Cemaat'in ABD'deki lobisi çok güçlü ama...

Cemaat başkanlık seçimleri için bugüne kadar ciddi bağışlar yaptı. Joe Biden için 2012 seçimleri öncesi 500 bin dolar toplamışlığı var.

İtalyan araştırmacı gazeteci Claudio Gatti, Mart 2011’de Philadelphia Inquirer gazetesinde bir haber yaptı: ABD’deki Gülen okullarının federallerin dikkatini çektiğini, ciddi miktarda bağış alan bu okulların Pensilvanya’daki federal savcı tarafından araştırıldığını, okul aile birliği üyelerinin dahil bir çok kişinin ifadesine başvurulduğunu yazmıştı. O dönemde cemaatin ABD’deki sözcüsü Gülen’in bu okullarla doğrudan ilişkisi olmadığını filan söylemişti. Yani cemaatle ilgili bir çok şeyin bugünkünden de bulanık olduğu günlerdi. Gatti’nin bu çok önemli haberi, şimdilerde akşam sabah Gülen’i ‘terör örgütü lideri’ olmakla suçlayan manşet atan gazetelerin eteklerinde bile yer bulamamıştı.

Bunları biliyoruz. Gülen okullarıyla ilgili FBI soruşturmasının hala devam ettiğini de.

Fakat o günden bugüne Türkiye’nin dengeleri çok değişti. Fethullah Gülen ‘kırmızı bülten’ çıkarılan ve Obama’dan telefonda rica minnet ‘talep edilen’ bir kişi haline geldi.

Bu durumda, Washington’un da bir pozisyon alması gerekiyordu.

Basın toplantılarında birkaç kez sözcü Jen Psaki ‘kişisel özgürlükler anayasal güvence altındadır’ diyerek Gülen’in iadesinin pek de mümkün olmadığını ima ediyordu.

Öte yandan NATO üyesi Türkiye’nin ‘güvenlik sorunu’ olarak gördüğü bir konuda müttefikine ‘gol’ atıyor gibi görünmemesi de gerekiyordu.

Öyleyse Washington’un Cemaat ile ilgili pozisyonu şu: Beni bu işe mümkün olduğunca karıştırmayın, bizde yargı bağımsızdır, yürüyen soruşturmalar devam etmektedir.

**

Washington bir lobicilik arenası. Yönetimin kararları lobilerin de içinde bulunduğu bir evrenden etkileniyor. Hürriyet’in Washington Temsilcisi ve yeni çıkan "POTUS ve Beyefendi" adlı müthiş kitabın yazarı Tolga Tanış bunu şöyle açıklıyor: “Cemaat ile AKP arasında Washington'da süren bir lobi savaşı var. Hem de kıran kırana... Biri masaya müttefiklik ilişkisini koydu. Diğeri insan haklarını. Ve vuruşmaya başladılar. Çekişirken de, her iki taraf POTUS'u (ABD Başkanı) kendi yanına çekme uğraşı içine girdi. Örneğin Erdoğan “Ben Gülen’i istedim, Obama da bana mesaj alınmıştır dedi” diyor, bunun üstüne Cemaat "Yönetim kişisel hak ve özgürlükler konusunda bize destek veriyor” diyor.

Tolga’nın konuyla ilgili bence en önemli tespiti Cemaat konusunun ABD için artık bir ‘iç politika’ meselesi olması idi. “Cemaat’in Kongre nezdindeki ağırlığı devreye giriyor. Amerika'da Cemaat'e yakın kuruluşların kontrolündeki okulların etrafında oluşan büyük bir mali güç var. O mali gücün Amerikan siyasetine de bir yansıması oluyor. Amerikalı siyasetçilerin kampanyalarına yapılan bağışlar çoğalıyor. Ve Türkiye'de basın özgürlüğü ihlalleri yaşandığında, yapılan bu mali katkılar, işi Cemaat mensubu gazetecilere yönelik gözaltıların ardından 88 Kongre üyesinin Türkiye’yle ilgli rahatsızlık belirten mektuplar yazmasına kadar vardırıyor. Unutma ki, Ahmet Şık içeri alındığında Amerikan Kongre üyeleri böyle geniş kapsamlı bir imza kampanyası yürütmemişti. Ekrem Dumanlı için yaptılar. O yüzden kimse bunun salt basın özgürlüğü kaygılarından olduğunu savunmasın. İşte bu yüzden, Gülen Cemaati meselesi bir yönüyle de bir Amerikan iç politika meselesi bugün.”

Cemaat başkanlık seçimleri için bugüne kadar ciddi bağışlar yaptı. Mesela Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın, 2012 seçimleri öncesi Washington'daki Fairfax Otel'de bir bağış kampanyasını organize etti. Ve 500 bin dolar topladı.

**

Şimdi tüm bu bilgilerle en son ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nden Türkiye’yle ilgili Dışişleri Bakanı Kerry’ye gönderilen mektuba bakınca ne görürüz?

Önce mektubun ne dediğine ve imzacısına bakalım…

Mektup Türkiye’de basın özgürlüğünün, güçler ayrılığının, hukukun üstünlüğünün tehlikede olduğunu söylüyor ve Kerry’den bu konularda Erdoğan ve hükümetle görüşmesini talep ediyordu.
Şimdi bu mektup Şubat ayında yine Kongre’den Kerry’ye hitaben yazılmış 88 imzalı ‘endişe’ mektubuna benziyor mu? Kaygılar açısından benziyor. Fakat bu son mektubun imzacısı William Keating’in üç farklı özelliği var.

Birincisi: Gülen cemaatine karşı sempatisi ile bilinmiyor.

İkincisi: Türkiye’nin önde gelen iş adamlarıyla yakın temas halinde çünkü Türkiye’nin bir parçası olmayı hedeflediği Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nın (TTIP) Temsilciler Meclisi’ndeki kurulunun eşbaşkanı.

Üçüncüsü: Türkiye’de sosyal medyaya getirilen yasaklarla ilgili Kongre’de en yüksek sesi o çıkarmış, meselenin takipçisi olmuştu.

Öyleyse bu mektup diğerlerinden biraz farklı.

Evet, Gülen hareketi yoğun bir lobi harekatı yürütüyor. Evet, bu işe çok ciddi para harcıyor, yüklü bağışlarla Başkanlık yarışına destek vererek Washington’da etkin bir aktör gibi konumlanmaya çalışıyor. Ve, evet, böylelikle “ABD’nin bir iç politika meselesine dönüşerek” koruma kalkanına giriyor.

Fakat tüm bu veriler, mektupta sözü edilen olumsuz iklimin gerçek olmadığı, yani demokrasi, hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı konusunda ülkenin süt liman olduğu anlamına gelmiyor.

Ayrıca, Washington’da Türkiye’deki iş dünyasının da etkili ve endişelerini anlatmak konusunda da becerikli olduğunu unutmamak gerekir.

Cemaat gazetelerinin bir can simidi gibi sarılmasına aldanıp, bu son mektubu safi bir lobi ürünü olarak görmeyelim derim.