Atatürk'ü eleştiremeyenler Kohen'e saldırmıştı

"1946'dan sonra günümüze kadar gelen dönemde azınlıkların maruz kaldıkları bütün hazin olayların arka planında üç ana neden yatar."

Geçen hafta İshak Alaton röportajda “Rejimin Türkleştirme ve Türk olmayanları ifna etme politikasının mimarı Selanikli bir Yahudi dönmesi olan Munis Tekinalp’tir (Moiz Kohen)” demişti. Libra Yayınları’ndan ‘Munis Tekinalp: Bir Günah Keçisi’ başlıklı yeni bir kitap çıkaran Rıfat Bali ise buna itiraz ediyordu.

Bali’ye bu itirazının sebebini, Tekinalp’in niçin bir günah keçisi olduğunu sordum.

***

Şöyle tarif etti Tekinalp’i: “O, gayrimüslimlere Türkleşmeleri halinde yurttaş kabul edileceklerini vaat eden Cumhuriyet’e, laikliğe ve Kemalizme gönülden inanmıştı. Türkiye’deki İslami hareketin canlanıp 1950’den itibaren laikliğe ve Kemalizme muhalefet yapmaya başlamasıyla birlikte bu çevrelerde komplo teorisini andıran antisemit bir popüler kanaat gelişmeye başladı.

Bu kanaate göre Sultan II. Abdülhamid, Siyonist lider Theodor Herzl’in Yahudi göçmenlerin Filistin’e yerleşmeleri talebini reddettiğinden bir Dönme-Siyonist-farmason komplosu sonucunda tahttan indirilmişti. Dolayısıyla Osmanlı devleti bu Siyonist komplo sayesinde çökmüştü. Hilafetin lağvı ve laikliğin ‘dayatılması’ ise Lozan Barış Konferansı’na katılan Türk heyetinde müşavir sıfatıyla yer alan Osmanlı’nın son hahambaşısı Haim Nahum’un İsmet Paşa’yı kandırmasının sonucuydu. Cumhuriyet’i kuran ve ‘laikliği dayatan’ Mustafa Kemal Selanikli, başka bir tabirle, Dönme idi. 1936’da Kemalizm kitabını yayımlayan, kitabın bir bölümüne ‘Kahrolsun Şeriat’ başlığını koyan ve de Munis Tekinalp adıyla tanınan şahıs aslında Moiz Kohen adında bir Yahudi’ydi.

Bütün bu unsurlar yan yana getirildiklerinde laikliğin Yahudi liderlerin Türk halkının arzusunun aksine topluma zorla yerleştirdikleri bir ‘dayatma’ olduğu aşikârdı. Hiçbir unsuru gerçek olmayan bu antisemit komplo teorisine inanan çevreler 5816 sayılı ‘Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’ nedeniyle Atatürk’ü açık bir şekilde eleştiremediklerinden Munis Tekinalp’i günah keçisi ilan etmeyi tercih ettiler.”

***

Bali’ninki akla yatkın bir argüman. Çünkü Tekinalp, İttihatçılar arasında çok önemli bir yere de sahip değildi. Günlüklerinde bunun emarelerine rastlamak mümkün. Dolayısıyla faturanın ona kesilmiş olması biraz da Selanikli bir Sabetayist olmasından kaynaklanıyor.

***

“Peki” dedim, “Rıfat Bey, rejimin gayrimüslim politikaları size göre nasıl oluştu, mimarlar kimdi?”
Öncelikle Bali, gayrimüslimlere yönelik tayin edilmiş ‘sistematik bir kötü muamele’ olduğunu düşünmüyor. Şöyle izah ediyor: “Tek parti döneminde azınlıklar ticaret ve sanayi âleminde halen ‘görünür’ idiler. Bu ‘görünür’ olma gayrimüslimleri birer ‘yurttaş’ yerine birer ‘gayrimüslim’, kendilerini de ‘bu vatanın asli sahibi’ olarak gören dönemin liderleri ve de toplumu tarafından kabul edilemedi. Edilemediği için malum olaylar cereyan etti. 1946’dan sonra günümüze kadar gelen dönemde azınlıkların maruz kaldıkları bütün hazin olayların arka planında ise üç ana neden yatar:
(a) Azınlıkların aktörü olmadıkları ve de kontrol edemedikleri ulusal ve uluslararası konjonktürdeki olumsuz gelişmelerden (örneğin Kıbrıs ihtilafı, ASALA’nın cinayetleri, İsrail-Filistin sorununun yarattığı savaşlar gibi) etkilenmeleri ve çaresiz birer rehin veya rehineye dönüşmeleri,
(b) Nüfuslarının son derece azalmış olması sebebiyle ‘azınlık oyları’nın milletvekili seçimlerinde hiçbir belirleyici öneme sahip olmaması,
(c) Seçim sonuçlarını asıl belirleyen kitlenin milliyetçi ve muhafazakâr çizgideki seçmen kitlesi olmasından ötürü iktidarların azınlıklar lehine kararlar almaya cesaret edememeleri.”

Bali’nin bu ikinci argümanıyla ilgili yorumu sizlere bırakıyorum. Sizlerin katkılarıyla bu konuya devam edeceğim.