Bataklığa hoşgeldiniz, rahat etmeye bakınız!

Mesela... Savaşta olduğumuz IŞİD, savaşta olduğumuz PKK ile işbirliği içinde olduğumuzu düşünerek bize karşı yeni bir cephe daha açıyor.

Son derece profesyonel bir çekim.

Fonda çöl.

Ön planda silahları omuzlarında, sakalları bellerinde üç adam.

Ortadaki adam, konuştukça kamera -sağa pan, sola pan, yukarı tilt, aşağı tilt- ustaca dolanıyor.

Ellerin, yüzün ve silahın detaylarını biz fani izleyicilerin dikkatine sunmak görevi.

Konuşan kişi IŞİD’in bir emiriymiş! İslam Devleti Emiri!

Biz Türkiye halkının hiç bir kelimeyi, hiç bir vurguyu, hiç bir imayı kaçırmaması için Türkçe konuşuyor.

Evet, yıllarımızı verdik ve sonunda başardık, Suriye’den başlayan pisliğin orta yerine yerleşmeyi : IŞİD ilk Türkçe tehdit video mesajını yayınladı.

“Ey Türkiye halkı” diyor ‘emir’, “Gece gündüz haçlılara teslim edilmek için mücadele edilen İstanbul'u fethedelim. Ey Allah'ı inkâr edip tağuta iman edenler! Hatta kibirlenerek, hainlik yaparak, Atanız Atatürk'ün yolunda gidip Allah'ın şeriatinin dışında kanunlar çıkararak, haçlıları, mürtedleri ve ateistleri dost edinerek bizatihi tağut olanlar. Allah'a tevbe edin, onun şeraitiyle hükmedin ve İbrahim'in milletinden olduğunuzu ilan edin.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘tağut olduğunu, “Şam’daki Müslümanları öldürmek ve ateist PKK’lıları korumak için Türkiye’nin hava üslerini Haçlılara ve uçaklarına açtığını” söylüyor.  

**

İşte hoşgeldiniz. Bataklığa hoşgeldiniz.

Bakın nasıl bir yer burası…

Suriye’de Esad’a karşı savaşan Ahrar’ur Şam ve İslam Cephesi’ne silah gönderiyoruz.

Suriye’de sahaya sürülen Sultan Murat ve Fatih Sultan Mehmet Tugay’larını perde arkasından, istihbarat teşkilatımız aracılığıyla, yönetiyoruz.

IŞİD’in kontrol ettiği bilinen alanları bombalıyoruz. (En azından operasyon başladığı vakit bir miktar bombaladık.)

PKK’nin Kuzey Irak’taki kamplarını da bombalıyoruz.

IŞİD’e karşı savaşan uluslararası koalisyonun kullanması için İncirlik üssünü açtık.

Onu açmamızla Patriotları kapattı abiler. Neydi o Patriotlar… Suriye’den bize gelecek bir saldırıya karşı NATO’nun, Kürecik’e yerleştirdiği emniyet subapları…

“Yok öyle bir saldırı ihtimali” diyerek alıp götürdü o subapları ABD ve Almanya.

**

Öyleyse nasıl bir denklem var?

Biz PKK’yi bombalıyoruz, IŞİD’le de kanlı bıçaklı olduk. Amma… PKK ve onun Suriye’deki kolu YPG de IŞİD’le savaşta. Bu durumda biz hem IŞİD’le hem de IŞİD’le savaşta olan PKK ile savaştayız.

Savaşta olduğumuz IŞİD, savaşta olduğumuz PKK ile işbirliği içinde olduğumuzu düşünerek bize karşı yeni bir cephe daha açıyor.

Biz İncirlik’i IŞİD’le savaşan koalisyon güçlerine açtık ama IŞİD’le savaşan YPG’nin ne istihbari ne de askeri olarak bundan faydalanmasını istemiyoruz. Çünkü YPG’nin, bizim savaş halinde olduğumuz PKK ile bağlantısı var. Dolayısıyla biz uluslararası güçlerin IŞİD’le savaşmasına destek oluyoruz ama IŞİD’le sahada asıl savaşı veren YPG’ye olmuyoruz.

Amma… Koasliyon güçlerinin, IŞİD’le savaşırken bizim savaş halinde olduğumuz PKK’nin Suriye’deki kolu YPG’yle işbirliği yapmasına ses çıkarmayacağımızı belirtiyoruz.

ABD, Suriye’de Türkiye’nin talep ettiği tampon bölgenin kurulma ihtimalinin olmadığını söylüyor.

Bu arada PKK, bir cephede IŞİD’e karşı birlikte savaştığı ABD’den, diğer cephede savaştığı Türkiye ile ilgili arabuluculuk yapmasını istiyor.

İnsansız Hava Aracı dahi olduğu anlaşılan IŞİD şehirlerimizi tehdit ediyor.

PKK şehirlerde polis ve askerle çatışmaya giriyor.

**

Her gün bir polis ya da askerin şehit olduğu haberi geliyor.

Öte yandan… En son katır ve insan cesedinin birbirine karıştığı Roboski katliamında Kürtlerin hafızasına bir karanlık olarak çöken görüntülerin son modelleri türüyor. Öldürülen PKK’li kadının çıplak bedeni sokak kenarında bekletiliyor, fotoğrafı çekilip yayılıyor.

Yani… Bir halk birbirine karşı bileniyor.

Ülkenin en tepesindeki kişi yılın başında masaya oturduğu Kürt tarafını, şimdi, en büyük ve ezeli ve ebedi düşman olarak tanımlıyor. Fiili bir yetki alanı yarattığını, Anayasa’nın kendisine uydurulması gerektiğini açıklıyor.

Bu arada… Sandıktan birinci çıkan parti hükümeti kuramıyor. Üçüncü parti koalisyona hayır diyor. Erken seçime hayır diyor. Seçim hükümetine hayır diyor. Hayır demediği bir şey bulunmuyor.

Yani… Devlet denen yapı, tüm bunlar olurken, ne sandığın ne de Anayasanın dediğine uyuyor.

Son iki yıldaki dördüncü büyük seçimimize doğru hızla gidiyoruz. Olağanüstü haller, ilan edilen demokratik özerklikler, şiddet ve çatışma böyle devam ederse ülkenin doğusunda sandık kurulabilmesi bile zor gözüküyor.

**

İşte burası bataklıktır.

Hepimiz hoşgeldik.

Rahat etmeye bakın zira kayda değer bir süre daha buradayız. Emeği geçenlerin hepsi tarihe geçecektir, bundan emin olabilirsiniz.