Baransu'ya yapılan hak ihlaline ses eden yok mu?

Şu kadarını bile olamadınız, dengeler bugünden farklıyken Baransu'ya kol atan, onu bir tetikçi gibi kullananlar...

Bu da bize kaldı, iyi mi.

Yıllarca birlikte çalıştığı arkadaşları karakterlerinin tüm defolarını alenileştirmek istermişçesine susuyor, “Bu kadarı da olmuyor” diyemiyor da…

Yıllarca o arkadaşların da içinde bulunduğu Taraf gazetesinin manipulatif haberlerinin yarattığı mağduriyetleri somut vakalarla anlatan bizler diyoruz:

Evet, “Bu kadarı da olmuyor.”

Balyoz belgelerini bir bavul içerisinde Taraf’a getiren muhabir Mehmet Baransu, 100 günü aşkın süredir hapis.

Ama ne hapis…

Avukatı dışında eşiyle dahi doğru düzgün görüştürülmüyor. Eşi görüşmek için cezaevine gidiyor, saatlerce bekliyor, bekletiliyor, sonuç itibariyle 10 dakika dahi kocasını göremiyor.

100 günü aşkın süredir tek başına bir hücrede tutuluyor.

Daha önce Ergenekon sanıklarının bazılarına da uygulanan bu yöntemin ciddi bir insan hakkı ihlali, bir nevi işkence olduğunu anlatmama gerek yok sanıyorum.

**

Mehmet Baransu hangi suçlamayla tutuklandı?

- Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak

- Devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgeleri yok etmek

- Devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri temin etme ve açıklama

“Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme ve açıklama” bölümünün ardında şu var: Balyoz bavulunun içinden davanın temelini oluşturan 11 ve 17 no’lu sahte dijital belgeleri içeren CD’ler çıkmadı. TSK’ya ait sahih planlar da vardı. Bunların en önemlisi, 1. Ordu’nun başta Yunanistan’ı kapsayan bir dış tehdit karşısında izleyeceği yolu belirleyen Egemen Harekat planının bölümleri ve o planın tartışıldığı Plan Semineri bulunuyordu.

“Bu ne biçim plan semineri” diyen kimselere yıllarca, “Evet planın iç tehdidi içeren bölümü haddini aşıyor ve TSK kurallarına göre disiplin suçu barındırıyor lakin aynı seminer kasetlerinin Yunanistan bölümlerini zahmet edip dinlerseniz ordunun genel tarzını anlarsınız” demiştik.

İddianameyi okumayan, delilleri incelemeyen ama bol bol konuşan bu kimseler elbette bunu da yapmamıştı.

Ama Yunanistan yapmış. Baransu’nun soruşturma dosyasında çeşitli Yunan sitelerinin bu planı haritalarıyla yayınladığına atıf yapılıyor mesela.

Bunlara rağmen, burada sorumluluk Baransu’nun değil, harekat planına sahip olamayan ordunundur diyeceğim.

Daha da ötesi… Benim gazetecilik anlayışım kamu yararı söz konusu olduğunda, devlet, vatandaşıyla yaptığı zımni sözleşmeyi ihlal eder şekilde davrandığında, sır mır olmaz, gazeteci bulduğu belgeyi yayınlar, şeklindedir.

O bakımdan… Baransu’nun ‘devletin gizli belgelerini açıklamak’tan suçlanmasını doğru bulmuyorum.

Yalnız soruşturma dosyasının sadece bunlardan ibaret olmadığını da biliyoruz. Balyoz davasında beraat kararı veren mahkemenin yaptığı suç duyurusu kapsamında savcılık, Balyoz dosyasındaki sahte belgeleri Baransu’nun nasıl ve kimden elde ettiğini de sormuş. Ayrıca dosyaya belgelerin sahte olduğunu gösteren İTÜ’nün bilirkişi raporunu da eklemiş.

Şimdi Genelkurmay’dan hem Egemen Harekat planının alenileşmesi hem de bu belgelerin ordu dışına çıkmasıyla ilgili müzekkere bekleniyor.

Bakalım savcı davayı hangi perspektiften açacağını ancak iddianame yazıldığında göreceğiz.

**

Amma velakin bu süre zarfında Baransu işkence şartları altında mı tutulacak? Adli kontrol ile tutuksuz yargılanmasının ardındaki makul sebep nedir? Tüm bu hapishane koşullarını hangi ahlak ve vicdan kabul edebilir?

Ben kabul etmem. Etmediğimi bas bas bağırırım.

Balyoz davasında bir çok müvekkili temsil eden ve tüm hukuksuzluklara rağmen boğazı patlayana kadar derdini anlatmaya çalışan avukat Hüseyin Ersöz’e Baransu’nun hapisteki şartlarıyla ilgili ne düşündüğünü sordum.

Şöyle yanıtladı: “Mehmet Baransu'nun sahte delillere dayanan Balyoz ve benzeri yargılama süreçlerinde gazetecilik faaliyetinin ötesinde bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Ancak gerek yargılanması esnasında gerekse cezaevinde geçirdiği süre itibariyle insan haklarına saygılı koşulların yaratılması önemli. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'a yaşatılanlar hafızlarımızda tazeliğini koruyor. O tarihte de bugün de aynı değerler üzerinden konuşmak ve yargılanan kim olursa olsun hukukun üstünlüğünü savunmak gerekiyor. Bu yüzden Mehmet Baransu'ya cezaevinde yaşatılanlar doğruysa, bu uygulamalara derhal son verilmesi lazım. Aksi halde bu durum, bir insan hakları ihlali olması yanında geçmişin muktedirinden bir mazlum yaratmaya da hizmet edecektir.”

Budur.

Şu kadarını bile olamadınız, dengeler bugünden farklıyken Baransu’ya kol atan, onu bir tetikçi gibi kullananlar…

Olamadınız. Ve tabii şaşırtmadınız.