Başbakan'dan muhtemel şiir: Komşulara çok ayıp oldu

Bugün bakıyoruz, bunların hepsi oldu ve hiç biri olmadı. Çünkü "halk oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı", 'defacto başkan'dı artık. Evet, bekliyorduk lakin...

Dün hükümetin gazetelerindeki sürmanşetleri görünce içimde bir cızzzz!

Üzüldüm ve de buruldum. Nedenini tam anlatabilmem için bu manşetleri size sıralamam gerekir.

Bir tanesi şöyle diyordu : Farklı Başkan. “Seçim meydanlarında ‘Farklı bir Cumhurbaşkanı göreceksiniz’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Beştepe’de toplanacak Bakanlar Kurulu’na ilk kez başkanlık edecek.”

Diğeri : Kabine Saray’da. “Beştepe’deki ilk bakanlar kurulu toplantısı bugün yapılacak. Yaklaşık 15 yıl aradan sonra kabineye bir cumhurbaşkanı başkanlık edecek.”

Ve öbürü : Milletin Kabinesi, Milletin Sarayında. “Halkın oylarıyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda tarihi toplantısını yapıyor.”

**

Bu durumu nasıl izah etmek gerekir? Ne demek lazım?

Partili cumhurbaşkanlığı, Türkiye için başkanlık sisteminden de fazla problem yaratacaktır; zira o durumda Kongre ve alt kurumları gibi denge ve kontrol mekanizmaları da devrede olmayacaktır denilmişti.

Cumhurbaşkanı’nın halk oyuyla seçilmiş olması, başbakan ile arasında bir güç ve meşruiyet krizine dönüşebilir tespiti de yapılmıştı.
Bugün bakıyoruz, bunların hepsi oldu ve hiç biri olmadı. Çünkü “halk oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı” defacto Başkan’dı artık. Yasası kaidesi olmasa da tek ve en yetkili icrai kişi olduğunu hepimiz biliyorduk. Eninde sonunda bu göstereceğini de… Bu kadar çabuk, bu kadar müdanasız olacağını tahmin etmemiştik. Kendisine ait 12 adet başkanlık kuracağını da… Hükümet aygıtını mini bir sekretaryaya dönüştürürken azami miktarda usturup beklemiştik. Ayan beyan ortada ki ‘beklediğimiz usturuba şu anda ulaşılamıyor, sesli mesaj bırakmak için lütfen sinyal sesini bekleyin.’

Düüüt!

**

Meselenin siyaset etme ve devlet yönetimi kısmı bir yana (bunu daha çok tartışacağız), bir de insani boyutu var.

Sanki zaten emlak fiyatlarından, merkez bankası kuruna, parklar bahçeler peyzajından hastanelerdeki profesörlerin ‘çarkı döndürmek için’ bakması gereken hasta sayısına kadar her şeye bizzat karar vermiyormuş gibi, icraat merci konumundaki kişileri de alenen sıfıra müncer yapıyor sayın Cumhurbaşkanı.

En başta da Başbakan’ı. Yıldırım Akbulut’un dahi “Aaa ama bu kadar da olmaz” dediği günleri görmüş geçirmişiz. Bu durumda insan üzülüyor, başta da söylediğim gibi buruluyor. Ve bir nevi ciddiyetini kaybediyor.

Benim yaşadığım da sırasıyla bunlar oldu: Üzüldüm, buruldum ve ciddiyetimi kaybettim. Dolayısıyla bir internet fenomeni olan Ahmet Hoşgör amcanın 5-6 yıl önce kendisini evlilik arifesinde terk eyleyen müstakbel eşine yazdığı şiiri anımsadım.

Ne demişti Ahmet amca: “Ha geldi ha geliyor diye bekledik, başka bir kapıya ondan gitmedik/ Niçin gittin söyle sana ne ettik / Komşulara karşı çok ayıp oldu/ Davetiye bile geldi baskıdan, yanıp kül olmuştum senin aşkından / Kaynar sular döktün sanki başımdan/ Komşulara karşı çok ayıp oldu / Hadi beni bırak, hani komşular/ Geleceksin diye nasıl coştular/ Mahalleli sağa sola koştular/ Komşulara karşı çok ayıp oldu/ Ben de rezil oldum senin sayende/ Kara bulut gezdi hanemde / Sızılar dinmedi gitti yaremde/ Komşulara karşı çok ayıp oldu.”
Devlet katındaki his dünyası bence bu biçimdir.

BONUS: Ahmet amcanın son dönemde yazdığı “İpine takmadı” şiirinden bir kupleyi de paylaşmadan edemeyeceğim, bonus niyetine: “En pahalı saati taktım koluma/ Kaliteli pabuç giydim ayağıma/ Markalı otoyu çektim altıma/ Hiç kimse ipine takmadı beni / En afillisinden elbise aldım/ Kırmızı kravat boynuma taktım/ Avrupa’dan gelmiş parfümü sıktım/ Hiç kimse ipine takmadı beni.”