Bunlar olurken müzakere ediyordunuz, şimdi savaş niye?

Barış müzakeresi her şeyden önce bir kararlılık olayıdır. Yolda karşınıza çok elim olaylar çıkacağını bilerek, o yolda yürümeye devam etme meselesidir.

Bıkmadan usanmadan bu soruyu sormamız gerekiyor: İnsanlarımız niye ölüyor?

Müzakere masası niye devrildi?

Dün yanyana fotoğraf çektirdiğiniz insanlar bugün niye yeniden düşman ve de tüm kötülüklerin kaynağı oldu?

Bugün niye barışın yollarını aramak yerine savaştayız?

Devletin anlattığı şekliyle operasyonların başlamasının ve çözüm sürecinin son bulmasının sebebi, Ceylanpınar’da iki terörle mücadelede görevli polisin evlerinde öldürülmesiydi.

Kalleşçe bir saldırıydı gerçekten.

Peki çözüm sürecinin başladığı 2013 yılından beri böylesi cinayetler, emniyete saldırılar, provokasyonlar yaşanmamış mıydı?

Gelin yakın tarihli örnekleri hatırlayalım…

**

Ekim 2014…

Silopi Emniyet Müdürlüğü’ne uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Valilik olayı şöyle açıklamıştı: “PKK/KCK terör örgütü yandaşı/üyesi şahıslarca uzun namlulu silahlarla ateş açılmış, görevli personelce anında karşılık verilmiştir. Olayla ilgili kimliği belirsiz kişilerce, Silopi Devlet Hastanesi'ne hayatını kaybetmiş bir şahsın bırakılarak ayrıldıklarının tespit edilmesi üzerine yapılan araştırmada, ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak ölen şahsın, PKK/KCK terör örgütü adına faaliyette bulunmasından dolayı bir çok sefer adli işlem yapılan ve halen 4 Kasım 2013'te Silopi Adliyesi binasına el bombalı saldırı olayının firari şüphelilerinden S.Y olduğu tespit edilmiştir."

Yine Ekim 2014… Hatta ertesi gün…

Diyarbakır’da hamile eşiyle pazar alışverişine çıkan Astsubay  Nejdet Aydoğdu yüzü maskeli iki kişi tarafından silahlı saldırıya uğradı, şehit oldu. Genelkurmay’ın ‘kalleşçe, hunharca, adice’ diye nitelediği saldırıyla ilgili hükümete yakın Akşam Gazetesi -4 Kasım 2014’te- şöyle bir manşet yapmıştı: “Diyarbakır'da 4 aylık hamile eşiyle pazarda alışveriş yaparken silahlı saldırıya uğrayan Astsubay Nejdet Aydoğdu’yu şehit edenlerin PKK'nın gençlik yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) üyeleri olduğu tespit edildi. Çözüm sürecine darbe vurmak için Kandil’den bağımsız hareket eden yapılanmayı mercek altına alan istihbarat birimleri, YDG-H’nin Paralel Yapı’yla olan irtibatını ortaya çıkardı.” 

Silopi Adliyesi’ne bombalı saldırı, Silopi Emniyeti’ne silahlı saldırı, bir astsubayın hamile eşiyle pazarda katledilmesi… Az bir şey miydi?

Bu felaketler yaşandı ama zor olmasına rağmen çözüm süreci devam etti.

Devlet ve HDP heyeti İmralı’ya gidip gelmeyi sürdürdü. Müzakere taslakları hazırlandı, yol haritaları çizildi. Ve hatta Dolmabahçe’de hükümet, devlet ve HDP yetkilileri bir araya geldi, Öcalan’ın çağrısı okundu.

Nasıl oldu?

**

Gelelim PKK tarafına…

Onlara göre çözüm süreci niye bitti, niye ateşkes sona erdi?

Çünkü devlet üzerine düşeni yapmıyordu.

Ama zaten devletin –ve aslında bütün devletlerin- yavaş olduğu verili bir gerçekti ve PKK bunu çok iyi bilen bir örgüttü. Zaten o nedenle tüm aksaklıklara rağmen müzakereyi sürdürdü.

Bakınız… Paris’te 3 üst düzey PKK’li kadının katledilmesi olayını hatırlayın. Olayın ardından failin Ömer Güney isimli bir şahıs olduğu anlaşıldı. Ve Ömer Güney’in MİT bağlantısı bir ses kaydıyla ortaya çıktı. MİT bağlantısı bilgisi Paris savcısının cinayetlerle ilgili hazırladığı iddianamenin temelini oluşturuyor diyebiliriz.

PKK, Öcalan, HDP heyeti hepsi bunu biliyordu. Az bir şey miydi?

Öcalan’ın katledilen kadınlardan biri olan Sakine Cansız için ‘Sakine’ye yapılan bize yapılmış demektir’ dediğini de Milliyet’te yayınlanan İmralı Tutanakları haberinden biliyoruz. Dolayısıyla bu hadise PKK için de Öcalan için de hiç küçümsenecek bir şey değildi.

Ama çözüm süreci devam etti. Yeni Newroz mektupları yazıldı, devletle görüşüldü, masa ayakta kaldı.

Nasıl oldu?

**

Demek ki yapılabiliyordu. Mümkündü.

İşte anlatmak istediğim bu…

Barış müzakeresi herşeyden önce bir kararlılık olayıdır. Yolda karşınıza çok elim, çok yaralayıcı, çok kışkırtıcı olaylar çıkacağını bilerek, kararlılıkla o yolda yürümeye devam etme meselesidir.

Konuşmaya, masaya oturmaya karar verirsiniz, herkesle ama herkesle masaya oturursunuz.

Barış yapmaya karar verirsiniz, barış yaparsınız.

Savaş yapmaya karar verirsiniz, savaş yaparsınız.

Herşey bir kararla başlar ve değişir.

Gelin buradan dönün, masaya yeniden oturun.