Demirtaş'ın yabancı dil hakimiyeti ve HDP'nin hamlesi

Türkiye Cumhuriyeti'nin utancını ve başarısını temsil eden bir unsur olarak "Selahattin Demirtaş'ın yabancı(!) dil hakimiyeti" HDP'ye barajı aştırır mı?

Temel eğitimini anadilinde almış sayın Cumhurbaşkanı’mız konuşuyor: “Burada ikili görüntü söz konusu. Yalçın Bey ile açıklama yapanların açıklamaları faklı. Eşbaşkanın yaptığı açıklama farklı. Burada iki maymun oynanıyor.” 

Anadilde eğitim hakkı devlet tarafından gasp edilmiş HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş cevap veriyor: “Bizim amacımız hükümetin yanlışlarını teşhir etmektir. Biz iki maymunu oynuyormuşuz. Heyetle aramızda hiç bir fark yok. Ayrıca iki maymun değil, üç maymundur. Demek ki yine birini götürmüşsünüz, götürmeye alışmışsınız.”

İşte bu:

Türkiye Cumhuriyeti’nin utancını ve başarısını temsil eden bir unsur olarak “Selahattin Demirtaş’ın yabancı(!) dil hakimiyeti”…

Budur; herkesin ona saldırmasının, sinirden çıldırmasının ama öte yandan içten içe imrenmesinin, onu huşu içinde dinlemesinin ardındaki sebep.

Argümanlarıyla, ifade ve hitabet yeteneğiyle, liderlik kumaşıyla, zekasıyla ama en çok da temiz kalbiyle Kürtler kadar, belki de daha çok, seküler, zihni açık, sol ve ortanın solundaki kesimler için “aradığınız lidere galiba ulaşılıyor” hissi yaratıyor Demirtaş.

Çünkü bu ülkede bir Kürt olarak doğmuş olmaktan gelen sorunların aslında Türkiye’nin çoğunluğu için geçerli olduğunu anlatabiliyor.

Çünkü ezilmiş, haklarından mahrum bırakılmış, ötelenmiş tüm gruplar için cümle kurabiliyor.

Ve bunu, yeni yetişen Kürt nesli gibi, onların bir temsilcisi olarak, onların ‘deyimler sözlüğünü’ kullanarak, ajitasyon yapmadan, espriyle, sağlam ve sakin tezlerle dile dökebiliyor.

İronik biçimde, Türkçe’yi anadili Türkçe olanlardan kat be kat iyi kullanıyor, üstelik Türkiye’nin yaralarını derinleştirmek değil kapamak üzere kullanıyor.

Çünkü dertten anlıyor. İlkenin bir semt adı dahi olmadığı memleketimizde şöyle bir baktığınızda hep aynı yerde duruyor, aynı şeyi söylüyor.

İşte bu bazıları için çok korkunç bir şey. Lider görünümlü tehlikeli kimseleri üç saniyede bir şakaya, lider görünümlü başkalarını da etkisiz elemana dönüştürebildiği için.

Ha bu Kürt siyasi hareketinin diğer liderlerini rahatsız eder mi? Öcalan tarafında, hükümetin vermeye çalıştığı izlenimin tam tersi bir hissiyat olduğunu söyleyebilirim. Eminim İmralı’da Demirtaş-Öcalan görüşmesinin tutanaklarına vakıf olan devletliler, daha önce hiç duymadıkları övgü sözlerini orada duymuştur.

Pek tabii, Kürt siyasi hareketinde çok başlılık yok.

Peki tabii, Demirtaş da çok başarılı.

Bunlar HDP’ye seçim kazandırır mı?

Yok kazandırmaz. İşler öyle yürümüyor.

** 

İşte tam olarak buradan bakmak gerekiyor çözüm sürecinin geldiği noktaya.

Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken’den oluşan ekibin hükümetle birlikte 10 maddelik ‘müzakere başladı başlayacak’ açıklamasına…

Hop oturup hop kalkıp bu bir seçim hesabı diyoruz. Açıkçası, Demirtaş’ın da ifade ettiği gibi, tıynetini son 13 yılda gayet güzel çözdüğümüz AKP’nin önümüzdeki 3 ay içinde, aylardır kurmadığı meclis komisyonlarını kuracağına, hasta tutuklularla ilgili insani düzenleme yapacağına inanmak çok zordur.

O nedenle bu açıklamanın bir seçim hamlesi olduğunu düşünmek akla yatkındır.

Ama sadece AKP’nin seçim hamlesi mi?

Niye HDP’nin seçim hamlesi olmasın?

Açıklamanın yapıldığı günden bu yana Kürt siyasi hareketine mensup, aktif veya değil bir çok aktörle görüşme yaptım. Aşağı yukarı hepsinin satır arasında söz ettiği şey aynıydı. Örgüte yakınlığıyla bilinen bir kişinin cümleleri aslında özet niteliğinde: “HDP’nin bu seçimde barajı geçmesi çok önemli. Memleketin aklını yitirmiş bir biçimde yönetilmesini engelleyebilecek tek güç bu. CHP birkaç puan fazla alsa ne olacak? Baskıcı rejimin karşısında caydırıcı bir güç olabilir mi? Olamaz. Öyleyse tek çare HDP’nin parti olarak meclise girmesi ve demokratik bir denge yaratması. O yüzden AKP’ye oy veren Kürtleri, Batıda kerhen, alternatifsizlikten CHP’ye oy veren Türkleri kazanmalıyız. Çözümden yana olduğumuzu göstermek bunun kilit noktası.”  

HDP’nin karmaşık ve farklı gibi görünen açıklamalarına bu yönden bakarsak, her şeyi daha net anlarız.

Amaç Kürt bölgelerini silip süpürmek ve Batı’dan da bir miktar vekil çıkarabilmek. Bunun için “silah bırakma niyetini” duyurmak kadar doğru bir hamle olabilir mi?

Bir de böyle düşünün.