Bu 'çok başlılığa' karşı Kürtler ne yapmalı?

E ne yapsın Kürtler bu durumda? Neye inansın, hangi söze güvensin? Türkiye devleti 5 maymunu oynuyor mu desin?

1990’lardan bir lider değil. TSK’dan bir komutan değil. Ülkücülerden bir aktör değil. ‘Baldıran zehiri içse de bu sorunu çözeceğini iddia eden’ eski Başbakan, müzakere yürüten iktidar partisinin Cumhurbaşkanı konuştu. Balıkesir’de, geçtiğimiz haftasonu, Recep Tayyip Erdoğan: “Kardeşim neyin eksik senin? Bir Kürt olarak sen bu ülkede Cumhurbaşkanı oldun mu, oldun. Başbakan çıkardın mı, çıkardın. Bakan çıkardın mı, çıkardın. Devletin en üst kademelerine yönetici gönderdin mi, gönderiyor musun, var. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde var mısın, var. Ne istiyorsun daha? Ne istiyorsun? Allah aşkına bizden farklı neyiniz var. Her şeye sahipsiniz. Yıllar yılı yolunuz yoktu yolunuzu yaptık. Havaalanı yapıyoruz Hakkâri’ye, havaalanı yaptırmıyorlar. Bunları biz yaptık. İşadamlarının, müteahhitlerin makinelerini yakıyorlar. Niye yakıyorsun. Hani hizmet istiyordun. Iğdır’a yaptık havalimanı, Ağrı’ya yaptık havalimanı, Kars’a havalimanı... Bu devlet bir ayrım yaptı mı? Batı’ya ne yaptıysa Doğu’ya da Güneydoğu’ya da aynısını yaptı, yapıyor. Kardeşlerim dert başka.”

Bu sözler çeşitli taraflardan irdelenip analiz edilebilir.

Dün Ahmet Hakan’ın köşesinde sorduğu sorular sorulabilir: Madem sorun yok, neyin müzakeresini yapıyorsunuz? Madem sorun yok, Sırrı niye İmralı’ya gidip mektup alıp geliyor? Gibi…

Veya…

‘Yerinde saymayı’ mumla aratacak cinsten bir geri gitme anlamı taşıyan bu sözlere karşılık Kürt sorunu nedir, ne değildir anlatılabilir… Yine mi başa döndük Yarabbim bıkkınlığına düşerek, derine inmeden ‘olmayan sorunun’ nasıl çözülmesi gerektiği tane tane sıralanabilir.

Mesela…

-Terörle mücadele kanununu değiştirin.

-Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt propagandası yapmak başlıklı son derece muğlak ifadeler içeren maddeleri çöpe atın.

-Cezaevinde yıllarını tüketmiş hasta tutuklular için insanlık gösterin.

-Anadilde eğitimi mümkün kılın. Yani gasp edilmiş bir hakkı iade edin.

-Türkiye vatandaşı herkes Türk’tür mantığını yakın, kül edin.

-Yerel yönetimleri güçlendirin, koskoca İstanbul’un ve Diyarbakır’ın tek bir yerden yönetilmesindeki sıkıntıları tedrici olarak aşmaya çalışın.

-Dağdakilerin belli kriterler içinde ülkeye dönüp siyaset yapmasının önünü açın.

-Türklerin gururunu ve onurunu koruduğunuz gibi Kürtlerinkini de ihtimamla yaklaşın, kelimelerinizi öyle seçin.

-Kürtler olarak eksiğiniz nedir, bizden farkınız nedir cümlesindeki ‘biz-siz’ ayrımının zaten ‘sorunun’ kökenindeki kafa yapısı olduğunu anlamaya gayret edin.

-‘Terör’, ‘terör sorunu’, ‘terörle kaybedilen paracıklar’ gibi başlıklar atarak konuştuğunuzda ne Kürtlerin ne de dünyanın artık sizi dinlemez olduğunu bilin, terör kelimesi tüm diyalogları ve zihinleri kapatan bir kilittir.

-Ülkeyi bir CEO gibi yönetmek istediğiniz, çağın en ateşli neoliberal siyasetçisi olduğunuz bilgisi hepimize yıllar önce ulaşmıştır, tamam. Fakat bizler bir ülkenin vatandaşlarıyız, sizlerin maaşlı elemanı değiliz. Dolayısıyla havaalanı, duble yol gibi yapısal eylemleriniz, kalkınmacı politikalarınız bizim tek hayat amacımız, bu toprakla ilgili yegane hayalimiz, beklentimiz değildir. İnsanız biz. Bunu bilin.

**

Bunları sıralayarak, iyi niyetli bir özet geçilebilir. “Kürtlerin ne eksiği varmış, ne istiyorlarmış” sorusuna somut yanıtlar verilebilir.

Fakat ben asıl başka bir yöne odaklanmak istiyorum: Masaya oturduğunuz, müzakereye soyunduğunuz tarafı çok başlı göstermek son derece sakıncalıdır, bunu yapmak en başta devlete zarar verir diye onlarca (gerçekten onlarca) defa yazmışlığım vardır. Kürt meselesi üstüne okuyan yazan herkesin vardır. Nafile tabii.

Devlet Kürt tarafıyla görüşmeye başladığından beri bu köhne taktiği hiç bırakmadı. Aslında Kürt siyasetçiler iyi de, Kandil kötü dedi bir ara.

Sonra Kürt siyasetçiler amatör, Kandil akıllı oldu. Sonra Kandil kötü, siyasetçiler kötü, bir tek Öcalan iyi oldu. Diyalog halinde olduğu tarafı birbirleriyle anlaşamayan, farklı mesajlar veren çok başlı bir yapı olarak sunmayı bir strateji olarak benimsedi devlet.

Hatta en son Cumhurbaşkanı, (Tansu Çiller’i kıskandıracak bir deyim karmaşası yaratarak) bunlar iki maymunu oynuyor dedi.

Peki şimdi Kürtler ne yapsın?

MİT yetkilileri İmralı’da, Kandil’de birşeyler söylüyor, “Paris cinayetinde MİT parmağı var” noktasına giden ‘samimi’ itiraflarda bulunuyor, hükümet sandık dengesine bağlı olarak bir oraya bir buraya savruluyor, hükümetin yetkilileri hafta başında ‘Mümkün değil’ dediğine, haftasonunda imza atıyor… Bir de Cumhurbaşkanı var. Bir anda söylem takvimini 15 yıl öncesine geri götürebiliyor.

E ne yapsın Kürtler bu durumda? Neye inansın, hangi söze güvensin?

Türkiye devleti çok başlı mı desin?

Türkiye devleti 5 maymunu oynuyor mu desin?

Sizin ‘böl-yönet’ taktiğinizi kullanarak… Ne dediği belli değil bu devletin, ne zayıf devlet mi desin?

Cevap var mı? Yok.