Biz hangi Kürtleri bombalıyoruz?

Devletimiz, ülkemizin bir diyarını 'düşürmemekten' bahseder gibi, o haklılıkla, o edayla konuşuyor. Ama bir dakika! Aslında durum ne?

“Azez’in düşmesine izin vermeyiz” diyor Başbakan Davutoğlu.

Türkiye tarihinin kritik anlarında birden bire gündemin orta yerine oturmasıyla ünlü Deniz Baykal da haklı buluyor: “Azez’in düşmesine izin vermemek doğru.”

Ha, tamam diyorsunuz. Jeton düşüyor! Devlet bir bütün olarak “Azez’i düşürmemek” konusunda fikir birliği yapmış.

Fakat durun bir dakika!

Bu Azez neresi? Neresini düşürmüyoruz? Ülkemizin güzide bir kasabasını mı? Bir vilayetini mi?

Devletimiz ülkemizin bir diyarını ‘düşürmemekten’ bahseder gibi. Topraklarının bir bölümünü düşürmeme hakkına sahip bir ülkenin yetkilileri gibi. O edayla konuşuyor. Öyle değil mi?

Değil.

Suriye’nin bir kasabasıdır Azez. Stratejik önemini, kimi akıllara göre Türkiye’nin güvenliği için manasını, yardım koridorunun ana noktası oluşunu filan bir kenara bırakın. Bunlar uluslararası hukuku çiğnemenin ambalajı olarak ortaya dökülen gerekçeler.

Biz, Türkiye olarak, Türkiye’nin şehirlerini kasabalarını köylerini birer terör hücresine çevirecek kadar tehdit oluşturan IŞİD sınırımıza konuşlandığında, sınırımızı eleğe çevirdiğinde tehdit hissetmemişiz, obüslerimizi harekete geçirmemişiz…

Şimdi Suriye’yi bombalıyoruz.

**

Niye?

Çünkü Kürtler geldi.

Kürtler, iki büyük gücün -farklı gündemlerle de olsa- yardımıyla Suriye’de kendilerine bir başka ‘gerçeklik’ kurma yolunda ilerliyor ve bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük fobisini depreştiriyor.

Biz o yüzden Suriye’yi bombalıyoruz.

Bunu bilelim.

Çünkü bu öyle bir bilgi ki, yani bu devletin Kürt fobisini anlayabilmek öyle bir ‘kolaylık’ sağlıyor ki daha önce karmaşık görünen her şey bir anda aydınlanıyor.

Örneğin…

Suriye’nin Tel Fırat ve Şavarikat bölgelerine Kilis’te konuşlanan öbüslerden atılan mermilerin üstüne mesajlar yazılmış.

Şöyle: “Sur ve Cizre’de şehit olan silah arkadaşlarımız için.”

Bu mesaja bakıp ilk etapta bir şaşkınlık yaşanabilir. Başka bir ülkenin bir kasabasını, başka bir ülkenin iç savaşındaki bir aktörü, insani yardım koridorunun önünü kapatıyor diye bombalıyorsak…

Bu mesaj neyin nesi?

İşte bunun ‘neyin nesi’ olduğunu anlamak için demin söylediğim ‘Türkiye devletinin Kürt fobisi’ kavramını ‘içselleştirmek’ lazım.

Emevi Camii'nde namaz kılmaktan, ‘PYD IŞİD’den tehlikelidir’ noktasına düşen Suriye politikamızın her adımında artık bu kavram vardır.

İşte biz bu yüzden şu anda Suriye’yi bombalıyoruz.

Sur ve Cizre’nin ‘intikamını’ alan mermilerle.

**

Savaş savaşı doğuruyor işte. Bazı eşikler aşıldıkça bombalamak, öldürmek, patlatmak daha da kolaylaşıyor.

Sur ve Cizre’de başlıyorsun, Azez’de devam ediyorsun.

Yanlış politikalar nedeniyle  ölmek ve öldürmek bir ‘mesele’ olmaktan çıkıyor.

Sur ve Cizre demişken… International Crisis Group’un rakamlarına göre, Sur’da Aralık ayında hayatını kaybeden güvenlik mensuplarının sayısı 9 idi. Ocak’ta bu rakam maalesef 25’e çıktı.

59 gün sonra bir kırık dökük hikayeye dönüşen Cizre’de Aralık’ta 9, Ocak’ta 12, Şubat’ta da 4 asker ve polis hayatını kaybetti.

Orada ölüyorsun, o ölenlerin anısını bir obüs mermisine yazıp başka ülkedeki Kürtleri vuruyorsun. Ya da aslında senin için tek bir Kürt var ve ona karşı içinde sadece hasmane duygular yeşeriyor. Öyle bir yapısın sen.

Herşeyi bir kenara bırakıp, içine girdiğimiz bu korkunç şiddet döngüsünü görmek gerekir.

Buradan barış masasına nasıl gideceğiz?