Coşku da azalıyor söylenecek söz de!

2013'te 1000 kelime, 2014'te 620 kelime, 2015'e gelindiğinde 550'ye inmişti.Mesajların coşkusu da, mesajı verenin söyleyecek söz miktarı da giderek azalıyor besbelli

Bu Newroz mesajının ruhu da hedef kitlesi de farklıydı

Tüm halkları daha büyük bir inançla, neşeyle ve coşkuyla selamlamıştı önceki mesajlarında.

İlk kez bir süreçten ve barıştan söz ettiğimiz 2013 Newroz’unda Öcalan ‘bir uyanışı, canlanışı, dirilişi’ selamlamış, Zağros ve Toros dağlarına, Fırat ve Dicle’ye, Mezopotamya’ya ve Anadolu’ya ‘Ser Çava’ demişti.

Bir yıl sonra, 2014 Newroz mesajında Mezopotamya medeniyetlerinden Ortadoğu halklarından bahsetse de vurgu gençlere ve kadınlaraydı.

Bugüne gelindiğinde yine ‘tüm halklar’ selamlanmıştı ama kısa, öz bir biçimde.

Zaten bu yılki mesaj uzunluk açısından da ‘özet’ sayılabilecek, süsü ve edebi araçları asgariye indirilmiş bir mesajdı. 2013’te 1000 kelime, 2014’te 620 kelime, 2015’e gelindiğinde 550’ye inmişti.

Mesajların coşkusu da, mesajı verenin söyleyecek söz miktarı da giderek azalıyor besbelli.

**

Bunun iki sebebi var: Birincisi sürecin istenildiği hızda ilerlememiş, dolayısıyla ‘gelişme’ olarak halka müjdelenecek olgusunun da az olması.

İkincisi ise ‘hedef kitle’ farklılığı…

 

İlk mektup o vakte kadar kendisinin ‘bebek katili’, ‘teröristbaşı’ olarak lanse edildiği çoğunluğu Türk olan Türkiye’ye idi.

Biz bu ülkeyi birlikte kurduk, birlikte sahip çıkacağız, aynı zamanda din kardeşiyiz, gelin artık kan akmasın diyordu.

İkinci mektup daha çok ‘Biz bu süreci yürütüyoruz ama elimize ne geçiyor’ diyen bölge halkına…

Özellikle de zaptedilmesi her geçen daha da zorlaşan savaşla büyümüş Kürt gençlerine… ‘Hareketimiz bir gençlik hareketi olarak başlamış ve hep genç kalmıştır.  Bu barışa yönelik saldırılara ve provakasyonlara karşı, barışın yılmaz savunucuları da yine gençlik olacaktır’ demiş, ‘Oslo, Paris, KCK operasyonları’ gibi tabelaları göstererek ‘aman provokasyonlara gelmeyin’ diye uyarmıştı.

**
Dün, Diyarbakır’daki Newroz Parkı’nda Sırrı Süreyya tarafından okunan 2015 mesajının ise tek bir hedefi vardı: Devlet.

O nedenle; girizgah kısa tutulmuş, ülkenin bir şirketmiş gibi yönetilmesini salık veren lidere cevap niyetine ‘neoliberal politikaların yol açtığı krizler’ hatırlatılmıştı.

O nedenle; normal şartlarda bir saatlik bir destan anlatısı çıkaracağı Kobane direnişi bir kelimeyle geçilmiş, ‘Eşme ruhu’na odaklanılmıştı.  

‘Eşme ruhu’ nedir?

Süleyman Şah Türbesi’nin yeri bir geceyarısı operasyonuyla Suriye’de Kürtlerin kontrol ettiği Eşme’ye alınmıştı. Yine Türkiye yetkililerin de kabul ettiği gibi PYD’ye bağlı silahlı YPG güçlerinin işbirliği ve eşliği ile bu mümkün olmuştu.

Öyleyse Öcalan ‘Eşme ruhu’nu bu mesaja koyarak ‘Birlikte çalışırsak Ortadoğu’da güvenliği sağlarız’ da demektedir, ‘Ortadoğu’da bize ihtiyacınız var’ da…

**

Bir de aslında görünen en önemli ifade olarak PKK’ye silah bırakılması için kongre çağrısı yapmış olması var.

Başta da söylediğim gibi, mektubun tamamında olduğu gibi bu bölümünde de PKK’ye, Kürtlere ya da Türklere birşey söylemiyor, hitabını devlete doğrultuyor.

Bu kongrenin ‘parlamento üyeleri ve İzleme Heyetinden’ kişilerin oluşturduğu bir Hakikat ve Yüzleşme komisyonu oluştuktan sonra ve hükümetle vardıkları/varacakları ‘ilkesel mutabakat’ bu komisyon tarafından onaylandıktan sonra toplanacağını söylüyor. Hemen ardından gelen Türkiye halklarının ‘eşit anayasal yurttaşlık’ içerisinde kardeşçe yaşamasından söz etmesi de takdir edersiniz ki ‘yeni anayasa’ talebini yinelemesi anlamına geliyor.

**

28 Şubat 2014’te Dolmabahçe’de hükümet üyeleri ve İmralı heyetine giden HDP vekillerinin bir arada bir toplantı düzenlemesi hükümetin siyasi olarak süreçte varlığını alenileştirmesi açısından önemli ve umut vericiydi. Sırf bu toplantıyı veri olarak alırsak, Öcalan’ın silah bırakma kongresinin toplanması için öne sürdüğü şartların bir biçimde yerine gelebileceğini düşünebilirdik.

Lakin Cumhurbaşkanı’nın cuma günü yaptığı gibi ‘İzleme heyeti gereksizdir, doğru bulmuyorum’ türünden ‘sarsıcı’ açıklamalarının hükümeti ne kadar ‘bağlamayacağını’ bilemiyoruz. Dolayısıyla endişe etmek için yeterli sebep mevcuttur.

Yine de enseyi karartmayalım: Yaşasın Newroz, yaşasın halkların kardeşliği.