Çok postmodern bir insansınız

Savcı kendisini Foucault, İsmail'i de Habermas suretinde görüyor olabilir.

İsmail Saymaz bizim gazetenin en iyi muhabirlerinden. İyi muhabir çarka çomak sokan demek. Çarka çomak sokmak bela demek. Mahkeme demek. Tatsızlık demek. Hepsini tecrübe ediyor İsmail.
Tatsızlıklar çoğaldıkça savunma mekanizmaları geliştirmek zorunda kalıyorsunuz. İnsanız yoksa deliririz. Delirmemek için İsmail’le gülmeye çalışıyoruz. Kocaman bir şaka gibi Türkiye, sağolsun malzeme veriyor bolca. Hakkını yemeyelim şimdi.
İsmail geçen nisanda ‘Postmodern Cihad’ başlıklı bir kitap yazdı. Zamanında JİTEM’i sorgulayan, en son İsmailağa ve Gülen cemaatine el atan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ile Erzurum Başsavcısı Osman Şanal’ın savaşını anlatıyor. Ve tabii bu savaşın, resmin bütününde ne manaya geldiğini.
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı İsmail hakkında soruşturma başlatmış. Bu başsavcılık terörist ve terör örgütlerini araştırmakla özel görevli. Demek ki bizim İsmail’i öyle görüyor. Baştan aşağı bir süzdüm, e hakikaten de olabilir. Yıllardır ‘birtakım’ kişileri terörize ediyor yani yaptığı haberlerle.
Son durum: Osman Şanal, İsmail’e ve kitabı basan yayınevine 7 bin liralık tazminat davası açmış. Fakat avukatının gönderdiği metne göre hassasiyetin sebebi tahminlerimin azıcık dışında çıktı.
Kelimesi kelimesine aktarıyorum: “Kitabın başlığı olan Postmodern
Cihad ifadesi ile davalı, müvekkil hakkında postmodern yanlısı, postmodernizme ait olan ve bu minvalde anlaşılacak şekilde cihad eden kişi imajı çizmek sureti ile müvekkili aşağılama yoluna gitmiştir.”
Postmodernizm, sosyal bilimciler arasında sağlam bir tartışma konusudur. Kıyasıya eleştirenler çoktur. Yani evet kavram netameli ama feylesoflar nezdinde.
Başsavcı Şanal’ın kitabın içeriğindeki iddialar yerine postmodern kelimesinden alınması…Ne bileyim düşündüm düşündüm çözemedim. Çok düşününce insana bir haller oluyor, bilirsiniz. Mesela şimdi aklıma savcının kendisini Michel Foucault ya da Lacan olarak, İsmail’i de Jürgen Habermas suretinde görmesi ihtimali düştü. Baştan aşağı yeniden süzdüm İsmail’i, e Habermas’ın gençliğini andırmıyor da değil. Savcının hakkını yemeyelim.

Başbakan’a değil, ona oy verdim
TIME dergisi her yıl yaptığı gibi “Yılın İnsanı”nı seçmek üzere internet sitesinde oylama yapmaya başladı. Başbakan Erdoğan 100 bine yakın oyla birinci sırada. Erdoğan’ı okuyucularının önüne bir seçenek olarak sürme sebebini iki paragrafla anlatıyor dergi… TIME’ın sitesine girdim ama dünyanın her yerinden birçok Türk’ün yaptığı gibi Başbakan’a oy vermedim.
Hayır, derginin dikkat çektiği Mavi Marmara olayını diplomatik açıdan iyi yönetmediğini düşündüğümden ya da İran’la yapılan anlaşmanın asıl mimarının Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olduğunu bildiğimden değil. Listede birinci olmasını istediğim başka biri vardı. En azından benim adalet duygum öyle söylüyordu.
Şu anda üçüncü sırada olan Julian Assange son yılların en büyük ıslıkçısı. İnternet sitesi Wikileaks’te yayımladığı belgeler sayesinde Irak ve Afganistan’da süren savaşın gerçek yüzünü gördük.
Cesur biri. Olmak istediğim biri. Benim mesleğimin gereğini şu anda benden daha iyi yapan biri.
Siteye girdim ve Assange’a oy verdim. Çünkü ben otoriteyi değil, otoriteye başkaldıranları seviyorum. Çünkü bu küçük global köyde “Hadi herkes toplanıp tıklasın da âlem başbakan görsün” diye varlık göstermenin Eurovision’la birlikte tarihe karıştığını biliyorum. Çünkü ben bir derginin anketinde bile olsa bana aydınlık vaat edenlerin kıymetinin bilinmesini istiyorum.

Selim İleri bırakıyor
“Yazmayı değil ama bastırmayı bırakacağım. Şu anda son romanımı yazıyorum. Ondan sonra yazdıklarımı isteyen dostlarıma okurum ama bastırmam” dedi. Son romanın konusu ne? Bayağılık. Medeniyet erozyonu. Off bıktı artık bitmeyen tartışmalarımızdan, memleketin çapa attığı sığ sulardan. Bazılarımız gitmek istiyor, bazılarımız da Selim İleri’nin yapacağı gibi çekiliyor. İddiamız kalmadı, neşemiz söndü. Ne yazık.