Çok ilginç hesaplar dönüyor, beyler bayanlar

Adaletten, demokrasiden, vicdandan ve akıldan yana olan insanlar için bu savaşta taraf olmak diye bir şey yoktur. Kirin içine girdiğinizde temiz çıkmayı beklemeyeceksiniz.

“Enteresan” kelimesiyle ifade edeyim de hanım hanımcık olsun.

Halbuki bir süredir izlediğim bazı gelişmeler küçük dilimin gastrointestinal bölgeye doğru seyahate çıkmasına neden oluyor. Yani “Hmm enteresan”dan öte bir tepki verebilirdim. Fakat sakin sakin anlatmaya karar verdim. Bakın şimdi…

**

Dünkü gazetelerdeki bazı röportajları sıralıyorum:

Habertürk gazetesi… Balyoz davası sanığı Dursun Çiçek ve bu dönemde müthiş bir mücadele örneği gösteren avukat kızı İrem Çiçek. N’apmışlar? Nihal Bengisu Karaca’ya röportaj vermişler.

“Paraleli deşifre eden güç zehirlenmesidir” başlığı…

Peki… “Başbakan’ın okumayı sevdiği gazetelerde” yazan AK Parti yanlısı kişiler arasında Karaca, Balyoz ve Ergenekon yargılamalarındaki tuhaflığı hükümetin cemaat hakkındaki tavrı değişmeden fark etmiş, çok ama çok çekingen bir tonda da olsa birkaç cümleyle bunu yazmıştı.

Fakat uzun süre, iddianame okumak bir yana, ezbere bir savunma ile Ergenekon ve Balyoz davalarının ülkeyi nasıl temize çektiğinden söz ettiğini de unutacak değiliz.

O yüzden… Ehven-i şer de olsa Dursun ve İrem Çiçek’in, bismillah önce Nihal Bengisu Karaca’nın karşısına oturmasını önce yadırgadım, sonra da bir tür “yüce gönüllülüğe” bağladım.

Güzel bir şey dedim.

Fakat mesele bu gazete ve bu röportajla bitmiyordu.

**

Aynı gün Sabah gazetesinin ana sayfasından anonslanmış başka bir röportaj.

Başlık: “Paralel yargı, Balyoz’da gerçeklerin üstünü örttü.”

Söyleyen kişi: Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz

Röportajı yapan kişi, yıllar önce bırakın mikrofon uzatmayı tüm sanıkları ve ailelerini baştan suçlu ilan etmiş bir gazetenin muhabiri olarak samimi samimi soruyor…

“Ahmet Bey, siz darbeci misiniz?”

Ahmet Bey de böyle bir şeyin “hayatının hiçbir döneminde aklının ucundan bile geçmediğini, 12 Eylül travmasını bu ülkenin hala atlatamadığını” anlatıyor.

Mart ayında, seçimlerden günler önce Balyoz sanıklarından (ve Cemaat’in bu meselelerdeki somut bağlantısını ilk saptamış kişi) Albay Zeki Üçok da Sabah’a konuşmuştu.

Hatta ve hatta… İlker Başbuğ Silivri cezaevinden tek röportajı Sabah’a vermişti.

Yine seçimlerden önce, Mart ayı içerisinde.

Peki… Peki de…

Gelin şimdi, zaman zaman Goebbels’in bile mezarda “Oy oy oy” diyeceği kadar hükümet bülteni vaziyetinde yayın yapan Sabah gazetesinin Balyoz’la ilgili sadece birkaç eski manşetine bakalım.

Balyoz davası sonuçlandığında: “Yaşasın Demokrasi – Türkiye tarihinde ilk kez bir sivil mahkemede darbecileri cezalandırdı.”

22 Eylül 2012 : “Ve Balyoz indi. Türkiye’de artık darbeler dönemi kapandı. 325 sanığa Hükümeti yıkmaya teşebbüsten ceza yağdı.”

10 Ekim 2013 : “Evet darbeye teşebbüs ettiler. Balyoz’un plan tatbikatı değil Ak parti iktidarını yıkmayı amaçlayan darbe planı olduğu yüksek yargı kararıyla kesinleşti.”

İlker Başbuğ, Zeki Üçok ve Ahmet Yavuz anlatıyorlar... “Ortada seçilmiş hükümeti, milli orduyu, istihbaratı direk hedef alacak, karanlık bir örgüt var”, “Ellerinde her türlü gizli bilgi var. Terör örgütleri gibi kod adı kullanıyorlar” diyorlar. Ciddi bir analiz, düşünme ve araştırma sürecinden sonra edindikleri bu fikirleri açıklamaları güzel de, bunu niye tıyneti böyle olan bir gazeteye yapıyorlar?

Başbakan’ın okumayı sevdiği gazeteler cephesinde bunlar olurken, aynı anda, evet aynı gün, Zaman Gazetesi’nde ise başka bir röportaj vardı.

Hrant Dink ve Zirve davalarındaki çalışmalarından bildiğimiz, sol kesimin yakından tanıdığı avukat Erdal Doğan idi röportajı veren. Şöyle diyordu: “Hükümet Ergenekon’la uzlaştı, ortaya Hizmet’i bitirme planı çıktı.”

**

Tanık olduğumuz bu vaziyet sadece şu şu gazeteye konuşmuş, o bunu demiş ile açıklansa keşke… Maalesef öyle değil. Cemaat-AK Parti kavgasında taraflar medya üzerinden cephanelik biriktiriyor, olan budur.

Öyle bir savaş ki bu, ailelerinin hayatını kabusa çevirdikleri insanları, ‘kadın satıcısı’ dahil her türlü aşağılık eylemle suçladıkları askerleri ve hatta Hrant Dink cinayetini bile kurşun niyetine atıp harcayacaklar.

Diyeceğim şudur… Adaletten, demokrasiden, vicdandan ve akıldan yana olan insanlar için bu savaşta taraf olmak diye bir şey yoktur. Kirin içine girdiğinizde temiz çıkmayı beklemeyeceksiniz. 

Elbette kazanacağını düşündüğünüz tarafa yakın durmak, canınızı acıtan tarafın ümüğünü sıkmak için her yolu denemek bir tercih meselesidir.

Lakin benim saygı duyacağım türden değildir.