Devlet söyleminin özelliği Kürtleri 'anormal'leştirmekti

Osmanlı ve sonrasındaki milliyetçilik akımları üzerine çalışan akademisyen Fuat Dündar'la 1930'lu yıllarda Kürt nüfusunun 'hızla artışı'yla ilgili kaleme alınmış 'Siyah Rapor'u konuştuk. Dündar "Kürt nüfus artışı argümanı asimilasyon politikalarının temelini oluşturur" diyor.
Devlet söyleminin özelliği Kürtleri 'anormal'leştirmekti

Neden

Cumhuriyet’in kurulduğu andan itibaren Kürt sorununa bakışını etkileyen kişiler, kırılma noktaları, bu kırılma noktalarına itici güç olan raporlar vardır. Bunların pek fazla bilinmeyeni 1930’larda 1. Genel Müffetiş Abidin Özmen’in hazırladığı ‘Siyah Rapor’du. Kürt nüfusunun anormal bir hızda arttığını iddia eden rapor İsmet İnönü tarafından da benimsenmiş, yıllar sonra Uğur Mumcu tarafından ortaya çıkarılmıştı. Bu konuda ciddi bir araştırma yapan Osmanlı ve Osmanlı sonrası dönemdeki milliyetçilik akımları üstüne çalışan akademisyen Fuat Dündar ile Siyah Rapor’un ve dolayısıyla ‘Kürtler çoğalıyor’ paranoyasının devlet tarafından nasıl yaratılıp kullanıldığını konuştuk.

Türkiye kamuoyu Kürt nüfusunun ne kadar olduğuyla ne zamandan beri ilgileniyor?

Öncelikle şu farkı ortaya koyalım: Devlet, kuruluşundan beri bu meseleyle ilgileniyor. Ama Türk kamuoyunun ilgisi daha yakın bir döneme aittir. 1980’lerden itibaren ve özellikle 1991’den sonra Irak’ta iktidarın nüfus oranına göre belirlenmesi tartışmaları, ama özellikle de köy boşaltmalarından sonra Batı bölgelerine yerleşen büyük miktardaki Kürt nüfusu bu ilgiyi arttırdı.

1930’da Kürt meselesiyle ilgili rapor hazırlayan Abidin Özmen tam olarak kim? Bu raporu bir emirle mi hazırlıyor?

Özmen, 1. Genel Müfettiş olarak, o dönemin Bitlis, Diyarbakır, Van, Hakkâri, Muş, Mardin, Urfa, Siirt vilayetlerini sekiz yıl boyunca yöneten ve Kürt meselesini çözme konusunda en yetkili birkaç bürokrattan biriydi. Görev süresi boyunca, bölgenin siyasi durumu ve Kürt meselesine ilişkin, asıl vurguyu nüfus meselesine yaptığı çok sayıda rapor hazırladı. Raporların en önemlisi, genel müfettişlerin faaliyetlerini değerlendirmek amacıyla 8 Aralık 1936 tarihinde İçişleri Bakanı ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya’nın başkanlığında Ankara’da umumi müfettişlerin toplantısına sunulan ‘Siyah Rapor’dur. Rapor, tartışmalı nüfus iddialarına ve nüfus istatistiklerine yer vererek, Kürtlerin Türklerden 12 kat daha hızlı arttığını iddia etmiştir.

Raporun ismi niye Siyah Rapor?

Özel bir neden yok. Bir dönem diplomatik raporlar, yıllıklar renklerle adlandırılırdı. Fransız Sarı Kitabı, İngiliz Mavi Kitabı, Rus Turuncu Kitabı gibi. Ve sanırım Osmanlı’nın da pek düzensiz de olsa yayımladığı diplomatik çalışmalara Kırmızı, Siyah Rapor dediği olmuştur.

Peki Özmen’in iddia ettiği 12 kat hızlı artışın mesneti neydi?

Özmen yanlış bir hesaplama yapmış, tabiri caizse elma ile armutu karşılaştırmıştır. 1927 resmi nüfus sayımı ‘anadil’ verileriyle, 1935 sicil-i nüfus –ki bu etnik temelliydi- verilerini karşılaştırarak bu sonuca varmıştır. Oysa nüfus sayımındaki soru ‘anadil’ ibaresi altında ‘konuşma dili’ verisiydi. Yani devletin sicillerinde Kürt gözüken, pekâlâ Türkçe konuşabildiği için ‘anadil’i Türkçe kaydedilmişti. Özmen 1927-1935 yıllarına ait, ya sicil-i nüfus verilerinin ya da resmi ‘anadil’ verilerini karşılaştırmalıydı. Nitekim, biz bugün 1927-1935 arası resmi anadil verilerini karşılaştırdığımızda 12 katlık bir artış görmüyoruz.

İsmet İnönü ve Abidin Özmen arasındaki ilişki nasıldı?

İsmet İnönü’nün 21 Ağustos 1935 tarihli ‘Kürt Raporu’ (Şark Seyahati Raporu) Özmen’in ‘Siyah Raporu’ ile büyük benzerlik gösterir. İnönü, Atatürk’e sunduğu bu raporu bölgelerde görevli umum müfettişlikleri ile yaptığı 1935 temmuz ayındaki toplantılardan sonra kaleme almıştır. Yani, bir devletin en tepesindeki adam yönetimi altında bulunan bir halkın diğerinden 12 kez fazla arttığını iddia eden absürd bir çalışmayı elinin tersiyle itmemiş, raporu hazırlayanı görevden almamış aksine onurlandırmıştır. Bu duruma ‘Milli Şef’in 12 kez fazla arttığına inandığı Kürtler hakkında ne tür politikalara başvurabileceğini varın siz tahmin edin.

Özmen’in raporu Uğur Mumcu’nun ortaya çıkarmasıyla bilinir oldu. Niye gizli bir belgeydi bu?

Rapor, Talat Paşa defteri gibi, devletin özel bir ekibi için oluşturulmuş, ezoterist bilgiler içeren bir rapordu. Devletin kırmızı çizgileri gibi kırmızı raporları vardır. Bu rapor da onlardan biriydi. Güncel gelişmeler rapordaki bilgileri aşan bir noktaya geldiği zaman da gizli kalmasının bir anlamı kalmamıştı.

Özmen raporda yanlış bir karşılaştırma yapıyorsa, ondan feyz alarak araştırmalar yapanlar niye Kürt nüfusunun Türk nüfusundan fazla arttığını iddia ediyordu?

Özmen’in mesnetsiz iddiasının taraftar bulmasının önemli sebebi 1990’larda batı bölgelerine Kürtlerin zorunlu göçüydü. Çok kısa bir zaman içinde büyük bir Kürt nüfusunu karşılarında gören kesimler, bunu devletin köy boşaltmasından çok Kürtlerin nüfus artışına bağlamayı tercih etti. Bu tercihin bir sebebi bilgisizlik, diğeri ise ideolojiktir. İşte bahsettiğim tüm bu nedenlerle son 20 yılda Kürt nüfusunu tespit etmeye ve artış hızını belirlemeye yönelik çalışmalarda artış gözlenir. Bu çalışmaların bir ksımı Özmen’in iddialarını öne çıkarır. Bilimsel nüfus çalışmaları ise hastanelerden derlenen doğum istatistikleri verilerinin yöresel dağılımından yola çıkarak tahminde bulunur.

Kürt nüfusunun artması paranoyası ve asimilasyon politikaları arasındaki ilişki nedir?

Özmen, Siyah Rapor’unda, Kürtlerin Türklerden 12 kat fazla arttığını ileri sürerken iki neden üzerinde durur: Doğum artış hızı ve Türklerin Kürtleşmesi.

Türklerin Kürtleşmesi mi?

Evet, Özmen, Türklerin kitlesel bir şekilde Kürtleştiğini iddia eder. Böylesi bir izahın nedenlerinden biri, kuruluş gerekçesini Kürtlerin asimilasyonunun üzerine inşa etmiş umum müfettişliğinin meşruiyetini güçlendirmekti.
Aslında bu tezin kökeni daha eskiye dayanır. 1900’lü yılların başında, Türk Yurdu dergisi ve Ziya Gökalp’in ilk yazılarında ‘Kürtlerin Türkleri asimile ettiği tezi’ ileri sürülür. Bu tezin, Türk milliyetçiliğinin operasyonel bir aşamaya geçtiği anda ortaya çıkması bir tesadüf değildir. Bu söylemin amacı, asimilasyon gibi kötü bakılan bir stratejiyi meşrulaştırmak, devletluları harekete geçirmek içindir. İş ‘Biz asimile etmezsek onlar bizi edecek’ mantığına varır. Dolayısıyla Kürt nüfus artışı argümanı asimilasyon politikalarının temelini oluşturur.

Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllardan itibaren Kürt sorununa bakışında bu Kürt nüfus artışı meselesi ne kadar etkili olmuştur?

Cumhuriyet bir nüfus argümanı ile kurulmuş, kahir ekseriyeti Türklerin ve Kürtlerin oluşturduğu topraklarda bir devlet fikri öne çıkarılmıştır. Nitekim Musul tartışmalarında da Ankara hükümetinin argümanı başta Kürtlerin, sonra Türklerin de duhulüyle Musul’da çoğunluk olunduğu şeklindedir. Ancak Musul İngiliz Irak’ına devredildikten sonra, Kürt nüfusu kavramı negatif bir çağrışıma dönüşmüş, bir sorun olarak kodlanmıştır. Ama bu dediğim gibi başlarda daha çok devletin bir sorunudur, Türklerin değil.

Devletteki bu sorunlu kodlama sonra neye dönüştü?

Devlet söyleminin çok temel karakteri Kürtleri ‘anormal’leştirmekti. Kürtler anomaliyi temsil etmekteydi. Garip bir dil konuşan, geri kalmış sosyal ilişkileri olan, anormal derecede şiddet eğilimi taşıyan, orijini Türk olup kimliğini unutmuş bir gruptu onlar. Türkleri bile Kürtleştiren anormal bir gizeme sahip, bir türlü medenileşemeyen bir toplum olarak resmedilmişti. Bunun kökeninde de Kemalist milliyetçiliğin ideal bir Türk yaratma hedefi vardır. Tüm milliyetçilikler aslında Adolphe Quetelet’in ‘average man’ olarak izah ettiği ortalama ya da bilinen tabiriyle ‘ideal insan’ yaratma derdindedir. Bu ortalama insan, Türk milliyetçiliğinde ortalama-ideal Türk hedefiyle izah edilir. Bu kişi; medeni, laik, bilimin ışığında yürüyen bir Türktür. Türklüğü seçmeyen sadece mutsuz olmayacak, aynı zamanda gayrimedeni de sayılacaktır. Bu kurgunun bir uzantısı olarak Kürtlerin nüfusunun anormal arttığı tezi öne çıkar. Kürtler diğer grupların aksine çok hızlı, hatta anormal bir şekilde artmaktadır. Yani aslında sadece sosyal boyutuyla değil, istatistiki olarak da Kürtler anomalidir! Ne okuma yazma oranları, ne şehirleşme oranları Türklere benzemektedir!

Başbakan’ın üç çocuk söylemi Kürtleri rahatlatıyor

Peki siz, Kürt nüfusunun artış hızını ve bu hıza göre ileriye dönük bir projeksiyon yapılamayacağını mı düşünüyorsunuz?

Yapılır tabii ki ama bunu yaparken ölçüm araçları ve biçimleri dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde aşırı milliyetçilerin iddia ettiği gibi, ‘Kürtler Türklerden 12 kat fazla artıyor’ gibi absürd tezler ortaya çıkar.
Aslında bu modern milliyetçiliğe özgü bir korkudur.

Nasıl yani?

Modern milliyetçilik temel olarak nüfus üzerinden meşruiyetini inşa ettiği için, nüfusun kendisi bir korku nedenidir aynı zamanda. Özellikle azınlıkların nüfusudur temel korku nesnesi. Bugün dünyanın her yerinde, doğum artış hızıyla azınlıkların çoğunluk olacağı endişesini görebiliriz. İsrail’de Filistinlilere, Fransa’da Araplara, Almanya ve Bulgaristan’da Türklere, Rusya’da Müslümanlara ve özellikle Çeçenlere karşı hissiyat bu yöndedir.
Başbakan’ın üç çocuk söylemini bu Kürt nüfusu paranoyasına bağlayanlar hata mı ediyor sizce?
Bence evet. Doğru olsa bile, bu söylemin Kürtleri rahatlatan, Kürt kadınlarını doğurmasını kriminal olmaktan çıkaran bir tarafı var. Kürtlerin nüfus artış hızını dert etmiş, aile planlamasını etkinleştiren CHP tarzı modernleştirici zihniyet çok daha tehlikelidir. Çünkü sorunu nüfus artışına indirgeyen milliyetçilik en tehlikeli milliyetçiliktir.