Bunun adı skandal

E sormak hakkımız: Bu nasıl bir acemiliktir? Biz şimdi neye nasıl güveneceğiz?

İnsanın aklı almıyor.

Bir devlet, koskoca bir devlet, tüm dünyanın gözleri önünde, yurttaşlarını, dostlarını, askerini, polisini kaybetmiş bir millete nasıl yanlış bilgi verebilir?

Başkentin göbeğindeki bir vahim terör saldırısını ‘işine yarayacak’ bir araca dönüştürmek için alelacele davranıp, nasıl böyle bir amatörlük yapabilir?

Bakınız…

Karşımızdaki olay, başkentimizin ortasında kilolarca patlayıcı dolu bir arabanın fink atıp insanların ölümüne yol açması kadar vahim ve tüyler ürperticidir.

Çünkü… Suriye adlı saatli bombaya karşı nasıl bir derbederlik içinde olduğumuzun göstergesidir.

Çünkü… Yeni saldırıların önlenebileceğine dair yanımızda sağlam ve güvenilir bir yapı var mıdır, şüphe yaratmaktadır.

Biraz açayım.

**

II. Ankara Katliamı, 17 Şubat akşamı saat 18.00 civarında meydana geldi. Saldırının üstünden henüz 24 saat geçmeden, daha hayatını kaybeden ve yaralı kişilerin kimliği açıklanmadan fail belli oldu.

Ertesi sabah, 18 Şubat saat 10.00 civarında hükümetin en yetkilisi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu açıklama yaptı: “Saldırıyı Salih Neccar isimli Suriye doğumlu bir terörist gerçekleştirmiştir. YPG üyesinin bölücü terör örgütünün desteğiyle organize suç işlediği kesindir.”

Ne diyor? “Kesindir.”

Peki sonra ne oldu?

Suriye’deki örgütleri az çok bilen herkes gibi ben de bu işin YPG tarafından yapılmasının pek akla yatkın olmadığını, eylemin tarzının ve KCK’den yapılan açıklamaların aslında TAK’ı işaret ettiğini yazmıştım.

Bu arada YPG/PYD, saldırının sorumluluğunu üstlenmek bir yana, kınamıştı. Terör örgütü tanımına uyan hiçbir örgüt gerçekleştirdiği bu tarz büyük bir eylemi inkar etmez, bu işin doğasına aykırıdır. Bunu da belirtmiştim.

Fakat Türkiye devletine göre fail kesindi. Ve ellerindeki ‘belgeleri’ YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmeyen müttefiklerine –ABD’ye- göstereceklerdi.

AB ve ABD’nin büyükelçileri toplantıya çağrıldı. “Belgeler” gösterildi. O toplantıda bulunan elçilerden birkaçı hemen sonra Wall Street Journal gazetesine kısa bir açıklama yapmış, “gösterilen belgelerin ikna edici olmadığını” belirtmişti.

Bu arada Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby “Saldırının kim tarafından yapıldığına dair kesin bir kanıya varamadıklarını” söylemişti. Halbuki saatler önce Başbakan Davutoğlu ‘kesin kanılarını’ açıklamıştı.

Sonra ne oldu?

Metropollerde gerçekleştirdiği eylemlerle bilinen TAK, Ankara saldırısını üstlendi.

Bununla da kalmadı. Saldırıyı gerçekleştirenin Salih Neccar değil, TAK’ın elemanı Abdülbaki Sömer olduğunu belirtti.

Abdülbaki Sönmez’in babası Musa Sömer Ankara’ya getirildi, DNA örneği alındı ve karşılaştırma yapıldı.

Sonuç: Ankara saldırısını gerçekleştiren kişi Vanlı Abdülbaki Sönmez çıktı.

**

Bu anlattığım silsilesinin nasıl bir skandal olduğunu anlatmak üzere bulduğum kelimeleri burada sıralamayı uygun bulmuyorum.

Sadece şunu söyleyeyim: Bir ülke düşünün. Onun en başındaki yönetici diyor ki, sizin katiliniz A’dır. Oysa katilin çevresi diyor ki, ne münasebet, katil bizim B’dir. Sonuç itibariyle seçtiğiniz yöneticinin değil, canınızı alan katilin doğru söylediğini anlaşılır.

E sormak hakkımız: Bu nasıl bir acemiliktir? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Biz canımızı korumakla yükümlü bu yapıya nasıl güveneceğiz? Değil ardarda yaşadığımız terör saldırılarını önlemek, faillerin açıklanmasında bile bir başarı sağlanamıyorken… Nasıl güveneceğiz?

Ortada başka sorular da mevcut: Bombayı patlatan kişi TAK üyesi Sömer ise Salih Neccar kimdir?

Bir iddiaya göre, Abdülbaki Sönmez (ki ailesinin verdiği bilgiye göre 2005’ten beri kayıp şahıs olarak kayıtlı imiş) 2014’te Kobani’den Türkiye’ye Salih Neccar kimliğiyle giriş yapmıştı. Güvenlik güçleri ellerindeki parmak izini sistemde tarattığında Neccar’ın ismi karşılarına çıkmıştı.

Öyle bile olsa… Bir parmak izi taramasının sonucunun bu kadar hassas bir konuda, dünyaya parmak sallayarak açıklanması son derece ‘fevri’ bir davranıştır. İkinci üçüncü bilgilerle desteklenmesi, araştırılması gerekir.

Aksi halde sonuç böyle bir skandal olur.

İkinci mesele Neccar isminin Başbakan tarafından açıklanmasının hemen ardından, ortaya TSK kanadından olduğunu tahmin ettiğimiz ‘teorilerin’ dökülmesi… Neccar’ın Esad rejimine yakın bir aileden geldiği, eylemin Hava Kuvvetleri'ne yakın bir yerde gerçekleşmesi dolayısıyla Rusya’nın düşürülen jetinin intikamını aldığı iddiaları…

Neydi bunlar?

Özetle: Devletin en kilit birimlerinin, bu saldırıyı çeşitli amaçlar için ve maalesef büyük hatalara yol açacak bir telaşla kullanma gayreti…

Bir isim bulunuyordu. O isim Suriyeliydi. Hükümete göre YPG’li, askere göre Esad muhaberatındandı. İşin içinde Rusya da vardı. Vesaire vesaire.

Bir devlet aygıtı bir terör eyleminin ardından nasıl bu kadar derme çatma bilgiler ile hem içeride hem dışarıda bir manipülasyon derdine düşebilirdi?

Bir vatandaş olarak endişelenmeye hakkımız var.

Çünkü devletimiz ne canımızı koruyabiliyor, ne katilin adını söylemeye dili dönüyor.

Vay halimize.

NOT: Başka bir uzun yazının konusu fakat üstünden fazla vakit geçmeden iki kelam etmeden geçemeyeceğim. Ankara Katliamının sorumlusu olduğunu anladığımız Abdülbaki Sönmez’in evinde bir taziye çadırı kurulmuş. Bu çadıra HDP Van milletvekili Tuba Hezer de katılmış. Ankara’nın göbeğinde mesaisinin ardından evine dönmek üzere harekete geçen insanların ölümüne sebep olmuş bir kişiye taziye ziyaretinde bulunmak herkesin kendi vicdanına kalmıştır. Benim aklımın ve yüreğimin kaldırabileceği bir hareket değil.