Atatürkçü, paralelci, ve bi de namaza karşı!

Bu mektuplardaki dil, devleti yönetenlerin dili. Bu mektuplardaki fişlemeler devletin fişlemeleri. Devletin yaftaları.

İzmir Hayvanat Bahçesi’ndeki fil Begümcan yellense sorumlusu ‘Ergenekon’ yahut her an herkesin bir sıfat olarak isminin yanında bulabileceği ‘Ergenekoncular’ idi bir zamanlar.

Şimdi onu genişlettiler, Ergenekoncu diye yaftaladıklarına kısaca ‘darbeci’ diyorlar.

Bir de ‘paralel yapı’cılar var, ki onlar ‘darbeci’ de olabiliyorlar.

Hatta hem Ergenekoncu(!), hem ezelden darbeci(!) CHP, paralel yapı ile de işbirliği içine girebiliyor. Bir yandan ‘paralel ile iş tutarken’, öte yandan İsmet İnönü aracılığıyla Atatürk’ü zehirleyebiliyor.

Kafanız hiç karışmasın. Şaka mı demeyin. Aklını mı oynattın demeyin.

Şu anda içinde bulunduğumuz atmosfer bu şekildir.

Devletimizi yönetenler ve onlara yanaşmak suretiyle bir hayat kurma peşinde olanlar toplu bir ‘aklî vaka’ haline gelmiştir.

Hadi seçim sath-ı maîline girildi, hadi “Tutmayın küçük enişteleri” filan diyerek ti’ye alalım, hadi “Bunlar da geçer, gider” diyelim…

Fakat onların yarattığı, onlardan yayılan bir davranış biçimi kamuda, toplumsal hayatta, iş ortamlarında ‘norm’ haline geliyor.

Uydurdukları dil ağızlara yerleşiyor. Zaten var olan ‘fişleme’ ve ‘yaftalama’ huylarını pekiştiriyor.

**

Taze bir örnek sayesinde meramımı daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum.

Biliyorsunuz, İstanbul Üniversitesi’ne en çok oyu alan Prof. Raşit Tükel değil, arada dağlar kadar oy farkı bulunan ikinci aday atandı. Tam da beklediğimiz gibi. Öğrenciler tepkili, pazartesi gece okulu terk etmeyerek protesto eylemi yaptılar. Raşit Bey zar zor ikna edebildi.

Elbette, haksızlığa uğrayan bir tek o değil.

Uludağ Üniversitesi rektör adaylarından (ve halihazırdaki rektör idi) Prof. Dr. Kamil Dilek de en yakın rakibinin iki katı oyu almasına rağmen atanmadı.

İşin ilginç yanı bu süreçte hakkında sistematik olarak yürütülen karalama kampanyasıydı. Bu kampanyayı 300 üyesi bulunan üniversite bünyesindeki Birlik Platformu Eğitim Bir Sen yürütmüştü.

Şimdi bu grubun YÖK’e yazdığı ve Prof. Dilek’in rektörlüğe devam etmemesi gerektiğini anlatan iki mektuptan parçalar paylaşacağım:

**

BİRİNCİ MEKTUP…

-Üniversite rektörünün paralel örgüt mensuplarına tanıdığı tolerans diğer hiçbir gruba tanınmamaktadır.

-Başörtülü öğrencilere önyargılı ve ters bir tavırla karşılık veren hocalarımız mevcutken ve bizler bu durumu yönetime bildirmişken üstü kapalı tehditler devam etmektedir.

-Sol ve marjinal kesimler kendi düşüncelerini rahatça dile getirirken bizim gibi muhafazakar kesimin, seküler toplum karşısında ezilmesi tahammül edilemez bir durumdur.

-CHP’li Nilüfer Belediyesi’ne üniversitenin ortasında kocaman bir alan verilip bedava çorba dağıttırılıyor. AKP’nin hiçbir faaliyetine müsaade edilmiyor.

-Yemekhane çıkışında hemen her gün KESK ve İşçi Partililer yasadışı eylem yapmaktadır. Defol YÖK, Defol AKP İran’a Git şeklinde sloganlar atmaktadırlar.

-Gezi Parkı eylemlerinde kampüste hükümet aleyhine eylem yapan bir öğretim üyesi hakkında rektörlük, hocaya sahip çıkıp olayı kapatma yoluna gitmeyi tercih etmiştir.

-Yerleşke çok geniş olduğundan namaz kılmak sorun olmaktadır.

-Üniversite yerleşkesine girdiğiniz anda askeri kışladan daha fazla Mustafa Kemal resmi ile karşılaşıyoruz. Rektör bey senato toplantısında Nutuk ve Devrim Tarihi seçmeli ders olsun diyenlere ‘Bu dersler benim namus meselemdir’ diyerek sürekli olarak ulusalcı ve marjinal grupların taraftarlarına göz kırpmaktadır.

**

6 Mart’ta yazdıkları İKİNCİ MEKTUP…

-Rektör Rotary kulüpleri ile protokoller imzaladı. Ergenekoncu, ulusalcı ve Roteryan genel sekreterler ile çalıştı. (İsimler veriyor)

-Daima Ergenekoncu ve paralel yapı mensupları dekan ve müdür olarak atadı. (İsimler veriyor)

-Paralel örgütlenme ile ilişkili olarak bilinen (STK isimleri veriyor) gibi sivil toplum kuruluşları ile protokoller imzaladı, onlarla iletişimi sürdürdü.

-Kampüs içinde sürekli KESK ve İP üyeleri YÖK, AKP ve Cumhurbaşkanımız aleyhine eylemler yaptı, yönetim onları korudu, ödüllendirdi.

-Neredeyse hiçbir mütedeyyin kadrolaşma olmadı. Sadece paralel yapıdan öğretim üyeleri havuza dahil edildi.

-Fakülte binaları içinde mescit tahsisi talepleri reddedildi, namaz kılmak isteyen öğrencilere camiye gidin denildi.

-Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersinin adı Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi olarak değiştirildi ve ulusalcı Ergenekoncu zihniyetle yazdırılmış kitap okutulmaya başlandı.

-Yönetimin yüzde 80’i ulusalcılardan, yüzde 20’si paralelcilerden oluşmaktadır.

**

İbreti alem için bu mektupları kayda geçirmek istedim. Kayda geçsin ki deliliğe ve kötülüğe ne kadar yaklaştığımızı hiç unutmayalım.

Çünkü dikkat buyurun: Bu mektuplardaki dil, devleti yönetenlerin dili. Bu mektuplardaki fişlemeler devletin fişlemeleri. Devletin yaftaları. Bu mektuplardaki mesnetsiz itham tarzı devletin tarzı. Bu mektuplardaki çelişkiler üstünde yükselen saçmalama devletin saçmalaması. Devletin öğretisi.

Evet hepimiz biliyoruz, bu delilik dönemi, bu akıl tutulması bir gün geçecek. Fakat topluma sirayet eden kötü huylar daha uzun vakitler baki kalacak. Maalesef böyle.