den beri daha yaşanılır bir hale gelmedi.
Ama bizde böyledir, küçük makyaj darbeleriyle haşat surat biraz toparlanır. Böylelikle suratın haşat olduğu da tartışma konusu yapılamaz hale gelir.
Show business taktikleri, malum: “Bakın bakın, mahkemenin önü nasıl da müdahillerle dolup taşıyor, halkım hesap soruyor, millet iradesi ağırlığını koyuyor; bakın bakın, ekrana bakın, izleyin...”
Aman yavaş izleyin, yavaş olun ki tamı tamına görün...
Kürtler anadilde eğitim ister, TRT Şeş’i açtık ya işte, derler.
Adil yargılama yok dersiniz, koskoca adliye sarayı yaptık, medeniyet budur, derler.
Sivas niye zamanaşımına uğradı dersiniz, sanıkların büyük kısmı aslında yargılandı derler.
Kürt sorununda BDP’yle müzakere yapacaktınız hani dersiniz, ama BDP’nin de terör örgütüyle ilişkileri bakımından kapatılması gerekebilir derler.
Hrant Dink’in katilleri ne tür bir örgüt içinde hareket ettiler diye sorarsınız, valla bilemiyoruz, deliller yetersiz derler.
Öğrencilerin protesto hakkı ellerinden alınıyor, onları dövüyorsunuz, tutukluyorsunuz dersiniz, onlar da yumurta atmasın, yumurtadan kadınbudu köfte yapılır derler.
Hapishanelerde kanserin son evresini acılar içinde geçiren binlerce hasta mahkûmun haklarından söz edersiniz, bir saniye derler, Kenan Paşa biraz rahatsızmış, mahkemeye gelmesin!
Yani bizde böyledir, üstü kaval altı şişhane, devletin ağzı bir şeyle sizi meşgul ederken eli kolu başka işler yapar. 

***

Siz şimdi şu 12 Eylül iddianamesindeki ‘sembolik’ kurguya, ‘sembolik’ sanıklara ve bir şakaya dönüşen müdahil listesine bakıp karar vereceksiniz...
Tatmin oldunuz mu? Geçmişinizle yüzleştiniz mi? Katillerden hesap sordunuz mu? Zihniyetten arındınız mı?
Siz bu sabah... Demokrasinin ve özgürlüklerin ülkesine mi uyandınız? Ya da bu dava sayesinde yakın bir gelecekte uyanacak mısınız?