Bir elinde bebeği, bir elinde barsağı hapis mi yatacak?

Sultan, Devrimci Karargâh'tan yargılanırken bir çocuk dünyaya getirdi. Kanser oldu. 6 yıl da hapis cezası aldı.
Bir elinde bebeği, bir elinde barsağı hapis mi yatacak?

Şaşırıyorum; hayat bazı insanlara gerçekten seri halinde iyi davranmıyor ve bu davranışının o insan ve çevresi tarafından kabullenilmesini bekliyor. Zor. Sultan Seçik, başındaki dertleri sıralarken aklımdan bu geçti. Biliyorum, siz de birazdan bana katılacaksınız, hay be bu kadar da olmaz, bi nefeslik molası olaymış diyeceksiniz.


Sultan’ı ben de birçok Radikal okuru gibi Yıldırım Türker’in yazıları vasıtasıyla tanıdım. İki yıl önce Devrimci Karargâh davasına dahil edilmişti Sultan. Bir sabahın 5’inde, Yıldırım’ın deyimiyle ‘kibar bir 12 Eylül üslubuyla’ evi basılmış, kocası Günay’la birlikte gözaltına alınmıştı. Günay da Sultan da SDP’liydi, o dönem partinin genel başkan yardımcısı olan Günay 9 ay tutuklu kaldı. Sultan’ınki ise tutuksuz bir yargılama şeklindeydi.


Bu insanlar niye gözaltına alındı, niye dünyanın en tehlikeli kişileriymiş gibi evleri arandı derseniz… Devrimci Karargâh örgütü üyesi olmakla suçlanıyorlar. İyi de nereden belli derseniz… Bilmiyorum valla. Sultan da bilmiyor. İddianamede ne bir telefon görüşmesi ne bir fotoğraf ne de hallaç pamuğu gibi attırılan evlerinden çıkan bir ‘suç unsuru’ var. Peki ne? Davadaki birçok sosyalistte olduğu gibi tek delil fi tarihinde Orhan Yılmazkaya’nın ölümünden sonra yapılan basın toplantısına katılmak. He valla, bu. Ki Sultan’a bu toplantıya katılmaktan ayrıca bir dava açılmış, ceza da verilmemişti. Guguk sisteminde olağan işler.


Zaten böyle iddianamelere, böyle davalara, böyle savcılara alıştık artık ama değil mi… Sultan da öyle demiş, bu rezalet davanın etrafından dolanıp hayatını devam ettirmeye çalışmış.


* * *


O anlatsın: “Eşim Günay tahliye olduktan sonra karar verdik; hep istediğimiz bir şeyi yapacağız. Çocuk sahibi olacağız. Fakat 38 yaşına gelmiştim ve bunun için tedavi olmam gerekiyordu, oldum da. Sonunda hamile kaldım. Çok mutluydum fakat vücudumda bir anormallik vardı. Karnım su topluyordu, sirozlu hastalar gibi. Ne olduğu da tam olarak anlaşılamadı. Doktorlar ‘Tomografi çekilmesi lazım’ dediler fakat ben o sırada 5 aylık hamileydim ve bu tetkik bebeğe zarar verecekti. Önüme iki seçenek sunuldu aslında: Ya sağlığımı yitirecektim ya da bebeğimi. Ben şansımı bebeğimden yana kullandım.”


Sultan’ın minik bir melek gibi biraz erken ama sağlıklı doğdu kızı Asmin Heves. Çok şükür, bir adet iyi haber. Kötü haber ise Sultan’a yapılan tetkiklerin sonucunda geldi. İleri seviye barsak kanseriydi Sultan ve karnın içine yayılmıştı. Kızını iki ay emzirdi, sonra kemoterapi başladı. 6 kez ameliyat oldu. Hâlâ kemoterapiler sürüyor, karın içine ve karaciğere yayılmış kitlelerin alınması için 4 ameliyat daha gerekiyor. 

“Bu tedavi süresince Devrimci Karargâh duruşmalarına gidemedim tabii. Hepsinde de mealen ayakta duracak halde değil ifadesi içeren doktor raporumu mahkemeye sundum. Zaten bir duruşmada kemoterapideydim, bir tanesinde ameliyatta. Şu anda barsaklarım vücudumun dışında, bir torbada. Bir elimde torbam, diğer elimde bebeğim dolaşıyorum. Haberi alana kadar da iyiydim aslında.”


* * *


Ne haberi söyleyeyim: Tedavi nedeniyle savunma dahi yapamamış (davanın başında verdiği bir tek ifade var, onun dışında bir şey yok) Sultan Seçik geçen hafta sonuçlanan Devrimci Karargâh davasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir bu eksikti dersiniz ya, Sultan’ın hayatı öyle. “Ben 1997’de sosyalist bir gazeteci olarak çalışıyordum, gözaltına alındım ve işkence gördüm. Bu davayı AİHM’ye taşıdım ve Türkiye 30 bin euro ceza yedi. Acaba o yüzden mi bir daha üstüme geliyor devlet, intikam için mi diye bile düşündüm. Çünkü başka açıklaması yok.”


Sultan’a 21 yaşındayken işkence yapan polis, terfilerden terfi beğenen Sedat Selim Ay’dı. Sultan o günlerde yaşadıklarını Yıldırım Türker’e yazdığı bir mektupla şöyle anlatmıştı: “1997 senesinde şubat ayının buz gibi soğuğunda 15 gün işkence gördüm. İlk porno filmle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tanıştım. İlk filistinaskısı ile o duvarların ardında tanıştım. Askıdayken parmaklarını içime geçiren adama öfkeyle ‘Sen bunu karına da yaparsın’ dediğimde ‘Parasıyla değil mi yaparım’ diyen bir polisin karısına ilk orada acıdım.” Diyorum ya, seri halinde travma Sultan’ın yaşadıkları.


* * *


“Mahkemeden tedavim bitene kadar cezamın ertelenmesini talep edeceğim. Bir de Yargıtay süreci var. Her şey ters gider de hapse girersem de… Artık ölürüm herhalde. Bir yere kadar bu vücut da…” diyor Sultan. Ve bitiriyor beni. Tamam hayat kontrolsüz bir silsile içinde insanı göçertebiliyor, peki bu devlet ne, bu adalet dağıtması gereken insan elleri ne… Bu ne kin, bu ne merhametsizliktir ki, bir kadının kucağında miniği, elinde barsağı yine de tepinmelere doyamıyor. Bu hukukun nesine güvenilir, elinde delil yok, savunma yok, bir insanın kısacık hayatına 6 yıl bilet kesebiliyor. Üzgünüm, işte burada benim anlayışımın ve kalenderliğimin sonuna geliniyor.