Bu insanlar hâlâ do-la-şa-bi-li-yor

Burası şiddet dolu, arsız ve hayasız bir yer. Burası ilke, haysiyet ve tutarlılığın bitmediği çorak bir toprak.

Hukuki ve medeni kaidelerden ari bir ormanın ortasında, kabile desen kabileninki gibi, çete desen çeteninki gibi bir işleyiş içinde hayatımızı idame ettirmeye çalışıyoruz.

Her tarafımız şiddet. Eve giderken bindiğiniz minibüsten tek parça ve canlı çıkmamak var. Kar topu oynarken kalbine bıçak yemek var. Kocanla kavga edip, yine parça parça, çöp konteynerini boylamak var. Meclisinde bile kafayı yardırmak var.

Burası şiddet dolu, arsız ve hayasız bir yer.

Hayatınızın bir anda kağıt öğütme makinesinden geçmeyeceğine dair hiç bir garantinin olmadığı bir yer.

Bu şiddet ortamını, bu sertliği, bu aymazlığı yaratanların ve o yaratanlara akşam sabah tevil olsun, yıkama yağlama olsun her tür hizmeti edenlerin haline bakın.

Bu iklime katkılarından dolayı en ufak bir kahrolma görüyor musunuz?

İnsan içine çıkamayacak performanslarına rağmen en ufak bir yüz kızarmasına rast geldiniz mi?

Burası ilke, haysiyet ve tutarlılığın bitmediği çorak bir toprak.

Her türlü herzeyi yiyorsun, ay pardon safmışım, affedersiniz salakmışım, yeminle bende akıl yokmuş filan diyerek sıyırabiliyorsun.

Ufak bir örnekle açıklayayım.

**

Evvelsi gün Star gazetesi yayın yönetmeni Yusuf Ziya Cömert şöyle yazdı: ‘Önceki gün, Balyoz’un bilirkişi raporu açıklandı.Hani Gölcük’te, Donanma Komutanlığı’nın döşemesi sökülmüş, altından bir harddisk çıkmıştı. Adamlar, o harddiski almışlar, içine değişik zamanlarda, kafalarına göre, istedikleri delilleri doldurmuşlar. Bilirkişi raporuna göre, bu kumpası çevirenler yani harddiske kafalarına göre dosyalar yükleyen, uydurma deliller kopyalayan üçkağıtçılar, bu hilelerin takibata konu olacağını da hiç hesaba katmamışlar. İşin bizleri, biz gazetecileri ilgilendiren bir boyutu da var. Bizi de bu ‘saadet zinciri’ne alet etmişler.Tabir caizse, bizi de kumpasa getirmişler. Ben, kendi payıma, o dönemlerdeki gafletimden dolayı hicap duyuyorum.’

O gaflet diyor. Aptalmışız ve kullanılmışız diyen kişi ise çok değil üç yıl önce Balyoz’la ilgili müthiş bir hukuki mütalayı okurlarıyla paylaşmıştı: ‘Bir kadına beş kez tecavüz etmiş bir adam, altıncı kez aynı kadının kapısında kemerini çözerken yakalanınca “Ama hayır bu kez tecavüze yeltenmedi, çünkü o kemer o yıl üretilmedi” diye bu kadar kendinden emin en öne atlayıp hararetle savunmaların hangi vicdana ve adalet anlayışına sığdığını herkes bir düşünsün. Bana bu çiğ tavuk, bırakın eski Kemalist asker dostlar için ya da kayınpeder için baba hatırına bile yenmez geliyor.’

Balyoz delilleri sahtedir diyenlere karşı nefaset akan bir argüman, değil mi…

**

Şimdilerde ‘paralel darbe en kötüsüymüş, partimiz dik durdu kazandık’ diyen bir başka yazar Temmuz 2013’te ne diyordu: ‘Son on yıldır, her türlü darbeye, reformlara, Ergenekon, Balyoz sanıklarına kalpaklı bayrağını kapıp sokaklara dökülerek sahip çıkan, Gezi’den bir siyaset mühendisliği çıkartmaya çalışan ulusalcı-laik kesimlerin ve sözde aydınların bu ülkede yaşayan diğer insanların güvenini ne kadar sarstığının önemi yok muydu hiç? Şımarıkça, sınıfsal kibirle, sürekli olarak dindarlara parmak sallamanın bu ülkedeki milyonlarca insanı ne kadar yorduğunu hiç düşünüyorlar, buna tenezzül ediyorlar mıydı?’

Ülkenin çok gerildiği günlerde Kabataş’ta türbanlı bir kadına 70-80 kişi saldırdı diyerek çok tehlikeli bir oyun oynayan kişinin benim Balyoz kararını eleştirdiğim bir yazımı alarak yazdığına bakın. Tarih eylül 2012: ‘Bakmayın siz kararı değersizleştirmek için toplumu hipnotize edercesine tekrarladıkları “bir rövanş almanın zevki için, bir karar vermişlerdi, uygulanacaktı. Davanın başından beri, gerçek bir savcı, gerçek bir mahkeme yoktu” sözlerine. Türkiye tarihinde ilk kez savcılar ve hakimler, bu ülkenin masum halkına indirmek istedikleri balyozu zalimlerin elinden alıp, onlara durun bakalım” diyen bir mahkumiyet kararı verdiler.’

O tarihte bir benzeri de şöyle demişti: ‘Savunma hakkının ihlal edildiğinden bahsedildi ama sanık avukatlarının sırf dava süresini biraz daha uzatmak için savunma hakkını nasıl suistimal ettiklerine değinen olmadı.

Delillerin üretildiği iddiasınınsa önce Yargıtay sonra da gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi"ne götürülmesini bekliyorum. Olur da bir tane bile delil bu şekilde üretildiyse, umarım ortaya çıkar. Ancak askerlerin kendi ifadeleriyle yaptıkları "güncellemeler" ile "delil üretme" arasındaki fark bir kez daha ortaya konarsa, o zaman birisi de çıkıp şerefiyle darbe planlandığını itiraf edecek mi, işte bunu merak ediyorum. Mezkûr karar, bir ibret vesikasıdır. Çünkü böyle gelmiş, böyle gider inancıyla hareket eden darbeci kadrolar, sıradan insanlar gibi ilk defa hukuka tabi kılınıp cezalandırılmıştır.’

**

Bu insanlar hâlâ do-la-şa-bi-li-yor.

İşte bu bir mucize.

Öyle bir mucize ki bu, böyle tipler mutlaka bir kılıfını bulup dolaşır, geri kalanlar öğütme makinesinin önünde girdikleri sırayı hayat diye yaşar.

Bir dahaki, ‘ya çok aptallığıma geldi’ faslında bakalım karakterlerimizi neler bekliyor olacak.

NOT: Çarşamba günü HDP, paralel devlet ve dinlemeler iddiasının tüm yönüyle araştırılması için komisyon kurulmasını önerdi. Öneri AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. Neden acaba? ‘Biz kendi kabilemizin yöntemiyle işleri hallederiz, geçmişteki tüm detayları bilmenize, Meclis kayıtlarına geçmeye gerek yok’ mu demek istedi?