Bu aydınları bırakalım dağınık kalsın

Çözüm sürecinin dünyadaki hiçbir makbul örneğinde izlenmeyen hinoğlu hin bir yöntemle yürütüldüğünü yazmaktan sakınmak ne için?

Ne için bunu yapıyorlar diye soruyorum kendime. Hangi teraziye biniyorlar da böyle yapıyorlar? Bu otoriterleşmeye, bu yolsuzluk iddialarına, bu kire, bu pasa, bu tırnakları daralan kıskaca nasıl ses çıkarmıyorlar… Hayır ses çıkarmamak değil, çöllerden, buzullardan, çayırlardan, çobanlardan bahaneler üretip iktidarı haklı çıkarıyorlar. Elleri kalem tutuyor, dilleri iyi dönüyor. Eğitimliler, başarılılar nitekim. Arı gibi çalışıyorlar, hepimize ‘bir grup genç insanın acı duymadan karakterlerini esnetme kapasitesini’ göstermek adına.
Onlar acı duymuyorsa da inanın biz duyuyoruz. Bir genç yazarın Twitter yasağını savunacak kelam bulmasından evet, acı duyuyoruz.

* * *

Meslektaşım İrfan Aktan geçen hafta Radikal İki’de bu grup insana değinmiş, özelliklerini çok güzel sıralamış: "Yeni Türkiye’nin genç aydınları, AKP’nin 30 Mart muharebesinden zaferle çıkmış olmasının heyecanıyla daha bir şenler. Bu zümrenin neması, ‘biz aydınlar’ diye söze girebilip ‘halkın seviyesine inerek’ dilbazlığın en mütekâsif haline heveskâr görünebilmeleri. ‘Beyefendi’nin, düşmanlarıyla muharebe ederken dilbaz aydınlara fazlasıyla ihtiyacı var. Yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nun yediği yumruğu bile Recep Tayyip Erdoğan’ın mağduriyet hanesine başka kim yazabilir? İçlerinden hükümet eliyle ‘âkil insan’ mertebesine çıkarılmış olanların özgüveninden geçilmiyor zaten. Bu mertebeye nail olamamışlar da kontenjan sınırlamasının idrakinde olarak, çok fazla kırılmış değiller… Hem zaten onlara da birer televizyon programı, gazete köşesi, evlerinden havalimanına bırakıp alan özel servisler, belki toplu konutlarda bir daire yahut 'velinimet'in özel uçağında birer koltuk tahsis edilmiş olabilir."

* * *

‘Yeni Türkiye’nin aydın pazarında’ bir bu kardeşlerimiz var, bir de hâlâ ‘Orduuuuu!’, ‘Kemaliiizzzmmm!’ diyerekten kötülüklerin bu müteveffa analarına dadanarak geçinip giden abilerimiz. Bu eski solcu kişileri de Nuray Mert dün diken.com.tr’deki yazısında çok güzel tarif etmiş: "Yeni otoriter düzene laf edemiyor ama hâlâ ‘eleştirel aydın’ kisvesinde tedavülde kalmak istiyorsanız, çoktan tarihe gömülmüş statükoyla dövüşür geçinip gidersiniz. Hikâye bu kadar basit. Şimdilerde, ‘yeni Türkiye düzeni’nin değirmenine su taşımanın bir yolu da Kürt barış sürecinin ardına gizlenmek; oradan etrafa taş atıp bir taşla birçok kuş vurma çabası. Son zamanlarda, yukarıda tarif ettiğim evsafa sahip zevat, iktidar destekçileriyle birlikte yeni bir cephe açmış vaziyette. Özetle söyledikleri şu: ‘Madem iktidar partisi Kürt barış süreci başlattı, iktidara karşı her itiraz barış sürecine karşı olmak demektir. İktidarın stratejisi belli, otoriter rejimi pekiştirmek adına Kürt barış sürecini rehin almak. Bu şartlarda, bazı eski solcuların Kürt barış sürecine dair, yeni cephe açma gayreti fazlasıyla iktidarın stratejisiyle örtüşüyor… Benim gibilere bu numaralar sökmez. Eminim, derdi ‘Türklere de Kürtlere de daha fazla özgürlük’ olan, kendinden şüphesi olmayan kimseye sökmez."

* * *

Başa dönelim: Ne için?
Çözüm sürecinin devlet tarafından dünyadaki hiçbir makbul örneğinde izlenmeyen, alaturka, hinoğlu hin bir yöntemle yürütüldüğünü görmemek, bunu yazmaktan sakınmak ne için?
"Bugüne dek hiç tabut gelmedi" diyerek, bunun kalıcı olacağına dair hiçbir alamet yokken 100 yıllık bir sorun bitmiş gitmiş gibi yapmak ne için?
Twitter’ı, YouTube’u kapatmak olmaz, AYM doğru bir iş yaptı diyememek, "Evet cemaat korkunç bir dinleme ağı kurmuş, lakin duyduklarımız da yenilir yutulur cinsten değil. Bunların montaj olduğunu bize kanıtlasanıza" diye diretmemek ne için?
Ne için ne uğruna ise kendi payıma söyleyeyim: Değmez be. Valla değmez.