Bu durumda halk istifa etsin

Katliamları 'hayatın bir parçası' olarak görmemizi istiyorlar. "Fıtratında var" öğretisi master programına zorunlu yazıldık, resmen.

Son altı ayda üçüncü katliam. Yine Ankara’nın göbeğinde. Onlarca vatandaş, onlarca dost, onlarca masum insan bir anda gidiverdi.

Lanet olsun, evet, lanetler yağsın bunu yapanların üzerine. Savaşmaktan başka dil bilmeyenlerin sofrasında kıyametler kopsun.

Başka da ne denir, ben bilmiyorum.

**

Taziye ve sabır dileklerinden sonra acz içinde akla gelen ilk soru “Kim yaptı” olabilir.

Kim yapmış olabilir?

Belki IŞİD? Reyhanlı’yı, Suruç katliamını ve I. Ankara Katliamı'nı yapmıştı.

Belki TAK? II. Ankara katliamını yapmıştı.

Belki PKK? İsmini açıklamak istemeyen bir Türk yetkili Reuters’a ipuçlarının PKK’yı işaret ettiğini söylemiş. Evet PKK olabilir. TAK da olabilir.

Hangi terör örgütü yaptıysa, hangi vahşi aklın kararıysa… Ona lanet olsun.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle kınıyorum.

Dünya liderlerinin açıklamalarındaki gibi kınıyorum.

Peki bizi, ülkenin başkentinde acı içinde, o da yapmış olabilir, bu da yapmış olabilir noktasına getiren nedir?

Nedir, bir düşünelim?

**

“Birlik ve beraberliğe en ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde…”

“Terörün ekmeğine yağ sürmeyerek…”

“Bütünlüğümüze halel getirmeyerek…”

“Örgütleri kınayarak…”

“Sabrımızı test ettirmeyerek…”

“Başımızı dik durarak…”

“Köy korucularımızdan polisimize kadar, hep beraber, kararlılıkla mücadeleye devam ederek…”

Bir düşünelim.

Biz niye ölüyoruz? Çocuklarımız niye ölüyor?

Devletimiz bizi niye koruyamıyor, bu katliamları niye engelleyemiyor?

Diyorlar ki, son “bir ayda istihbarat ve güvenlik güçlerimiz 18 eylemi önlemiş!”

Demek istiyorlar ki, daha ne olsun, aradan bir tane kaçırmışlar, o kadarı da kadı kızında…

Hükümet yanlısı köşe yazarının dediği gibi “Terörle yaşamaya alışacakmışız.”

Biraz düşünelim.

“Engellenmiş” 18 eylem, engellenememiş 5 büyük katliam!

İyi de… Bu vahşiler niye bizi hedef alıyor?

Hükümet propagandistlerinin dediği gibi: “Akademisyenler PKK’yı güçlü biçimde kınamadığı” için mi? A ile B’yi ayırarak okuyucularına anlatmaya çalışan gazeteciler yüzünden mi?

Yoksa… Yoksa…

Hayaller dünyasından bir Suriye politikası ithal edenler mi buna sebep?

Ancak ‘bon pour l’orient’ biçimde ayaklandırdıkları barış masasını, tam da yakıştığı gibi, bir anda, bir kelam ile buharlaştıranlar mı?

Bunca yıllık savaştan, bunca yıllık ölümden sonra hala ‘sorunların’ bir ilçeye ‘gir, boğ, çök, temizle’ şeklinde özetlenebilecek askeri yöntemlerle çözüleceğini düşünenler mi?

Nedir, biraz düşünelim.

**

Toplu ölümlere alışmamızı, katliamları ‘hayatın bir parçası’ olarak görmemizi istiyorlar.

“Fıtratında var” öğretisi master programına zorunlu yazıldık, resmen.

“Biz Ortadoğu’nun dibinde yaşıyoruz, terör bu işin fıtratında var” yazdırıyorlar defterimize, yüz kez, bin kez.

Sanki son iki yılda ülkenin yeri değişmiş, sanki son 6 ayda Kürt sorunu diye yeni bir dert ile hemhal olmuşuz gibi.

Tüm bunların doğal sonucu olarak, kimse hesap vermiyor. Kimse üstüne alınmıyor.

ABD elçiliği ‘Türk yetkililerden aldıkları bilgiye’ dayanarak pazar günkü patlamadan önce vatandaşlarını uyarmış. Aman Kızılay’a gitmeyin diye.

Amerikan vatandaşı olsaymışız, belki kurtulurmuşuz yani.

Çünkü devletimiz, istihbaratımız ‘konuyu biliyormuş’, ‘bomba yüklü araç zaten aranmaktaymış’ ama bulunamamış ve bilinememiş işte.

Budur. Bunu normal karşılamamız bekleniyor.

Normaldir deyip hayatımıza devam edeceğiz, “bu zor günlerde yetkililere” ses etmeyeceğiz.

Peki.

**

Madem ki, devletimizden bir şey bekleyemeyeceğiz...

Madem ki, gözünü kan bürümüş örgütleri kınaya kınaya bir hal olsak da onların savaş planlarını değiştiremiyoruz…

Gelin, halk olarak biz istifa edelim.

“Biz bu işi yapamadık, devletimize layık olamadık, hep öldük, hep öldük, affedersiniz ve de iyi günler” diyelim.

Onurlu bir davranış sergileyelim.

Birilerinin bir şey yapması gerek zira.