scorecardresearch.com

'Bakara-makara'yı emsal gösterdik

'Dini değerleri aşağılamak'tan ceza alan ve hükmün açıklanması ertelenen Ekşi Sözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu, "Mahkeme beni susturmayı başardı gibi. Farklı fikirlere tahammülsüzlük boyut atladı" diyor. Kapanoğlu'nun ceza kararına itirazında ise 'Bakara-makara' örneği var.
'Bakara-makara'yı emsal gösterdik

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Neden 

En eski sosyal medya mecralarından Ekşi Sözlük’ün kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Sedat Kapanoğlu, avukat Canan Tan, Fazıl Say ve Sevan Nişanyan’dan sonra 216. maddeden (216/3) yani ‘halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılamak, bu fiil ile kamu barışını bozmak’ suçundan ceza aldı. Sebep Ekşi Sözlük’te din kavramı ile ilgili fikir ve eleştirilerini paylaşmasıydı. Kapanoğlu’nun yaşadıkları ‘yeni 301’imiz’ haline gelen 216. maddenin keyfiyete göre nasıl etkili bir sansür aracına dönüştüğünün iyi bir kanıtı.
 

Başınıza gelenin hukuki tarifi nedir?


Ekşi Sözlük’te yazdığım dinle ilgili metinlerden dolayı yargılandım ve ceza aldım. Nasıl bir ceza… Önce şu farkı anlatmak gerek: Bir ‘cezanın ertelenmesi’ var, bir de ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’. Bu da bir nevi erteleme ama hükmü açıklamayarak aslında davayı bitirmiyor. Benim başıma gelen bu. Önümdeki 5 yıl içerisinde aynı suçu işlersem hükmü açıklayacak. Halbuki kovuşturmanın ertelenmesi ya da beraat vermesi gerekiyordu çünkü yazdığım yazıların tamamı 2011 ve öncesine ait. Yani 3. Yargı paketinde buna imkân veren maddenin kapsamında var. Bu arada Ekşi Sözlük yazarı olan 40 kişi aynı davada yargılandık. Bir kişiye beraat, geri kalan 37’sine kovuşturmanın ertelemesi verdi, bir tek ben ve bir kişi daha hükmün açıklanmasının geri bırakılması aldı.

Bunun sebebi nedir?

Hâkim açıklamıyor ki yazılı olarak, bilmiyorum. Ağır eleştiri sıralaması yapılsa benimki sözkonusu yazılar arasında hafif olanlar arasında sayılır. 

Peki asıl meseleye gelelim… Ekşi Sözlük’teki hangi yazılarınız nedeniyle ceza aldınız?

Davaya sebep olan yazdıklarımın konuları Tanrı kavramı, din, dinlerde ceza şeklindeydi. Bu konularla ilgili eleştirel yazılar yazmışım ama hiçbirinde hakaret yok. Zaten Tanrı ile ilgili yazdıklarım belli bir dine özel değil. Dinle ilgili olanlar da zaten fıkıhta olan, tartışılan konular. Yani benim kafamdan uydurduğum tartışma konuları değil. Fakat şu anda bundan daha fazla da ayrıntıya giremiyorum ne yazdığımla ilgili.

Neden?

Demokles’in ceza kılıcını kafama diktikleri için. Bunları yazdım diye detaylı anlatırsam bir daha aynı ‘suçu’ işlemiş sayılabilirim, ya da sayılır mıyım emin değilim. O nedenle risk almıyorum. Ben sözkonusu eleştirileri yazdığım dönem ne hakaret kastı güdüyordum ne de bu konularda yargılanabileceğime dair bir ihtimale kafamda yer ayırmıştım. Bir sıkıntı olmaz diye düşünüyordum. Çünkü böyle şeyler bu uslupla tartışılır. O metinlerde alaycı ya da küçümser bir ifade dahi bulamazsınız. İki din adamı da arasında bunları konuşabilir, yine benim yazıdaki uslubumla. Ben de zamanında böyle düşünerek yazmıştım fakat şimdi bunlar suç konusu edildiği ve ceza ertelendiği için bir daha aynı şeyler nedeniyle ceza alırsam hapse girme ihtimalim var. Dolayısıyla mahkeme bu kararıyla beni susturmayı başardı gibi.

Mahkeme size tam olarak ne dedi?

216’ncı maddeyi işletti. Yani dedi ki; halkın belli bir kesiminin benimsediği dini değerlere hakaret ettin. Yazdığım şeylerde bırakın hakareti, halkın belli bir kesiminin benimsediği din dahi yok. Dava açılan 40 kişiden birinin aynı konu içerisinde hem Hıristiyanlığı hem Müslümanlığı rencide ettiği iddiası var. Hıristiyanlığı aşağıladığı söylenen kişi de savunmasında Hıristiyan olduğunu, yazdıklarının hakaret içermediğini, kendi dinine hakaret etme niyeti olmadığını anlattı. Duruşmanın bazı yerlerinde isyan edenler oldu, ‘Yahu ben bu yazdığımla aslında dini savunuyorum, niye buradayım’ diye…

40 kişinin yazdıklarının hepsinden siz mi sorumlu tutuldunuz acaba?

Ekşi Sözlük yıllardır Twitter gibi Facebook gibi bir mecra olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Yani biz yönetim kurulu olarak Ekşi’de yazılanlardan sorumlu değiliz, sadece bir yazma ve depolama alanı sağlıyoruz. Yazılanların ne editörlüğünü yapıyoruz ne de bir editör istihdam etmiş durumdayız. Aynı Twitter gibi. En temel farkımız şirketimiz burada kurulduğu için Türkiye’nin ceza kanunlarına ve özgürlük anlayışına tabi olmamız. Yine Ekşi Sözlük olanaklar el verdiği sürece fikir özgürlüğünün en rahat yaşandığı yerlerden biri olarak görülür çünkü farklı görüşlerden kimseler buluşup tartışabilir. Biz de hukuken sıkıntı yaratmadığı sürece her tür içeriğe izin veririz.

Bu davanın açılmasına mahal veren şikâyetçi kişi kim?

Ali Emre Bukağılı… Daha önce Richard Dawkins’in kitabıyla ilgili yayınevi ve daha sonra Fazıl Say hakkında da şikâyetçi olmuştu. Adnan Oktar ile yakınlığı bilinen biri. Adnan Oktar ile bizim hikâyemiz çok zaten. Defalarca bana dava açtı, hakaret ettiğim gerekçesiyle. Çünkü ona yobaz ve cahil demiştim. Mahkemede kendisinin yobaz ve cahil olduğunu kanıtladık, dolayısıyla hakaret değil gerçeklerin tespiti haline geldi sözlerim. Beraat etmiştim.

Yargılandığınız 216’ncı maddede halkın bir kesimini diğerine karşı tahrik ederek kamu için açık ve yakın bir tehlike oluşturma şartı var. Siz bu şartı nasıl yerine getirmişsiniz hâkime göre?

Dediğim gibi hâkimin yazılı bir gerekçesi yok ama gayet açık ki yazdıklarım nedeniyle kamu için bir tehlike oluşmuş değil. Benim Ekşi’deki yazılarım nedeniyle memleket ateşe filan verilmedi. Somut olarak bir tehlike yaratmış olmam gerekiyordu. Güncel bir örnek… “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” diyen adam için bir mahkeme takipsizlik kararı verdi. Nasıl? Bu cümleyle kamuya tehlike oluşmadı diyerek. Dolayısıyla aslında sırf bu somut tehlikenin yokluğu nedeniyle kovuşturmanın ertelenmesi kararı vermesi gerekiyordu. O yüzden verdiği karar hukuksuz bir karar.

Peki bu karara itiraz ettiniz mi?

Elbette. İtiraz dilekçemizde de ‘Bakara-makara’yı emsal gösterdik.

Gerçekten mi?

Tabii tabii. Çünkü “Açıyorum Google’ı, Bakara-makara bişey sallıyorum” diyen Egemen Bağış hakkında, tehlike oluşmadığı için ortada suç yoktur diye takipsizlik verildi. Ki çok da doğru bir karar. Çünkü suçun gerçekleşmesi için gerekli şart, somut tehlike oluşturmak.

Dinle ilgili yazdıklarınızın sorun yaratacağını tahmin etmeyecek kadar bu ülkeyi tanımadığınızı düşünüyor musunuz?

Benim tanıdığım ülkenin çok değiştiğini düşünüyorum. Ben bunları yazdığım zaman 2007 yılıydı, hatta 2004’te yazdıklarım bile var. Bu konuları tartışmanın hep belli bir seviyesi vardı. Şimdi deniliyor ki bu konuları hiç açmaya yeltenme. Zaten ben yeltenemem. Çünkü yaparsan sana patlatırız bir şey deniliyor. Yani ben bunu anlıyorum. Artık kesinlikle sınırlarımı bilmiyorum.

Nasıl yani?

Ne dersem suç sayılır, ne dersem eleştiri sınırları içinde kalır, ne dersem fikir ifade özgürlüğü kapsamına girer… Bunların arasındaki ayrım şu anda benim tarafımdan bilinmiyor! Çünkü hakkımda verilen kararın mantıksal bir dayanağı yok. Bu demektir ki bana ve dünyada birçok ülkenin hak ve hukuk anlayışına göre sıradan ve son derece normal sayılabilecek eleştiriler bu devlet tarafından suç sayılabiliyor. E o zaman bu devletin bir daha hangi sözümü yine suç sayıp saymayacağını bilemem. Deneyip öğrenme taraftarı da değilim açıkçası. Hatta geçmişe yönelik dinle ilgili yazdıklarımı da sileyim diye düşündüm. Çünkü ortada bir de Fazıl Say örneği var. Son derece yaygın bilinen bir alıntı yaptığı için ceza aldı. Ve ben mesela Fazıl Say’ın yaptığı alıntının ne olduğunu bile gazeteye söylemekten imtina ediyorum işte şimdi. Devletin 216’ncı maddeyi kullanmaktaki amacı da bu bence.

Nedir amacı?

Kendi nezdinde sakıncalı bulduğu konuların hiç konuşulmamasını sağlamak. Susturmak. Benim bu düşürüldüğüm durum, tam olarak istenilen durum. Bana diyorlar ki, devlet her zaman böyleydi, istemediğini sustururdu. Tamam ama bence farklı fikirlere tahammülsüzlük boyut atlamış durum. Susturma işi belli bir sistematik içinde ve seri biçimde hallediliyor. Örneğin bizim dava aralıkta görülmeye başlandı, nisanda sonuçlandı. 40 kişiyi ışık hızıyla yargıladı. Din konusunda fikir beyan ettiği anlaşılan bu kişilerin bir daha bir şey yazarken 40 kez düşüneceği, örneğin benim önümüzdeki 5 yıl beyan etmeyeceğim ortada.

Bu davanın sonucu Ekşi’deki diğer yazarlarda tedirginlik yarattı mı?

Bu sadece Ekşi Sözlük meselesi değil, bir ülke olarak kan kaybediyoruz. İfade özgürlüğü son dönemin en çok darbe alan değerlerinden, temel haklardan biri. Elbette Ekşi’deki yazarlardan da tedirgin olanlar olabilir. Twitter’da da daha temkinli davrananlar olduğu gibi. Hukuksuz ama tertemiz bir sansür sistematiği ile karşı karşıyayız.

Alabildiğiniz bir önlem var mı bu sistematiğe karşı?

Yok elbette. Ama davanın özelinde ilk etapta itirazımızın kabul edilmesini bekliyoruz. Olmazsa Anayasa Mahkemesi ve AİHM’ye kadar davayı takip edeceğiz. Bu arada şimdi sana bu anlattıklarım yüzünden de nasıl bir lince maruz kalacağımı bilmiyorum, bir de işin bu yanı var.

Ne var şimdi linç edilecek?

Mantıklı bir sebep olmasına gerek yok. Benim için olağan hale geldi, ne desem hatta ne demesem sosyal medyada bir kesim tarafından linç ediliyorum. Dinle ilgili yazdıklarım çıkarılabilir ya da milliyetçiler “Ülkeni AİHM’ye şikâyet edemezsin” diyebilir. Her şey olabilir artık.

http://www.radikal.com.tr/1193853119385330

YORUMLAR
(30 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

paradoks - qualm

"köy kahvesi gibi benimle alakasız yerlerden uzak dururum" ve "düşman gibi görme insanları akp bu yüzden aldı başını gitti" cümlelerindeki çelişkiyi anladığın zaman, oturup konuşalım istersen. Ben zaten bu insanlardan kopmak istemiyorum, benim de söz hakkım olsun diyorum. Çünkü biliyorum ki aydınlık zihinler, sorgulayacak ve zamanla güçlenecektir. Ama adam yasalarla engelliyor bunu. Görmek istemeyen, göremeyen insandan daha kördür. Benim derdim göremeyenler ile değil görmek istemeyenlerle. Son kez söylüyorum; Ben Allah yok Muhammed yalancı dersem suç işlemiyorum ama Muhammed'e veya Allah'a hakaret edersem elbette suç işlemiş olurum. Ama bunun cezası 5 yıl hapis değildir. 1 ay sosyal hizmet verirsin, ne bileyim çöpleri toplasın. Hapis nedir arkadaşım nedir bu sert devlet anlayışı ve sonra da "oh iyi oldu" caniliği..

sivilce - qualm

Öncelikle pskolojik analize ihtiyacım olmadığını ve bu tartışmayla hiç bir alakası olmadığını belirtmek isterim. Akıl sağlığım oldukça yerinde, belki de gereğinden fazla yerinde. Zaten sorun bu. Bana ergen dedikçe, aklıma kafasının ermediği olayları ergenlik yapma diye kestirip atan cahiller geliyor. Aşırı gerçekçi insanlar başkalarının hayallerini yaşarlar unutma. Ekşi sözlük AKP sempatizanları tarafından işgal edilmiş durumda ve kurulduğundan beri takip etmeme rağmen son 3-4 yıldır hiç girmiyorum bile. Ancak orası makro ölçekte bir köy kahvesi. Ve ben köy kahvesine de ekşi sözlüğe de değer veririm. Esas oralardan kopmak AKP'yi güçlendirir. Ben toplumun genelinden daha zeki miyim bilmiyorum ancak eğitim düzeyim ve araştırma merakım oldukça yüksek. Bu araştırmalarımı ve keşiflerimi dilim döndüğü kadar insanlara anlatmaya çalışıyorum. Aydın olmak bunu gerektirir. Yeri gelir idam edilirsin, yeri gelir dışlanır, eziyet çekersin. Benim büyük doğrularım veya keskin ahlaki değerlerim yok. Her şeyi tartışmak, tartışabilmek isterim. Ama buna izin verilmezse bir organım eksikmiş gibi hissetmem gayet doğal. Eh buna da özgürlüğün kısıtlanması diyebiliriz. Farkettin mi bilmiyorum ama konudan saptın, muhabbeti alakasız yerlere getirdin.

qualm - user390181

gerçekten yeni ergen gibi davranıyorsun. o dönemi atlatmamak belki başka bir düşünce ve ruh hali yaratıyordur bilmiyorum. fakat sana zorla bişey yaptırmak istemiyorum, elinden bişey almıyorum. ruh halini incele bak, ergen hali bu. kimse sana düşman değil. bir de böyle bak. köy kahvesine asla gitmedim, gitmem de. konuşacak bir şeyim yok, sen de gitme,yi ver, her yerde herşey konuşulmaz. dünyayı takmıyorum dersen, hiçbir acıyı anlamam, hiçbir ahlaksız durumu görmem de demiş oluyorsun. ben elinden birşey almıyorum, yasaklamıyorum, o kadar gücüm de yok, olsa da yasaklamam seni. düşman gibi görme insanları. bu yüzden akepe aldı başını gitti. insanlar horlanmak istemiyor. ben senden akıllıyım, herşeyi bilirim tavrını istemiyor. yalana, iftiraya, onursuzlaştırmaya sonuna kadar karşıyım ve bunları oldukça da kafama takıyorum. ekşi sözlük yalanın savunucusu oldu. gerçek kaynaklara ulaşırsan göreceksin. o site ayrıca ticari bir site. kapitalizmin gereklerini yapıyor. bu kadar da savunmayın, yalanların satışını. yalanın, iftiranın, hor görmenin, küçümsemenin, dünyayı takmam tavırlarının olmadığı bir dünya istiyorum. kendi çevremde de bunu yaşatıyorum. köy kahvesi gibi benimle alakasız yerlerden uzak dururum.

özgürlüğüm, özgürlüğün - qualm

Saygı duymamak hoş bir davranış olmayabilir, ama suç değildir. Sende benim görüşlerime saygı duymuyorsun mesela ama bu suç değil. Birbirimize saygı duymak zorunda değiliz. 30 yaşındayım ne ergenliği komik olma lütfen. Toplum umrumda değil çünkü toplum da beni umursamıyor, görüşlerime değer vermiyor. Git bir köy kahvesine Tanrı yok de, iyi ihtimalle dayak yersin. Ben zaten böyle bir ortamda yaşıyorum, dışlanmışım. Bana zaten görüşlerimi ifade edebileceğim, sosyal platform olarak bir tek internet kalıyor. Sende bunu elimden almaya çalışıyorsun. Çok kıymetli Tanrın ve peygamberine dil uzatmıyorum, bana saçma geliyor bence hepsi yalan diyorum, kafir diyorsun. Ne yapayım sen söyle. Çenemi kapatıp oturayım değil mi, zaten mahkemede bunu söylüyor. Ayrıca eksisozluk sitesine girmezsin kardeşim, twitterde sessize alırsın, facebookta arkadaş listenden çıkararsın beğenmiyorsan, ama yok illa dayatma, illa şiddet, hapis...

qualm - user390181

yani hapis cezası olmalı ancak öyle uyduruk da olsa saygı duyar gibi yaparım mı diyorsun? saygı zorunluluktandır, sen sevgi ile karıştırdın heralde. toplum umrumda değil diyen biri henüz ergenlik bunalımındadır. yetişkin biri olamaz, çünkü "anlamanı beklemiyorum" diye yazmış bir yorumunda. buradan da anlaşılıyor. akepeli değilim, dindar değilim, tarikatçı vs de değilim..sana hak vermeyince illa bunlardan biri olunması gerekiyorsa, değilim. hapis cezasının olmadığı ortamda herkes istediğini söyleyebilir diyen birine neden yazdım bilmiyorum (anlayamıyorum)

kendine müslümanlar - qualm

Hakaret dediğin şeyi doğru tanımlaman lazım. Ben bilimsel olarak ispatlanmamış bir olguya hakaret edersem, havada resim çizmiş olurum. Ama seni tahrik etmeye yetiyor ve bu biriktirdiğin nefretin boyutunu gözler önüne seriyor. Ayrıca dine veya Tanrıya hakaret, benimle Tanrı arasında, seni ilgilendiren bir durum yok. Muhatabım Tanrı benim, sen Tanrının avukatı mısın, var mı vekaletnamen. Dini gönderen de tanrı olduğuna göre sen yine muhatap değilsin. Demokrasi ile İslam bu yüzden beraber yürümüyor, adam Hakim dahi olsa inançlarına yenik düşüyor, objektif olamıyor. Objektif olamayan bir yargı, yargı değildir, adil hiç değildir. Adaletmiş, peh. Adalet olsa milyonlar çalan hırsızlar yerine açlıktan simit çalanlar içeride yatmazdı!

iyi ki kanun hukuk var - ahmed2120

Artık hakaret edebiliyor mu? Hayır. O zaman neymiş? Hukuk terbiye ediyormuş. Bu ne demek? Kanun var, hukuk var çok şükür. Kanun sadece belli bir kesim için yok herkes için var. "Kanun bize dokunmasın" o zaman özgürlük var, kanun size dokununca özgürlük yok. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derler adama.Ayrıca nefret dolu üsluptan bu millet hoşlanmaz, hele ki bu dinine, Kitabı'naysa. Dinini savunmak yobazlık değildir, sadece insan hakkıdır. Hani şu sizin hiç ağzınızdan düşürmediğiniz "insan hakları".