Ateistler mi daha fedakâr, dindarlar mı?

Chicago Üniversitesi'nden bir nörobilimcinin yaptığı araştırma Kanada, Çin, Ürdün, Güney Afrika ve Türkiye'den 1170 ailenin yaşları 5 ila 12 yaşında değişen çocuklarına odaklanmış.

İnançsız katiller vardır. Tıpkı dindar katliamcılar olduğu gibi. İnançsız hırsızlar, baskıcılar çoktur. Tıpkı hırsız ve baskıcı dindarlar olduğu gibi. Tarihin unutmak istediği inançsızlar vardır. Tıpkı hiç gelmeseydi diyeceğimiz dindarlar gibi. Dünyada her ikisi için de bir çok örnek bulunabilir. Çünkü insan doğası böyle çetrefil bir ruh ikliminin coğrafyasıdır.

Yalnız mesela, inançsızlığını yaymak, herkesi ateist yapmak, dünyanın bir yerinde ateistlerden oluşan bir yay oluşturmak, bir ateist halifeliği, bir ateist devleti kurmak üzere kılıç kuşanan, kafa uçuran yoktur.

Bunun kıymetsiz bir veri olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır.

Onun dışında iyi kalpli dindarlar olduğu gibi, iyi kalpli inançsızlar da çoktur. Altruizm de, fedakârlık da insanın doğasında mevcut olan bir kavramdır vesselam. Kendi çıkarını öncelemeden başkasına el uzatmak, empati kurmak yani. Dinlerin temel öğretilerinden biri gibi görünse de aslında inançsızların hayatı idame ettirme haritası da bu fikir üzerinden şekillenir.

Bakın şimdi ilginç bir araştırmadan söz edeceğim. Current Biology adlı dergide yayınlandı, geçtiğimiz haftanın sonundan itibaren The Economist’ten başlayarak tüm ana akım medyaya yayıldı.

**

Olay şu: Chicago Üniversitesi’nden Nörobilimci Jean Decety din ve altruizm arasındaki bağıntıyı anlamak üzere bir laboratuvar çalışması yapmış. Buna göre Kanada, Çin, Ürdün, Güney Afrika ve Türkiye’den 1170 ailenin yaşları 5 ila 12 yaşında değişen çocuklarına odaklanmış. Katılımcı 1170 aileden 510’u kendisini Müslüman, 280’i Hıristiyan, 29’u Yahudi, 18’i Budist ve 5’i Hindu olarak tanımlıyormuş. 323’ü herhangi bir dinle ilişkisini olmadığını belirtirken, 3’ü agnostiğim demiş.

Psikiyatristlerin altruizmi ölçmek üzere kullandığı bir test var. İsmi ‘diktatör oyunu’. Şaka değil ama müstehzi bir gülümse oturursa dudaklarınıza kabulümdür.

Deneye dönersek… Dr. Decety her çocuğa 30 adet yapıştırma (sticker) verir ve 10 tanesine sahip olabileceğini söyler. Seçimini yapan çocuğa okulda tüm çocukların oyuna katılması için zaman olmadığı ama eğer isterse kendi 10 yapıştırmasından bazılarını istediği okul arkadaşına verebileceği, böylece onların da oyuna katılabileceği anlatılır. Çocuğun kendine ait 10 yapıştırmadan kaç tanesini arkadaşlarına verdiği onun altruizm, bir nevi fedakârlık seviyesini gösterecektir.    

Bu deneyin sonucunda anlaşılır ki; herhangi bir dine inanmadığını belirten ailelerin çocukları dindarlara göre kayda değer biçimde daha cömerttir. İnançsızların çocukları ortalama 4.1 yapıştırmayı arkadaşlarına verirken, dindarların çocuklarında bu oran 3.3 yapıştırmaya düşer.

Halbuki deneyden önce görüşüldüğünde dindar aileler, çocuklarının inançsız ailelerinin çocuklarına oranla kesinlikle daha hassas olduğunu belirtmiştir.

Bu deneyin sonuçları tam da bu yüzden önemli.

İnançsızların dindarlardan daha fedakâr ya da cömert olduğunu gösterdiği için değil. Çünkü bilimsel olarak bu önermeyi kurabilmek için nedenselliğin tüm diğer faktörlerden arındırıldığı ve aynı sonucun ortaya çıktığı başka deneylerin de yapılması gerekir. Okey.

Fakat dindarların kendilerini inançsızlara göre “daha fedakâr”, “daha cömert” varsaydığı ve gerçekte ‘kazın ayağının hiç de öyle olmadığı’ durumlar bu fani dünyada ekseriyetle karşımıza çıkmaktadır.

İnançsızlık siyasetin en tepesinden topluma bir melanet olarak sunulur.

**

Bakınız ateistler bu ülkede nasıl insanlardır?

"Bir yazar çıkıyor 'CHP'ye oy vermeyen bidon kafalıdır' diyor. Yüzde 60'ı aptaldır diyor. Niye? Çünkü CHP ile ateistlere onlarla birlikte hareket etmeyenlere yakıştırdıkları bu.” (2011)

“Sayın Kılıçdaroğlu, sen bizden, muhafazakar demokrat parti kimliği sahibi AK Parti’den, ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun? O belki senin işin olabilir, senin amacın olabilir. Ama bizim böyle bir amacımız yok. Biz muhafazakar ve demokrat, milletinin, vatanının değerlerine, ilkelerine, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştireceğiz.” (2012)

“Ankara’da bir bulvar açtık. Kimlere rağmen o solculara rağmen, o ateistlere rağmen. Bunlar ateist, bunlar terörist. Ama CHP bunlara bizim gençler diyor. Bizim sevgili gençlerimizin elinde molotof kokteyli olmaz. Bilgisayarı, kalemi olur." (2014)

 “Bakıyorsunuz şu anda, Müslüman olduğunu söyleyen, fakat farklı mezhepten olduğu için, ülkemdeki terör mücadelesinde ateist olanları dahi savunanların olduğunu gördüğümüz bir dünya var. Ama öbür tarafta terörist, aynı zamanda ateist olan örgütleri bu mezhep farklılığından dolayı savunanları görüyoruz.” (2015) 

“Bizim Kürtler ile olan ilişkimizi, muhabbetimizi ancak ve ancak Türkler ve Kürtler olarak biz tanımlarız. Marjinal, ateist, inançsız, bu toprakların değerinden kopuk akımlar çıkıp da bizim birbirimize olan muhabbetimizi yeniden tanımlayamazlar.” (2015)

“Şimdi çıkmış dağdan birileri konuşuyor. Aman ya Rabbi. İmralı, İslam’ı çok iyi bilirmiş Ya bunlar ateist, bunlar Zerdüşt. Bunlar değil mi, ‘Taksim Kabe’mizdir’ diyenler?” (2015)

İşte, Cumhurun reisinden, bitmeyen ve bitmeyecek olan bir potpuri dinlediniz.

Bunun kulaklara kazındığı bir ülkede inançsız insanların bırakın dindarlardan daha fedakâr olduğunu, ‘insan’ olduğunu anlatmak bile hayli efor gerektirir.

**

Yine de denemek lazım tabii.

Başkanı Cumhurbaşkanı’na hakaretten yargılanan Ateizm Derneği de deneyenlerden. Change.org’da bir kampanya başlattılar.

Şöyle diyorlar: “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne ve Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olarak, ülkemizde süregelen dinsel baskılara karşı... Çocuk haklarını ihlal eden, her fırsatta dile getirilen "Tek Din" damgasına karşı... Ateistliğin ve dinsizliğin bir aşağılama aracı olarak bilinçli olarak kullanılmasına karşı... Yasal düzenlemelerin eksikliği dolayısıyla toplumsal baskıyla insanların inanmama haklarının gasp edilmesine karşı... Ateist ve dinsizlerin toplumdaki yerlerinin görmezden gelinmesine, yasal düzenlemelerin geciktirilmesine karşı... Laik olduğu iddia edilen vatanımızda, var olduğumuzun ve kardeşçe yaşadığımızın görülmesini istiyoruz. Ateizmin ve/veya dinsizliğin bir aşağılama aracı olmamasını, ve yasal olarak tanınmasını istiyoruz. Siyasetçilerin "Ateistler bile..." diye başlayan ayrıştırıcı, ötekileştirici açıklamalar yapmaktan kendilerini alıkoymalarını istiyoruz. Sadece azınlık vakıflarının değil, ateist, agnostik, deist, hümanist, hür düşünceli ve inanç özgürlüğü savunucularını da kapsayan sivil toplum kuruluşlarının da yasal olarak "Gayrimüslimler" arasında değerlendirilmesini ve karar mekanizmalarında söz sahibi olmasını istiyoruz. Kanun karşısında eşit muamele görmek istiyoruz. İnançsızlığımızı dile getirdiğimizde toplumun bir kesiminin inandığı değerlere hakaret etmiş muamelesi görmek istemiyoruz. Elimizi taşın altına koymak istiyoruz. Kamu görevlisi olursak fişlenmemek, çalıştığımız işyerinde dışlanmamak, sokakta gezersek taşlanmamak istiyoruz. Ayrıştırıcı bir uygulama olan, kimlik kartlarındaki din hanesinin kaldırılmasını istiyoruz. Yeni doğan bebeğin kimlik kartına otomatik olarak hakim dinin mensubu yazılmasını istemiyoruz. Öldüğümüzde bedenimizin yaşarken benimsemediğimiz değerlere göre işlem görmesini istemiyoruz. Unutulmamalı ki, barış içinde bir toplum, kendi içindeki gerçeklere sırtını dönemez. Neye inandığınızın veya inanmadığınızın önemi yok, hoşgörüye inanıyorsanız, siz de destek verin.”

Şimdi başa dönün. Psikiyatristlerin, inançsızlar ve dindarlar arasındaki fedakârlık seviyesini ölçmek için kullandığı diktatör oyununu düşünün.

Sonra da derneğin eşit bir toplumda en temel insan hakkı sayılabilecek taleplerini gözden geçirin.

Önce kendinize, sonra çevrenize bakın.

Elinizdeki “o çıkartmalardan” kaçını sizin gibi olmayanlara verirsiniz? Ya da sizce “kimler” size çıkartmalarını vermeye daha yatkındır?