Cemaatçi polisler gitti, 'dombra'cılar mı geldi

12 yıllık bir parti olan AKP'nin 'cemaat'e göre en ciddi handikapı yetiştirdiği kadrosunun olmaması.

Hafta başında Adana’daki emniyet istihbarat memurlarının ‘paralel örgüt’ tarafından yönlendirilmesiyle ilgili iddianame kabul edildi. Yani hükümet-cemaat kavgasının ilk davası başlamış oldu. Fakat, biliyorsunuz, hükümetin 17 Aralık operasyonuna ilk tepkisi ‘cemaatçi’ olduğundan şüphe ettiği polislerin görevine son vermek ya da Mars’a, Jüpiter’e filan atamak şeklinde olmuştu. Yaklaşık olarak 7 bin polisin savrulduğu bu süreçte hükümet, fişleme ve yerinden etme konusunda TeSeKa’nın ve CeHaPe zihniyetinin cumhuriyet tarihi boyunca yapamadığını birkaç ayda başarmıştır. Artık bu ‘başarısıyla’ övünür mü yoksa utanır mı, birkaç yıl sonra öğreneceğiz.
Peki bu kadar emek, bunca tasfiye gayreti sonucunda emniyet ‘cemaatçilerden’ temizlendi mi? Gidenlerin yerine kimler geldi? Hükümetin içi rahatladı mı?

* * *

Önce son sorudan başlayalım. Hükümetin içi hâlâ rahat değil. Seçim öncesi YouTube’da yayımlanan ses kayıtları sayesinde karşılarına aldıkları kişilerin nasıl bir dinleme ve dinlediklerini tasnif etme kapasitesi olduğunu gördüler. Ki bu bakımdan sahiden de korkutucu ve yaygın bir ‘güç’ söz konusuydu. Dolayısıyla emniyetin tamamını lağvedip ‘fabrika ayarlarına’ döndürmeden tam olarak rahat etmeyeceklerdir. Zaten "Acaba tam olarak temizledik mi" diye emniyet içinde test yaptıkları (Belli kişilere operasyon yapılacağı bilgisini çeşitli kulaklara fısıldayıp yayılıp yayılmadığını görmek gibi) ve bu testlerin katiyen ‘temiz’ çıkmadığı biliniyor. Haziranda yapılması beklenen bir emniyet şûrası var. Bu şûrada terfi bekleyen emniyet müdürü ve amirlerinin terfisinin yapılmayacağı, sadece başpolis ve polis memuru kadrosu talep edildiği söyleniyor. Şimdilerde bununla ilgili bir taslak hazırlıyor emniyet müdürleri. Bu ne demek? Ne üst düzeydekilere ne de alttaki polislere güveniyor hükümet. Zaman içinde hepsini elden geçirmek üzere yapıyor oyun planını…

* * *

Bir yandan da kilit noktalarda görev yapan üst düzey polislerin tamamını ‘kendi adamları’yla değiştirdikleri görülüyor. Görülüyor diyorum çünkü görülmesini istiyorlar. Bağıra çağıra "Buraların hâkimi artık biziz" demeye getiriyorlar. Bir örnek vermem gerekirse…
Büyük şehirlerimizden birinin asayiş şube müdürlüğü… Cinayet, gasp ve çocuk bürolarının tamamında Ülke TV açılmış vaziyette. "Paralelciler şerefsiz ve haindir" diyor müdür. Uzmanları kafa sallıyor. Ekrana Fethullah Gülen geldiğinde kötü kötü konuşuluyor. Başka bir büronun kapısının önünden geçerken AKP’nin Dombıra şarkısının orijinal versiyonunu (Göktürklerin Nogay Marşı) duyuyorsunuz. Bazı polis memurlarının "Ben sağlam ayakkabıyım" demek için telefonlarının çalışını da ‘dombıra’ şeklinde ayarladığına şahit olunabiliyor. Sabahın erken saatleri, yani gazetelerin dağıtıldığı ilk vakitler, 05.00-06.00 gibi binanın dışına ama tam dev bir ışığın altına bir tomar Bugün gazetesi koyuluyor.
İki manası olabilir… 1) Cemaatçilerin gazetesi buraya giremez, her kim ki bu gazeteye elini sürerse tespit ederiz! Ya da… 2) "Biz hâlâ buradayız. İmza: Cemaat!"

* * *

Ne kadar renkli bir ortam değil mi?! Peki cemaatçiler gitti, yerine dombracılar mı geldi? 12 yıllık bir parti olan AKP’nin 'cemaat’e göre en ciddi handikapı yetiştirdiği kadrosunun olmaması. O nedenle ellerindeki kısıtlı AKP’li gücünü dağıttıktan sonra yoğun olarak ülkücüleri (ülkücülerin hilalci olanları) ve az miktarda da Milli Görüşçüleri yerleştirdikleri biliniyor. Bir kısmı da zamanında bir soruşturma geçirerek görevden uzaklaştırılan kimseler.
Evet fazlasıyla siyasete karışmış, iktidar destekli iç savaşı vatandaş için büyük tehlike arz eden emniyet teşkilatının yeni atmosferi ve çehresi böyle. Buradan ne anlıyoruz? Devletin polis yoluyla ezmeye bayıldığı solcular, demokratlar ve Kürtler için ‘garp cephesi'nde değişen bir şey yok. Gitti cemaatçiler, geldi dombracı ülkücüler…