"Daha yardımsever olsun diye çocuğumuzu dinsiz mi yetiştirelim?"

Bugün size 'Ateistlerin çocukları dindarlara göre daha yardımsever' sonucunu çıkaran araştırmanın Türkiye ayağını yöneten kıymetli bir akademisyenden söz edeceğim.

Geçtiğimiz 9 Kasım salı günü “Ateistler mi daha fedakar dindarlar mı” başlıklı yazım bir çok tartışmayı beraberinde getirdi. Bu tartışmaların büyük bölümü kendisini dindar olarak tanımlayan kesimin agresif ve düşmanca tepkilerinden ibaretti. Onları geçiniz. Ben gerisini önemsiyorum.

Öncelikle meseleyi özetleyeyim: Chicago Üniversitesi’nden Nörobilimci Jean Decety din ve altruizm arasındaki bağıntıyı anlamak üzere yaptığı çalışmaya Kanada, Çin, Ürdün, Güney Afrika ve Türkiye’den 1170 ailenin yaşları 5 ila 12 yaşında değişen çocukları katılmıştı. Elde edilen sonuç; inançsız ailelerin çocuklarının dindar ailelerininkine oranla daha fazla yardımsever/fedakar olduğu şeklindeydi. (Detaylar için: http://goo.gl/A2LxLs )

**

Bugün size Jean Decety’nin Türkiye’deki ortağından, yani çalışmanın Türkiye ayağını yöneten kıymetli bir akademisyenden söz edeceğim: Koç Üniveristesi’nde görev yapan Doç. Dr. Bilge Selçuk, Türkiye’de çocukların davranışları üzerine uluslararası yayınlar yapan tanınmış bir bilim insanı.

2003 yılından bu yana öğretim üyesi olarak çalıştığı Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümünde  Çocuk ve Aile Çalışmaları Laboratuvarının kurucusu ve direktörü, Koç Üniversitesi ve Türk Psikologlar Derneği Etik Kurulları üyesi.

Doç. Dr. Selçuk sözkonusu araştırmanın kısa özetini Çocuk ve Aile Çalışmaları Laboratuvarı’nın Facebook sayfasında yayınladığında ilginç tepkiler almış.

O tepkiler benim de yazıma gelen ‘makul’ sorularla örtüşüyor. Son derece zihin açıcı olduğu için Doç. Dr Selçuk’un bu tepkilere verdiği yanıtları sizlerle paylaşacağım.

**

BİRİNCİ TEPKİ TÜRÜ: “Bu araştırmanın sonuçlarından şüphe duyuyorum. Kendi dünya görüşünüze uygun araştırma sonuçları buluyorsunuz.”

Selçuk’un buna cevabı: “Bilimsel çalışmalarda, araştırmacılar katılımcılardan topladıkları bilgileri analiz ederek bir sonuca ulaşırlar. Akıllarındaki cevapları onaylayacak veriyi toplamak icin uğraşmazlar. Dolayısıyla bir araştırmadan, beklenen veya beklenmeyen her türlü sonucun çıkması mümkündür. Tüm bilimsel çalışma sonuçlarına bu şekilde yaklaşmanızı öneririz.”

İKİNCİ TEPKİ TÜRÜ: “Nitel veri kullansanız sonuç farklı çıkardı, bu bilimsel değil.”

Selçuk’un cevabı: “Sosyolojide nitel yöntemler daha çok kullanılabilir, psikolojide nicel yöntemler daha çok kullanılıyor. Psikoloji sosyolojiyi bu bakımdan eksik bulabilir veya tam tersi olabilir. Disiplinlerin değişkenleri ele alma ve kavrsamlaştırma şekilleri de farklı olabilir. Her bir araştırmanın bulgusu tek bir bulgudur. Bunlar meta analiz calışmalarından sonra sentezlenirler, ama bunun için önce tek tek araştırmaların birikmesi gerekir. Siz de aynı konuda kendi araştırmanızı yapınız, şu anda planlanmaya başlanan meta analize katılsın. Dolayısıyla Bir araştırmada bu sonuç çıkabilir, başka bir araştırmada başka bir sonuç çıkabilir. Dünya görüşü söz konusu değil. Ne sonuç çıkarsa çıksın bunları sagduyusuyla ele almak lazım.

ÜÇÜNCÜ TEPKİ TÜRÜ: “Çocuklarımız daha yardımsever olsun diye onları dinsiz mi yetiştirelim?”

Buna Selçuk’un cevabı: “Bu araştırma iki özellik arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyor. Bağlantıyı, yani etki mekanizmasını açıklamıyor. Kendini belli bir dine ait hissetmediğini söyleyen annelerle, Müslüman veya Hıristiyan oldugunu söyleyen aileler arasında ne tür farklılılar vardır ki, inancı olmayan ailelerdeki çocuklar daha çok paylaşma davranışı gösteriyorlar, ellerindekini başkasına vererek fedakarlık yapıyorlar, veya diğerkamlık gösteriyorlar? Acaba otoriter ebeveynlik mi daha düşük bu ailelerde, çocuk odaklı bir çocuk yetiştirme biçimi mi daha yaygın? Çocugun pozitif değerleri içselleştirmesi, gerektiğinde fedakarlık yapabilmesi için önemlidir. Ve pozitif değerleri içcelleştirmenin önündeki önemli engel bir otorite figürünün dikte etmesidir. Çocuğa, bir şey dikte etmeden, birbirimize neden yardım etmemiz, elimizdekini paylaşmamız, fedakarlık yapmamız gerektiği açıklanırsa, bu değerleri içselleştirmeleri artar. Elbette bunların hepsi şu anda spekülatif. Neden böyle bir sonuç çıktığı 3 yıldır devam eden ve pek çok verinin toplandığı bu kapsamlı araştırmanın sonraki aşamalarında ortaya çıkabilir. Dolayısıyla mesele çocugu dinsiz yetiştirmek değil, muhtemelen bazı yaygın çocuk yetiştirme tutumlarını, anne-babalık davranışlarını degiştirmek.”

**

Nedensellik ilişkisi kurmak, Doç. Dr. Bilge Selçuk’un dediği gibi o kadar kolay değil. Yani dindar ailelerin çocuklarını yetiştirme biçimiyle, inançsız ailelerin çocuklarını yetiştirme biçimindeki farklılıktır belki bu sonucu çıkaran. Doğrudan İslam’ın yahut Hıristiyanlığın doğasından ileri gelmiyor olabilir. Din öğretisinin çocuk yetiştirme tarzını etkilemesidir belki farkın sebebi. Bunların hepsi tartışılıp konuşulmalı… Fakat şu kadarını söyleyeyim: Bu çalışmada seçilen ailelerin bir çok özelliği ‘kontrol edilmiş’ vaziyette. Türkçesiyle… Dindarlık ve inançsızlık dışında tüm faktörlerin mümkün olduğunca eşitlenebildiği aileler denek olarak seçilmiş. Dolayısıyla ‘temiz’ bir sonuç ortaya koyuyor. Araştırmayı çeşitli ülkelerde yöneten bilim insanlarının hiç de beklediği bir sonuç da değil. Onların beklentisi çocuğun davranışlarındaki değişkenin ülkelerdeki kültürlere göre değişeceği şeklindeyken, bariz bir biçimde, fark dindar ve inançsız arasında çıkmış. Yani akademisyen tarafgirliği için bir zemin mevcut değil. Bilmem anlatabildim mi?

Dileğim, bu tür çalışmaların artması… Fakat hayatın her alanına yayılmış olan boş vermişlik ve korku iklimi akademiye de sirayet etti. Maalesef ‘netameli’ konuların sayısı her geçen gün artıyor ve bu konularda çalışacak akademisyen bulmak giderek zorlaşıyor.

Ama unutmamak lazım… Böyle bir kafayla gazetecilik yapılamayacağı gibi, akademik bir üretim de mümkün olmaz.