Devletin çarkını sahtelik döndürür!

Sahte deliller, sahte cd'ler, sahte imzalar. Devlet ve ülke bunlarla yüz değiştiriyor. Şimdi de bir nükleer santrale olumlu karar veren, bir nevi 'yeni Türkiye'nin ÇED'çisi konumunda bir şirketle karşı karşıyayız.

10 yıl kadar önce. Kendisini devletin sahibi zanneden, kibirle yayım yayım yayılan orduydu ilk hedef. Her şey onunla başladı.

Dediler ki, bu orduyu çökertip yenisini kuralım. Vesayet olsun da, bizim olsun. Gibilerden.

Sahte bir CD, sahte bir harddisk yarattılar, içine oluşturulma tarihleri değiştirilmiş word belgeleri tıkıştırdılar, hatalarla dolu. Sonra bir not defteri edindiler, generallerden birine ait. Oradaki yazıyı bir makineye kopyalattılar, sahte CD’lerin üstüne yazdılar. Sanki general el yazısıyla genelkurmaya iletilmek üzere not düşmüş gibi. Oyuna bak.

Adına Balyoz denilen bir delilik haliyle birkaç seri denizciyi, havacıyı ve biraz da karacıyı hallettiler. Yine bir binbaşıya ait gibi görünen imzayı Kafes Eylem Planı denilen başka bir delilik içinde denediler. Onu da yuttuk. Böylece ordu onların istediği manayla bitti.

Ordu devletti ama onlara göre ‘Kemalist devletin sosyal alandaki kollarını’ da budamak gerekiyor. ÇYDD ve kanser tedavisi gören Prof. Türkan Saylan’ın evinin basılması da bu akılla oldu. ÇYDD’nin bilgisayarlarına da, tıpkı Ahmet’in, Nedim’in ve OdaTV’nin bilgisayarlarına olduğu gibi sahte delil konulmuştu. İnsanlar bu delillerle aylarca, yıllarca hapis yattı. Yahut Türkan Hoca gibi bu lanet suçlama ve hüzünle terk-i diyar eyledi. Ama… Geçen hafta yayınlanan bilirkişi raporu bu delillerin sahte olduğuna kanaat getirdi. “Çok az, çok geç” denir bu saatte kale alınan rapora.

Sahte imzalar, sahte cd’ler… Baktılar ki işledi, şimdi ‘kumpas kurdu’ dedikleri arkadaşlar yapınca oldu…

E madem ki öyle, aynı yöntemleri biz de uygulayalım, dediler.

**

Yeni Türkiye. Yeni devlet. Aynı adet.

Birgün gazetesinin dünkü manşetinde yer alan haber: “Nükleer raporuna sahte imza.”

Meğer Akkuyu Nükleer Santralı'na ait ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporunu hazırlayan mühendisler teslimden önce işten çıkmış.

Fakat Akkuyu santraliyle ilgili ‘olumlu karar’ beyan edilen rapor imzalar taklit edilerek bitirilmiş ve evet, o sahte imzalarla Çevre Bakanlığı’na sunulmuş. Sonuç? Nükleer santralin yatırımı onaylandı. (Birgün’ün haberinde gerçek imza ve taklit edilen imza arasındaki fark iki görsel ile desteklenmiş)

Bu sahteliğin aleni olduğu gün, yani dün, Yeni Akit adlı yayının (gazete demem, diyemem) manşeti: Nükleer Türkiye’yi uçuracak. Girizgah: “65 yıldır nükleer santrallerin yapımını engelleyen enerji baronları ve işbirlikçileri, Türkiye’nin her yıl 60 milyar dolarının enerji açığı için dışarıya gitmesine yol açıyor. Baronlara rağmen Türkiye nükleer santrallerini yapıyor.”

Metnin (haber demem, diyemem) içinde TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar Komisyonu Üyesi Osman Boyraz’ın sözleri var: “2023’e kadar 2 nükleer santrali de devreye alacağız. Akkuyu nükleer santral çalışmaları tüm hızıyla devam etmekte. Sinop’ta kurulacak ikinci santral için de Japon Hükümeti ile anlaşma imzalandı.”

**

Şimdi buna ne demeli?

Sorumlu bir dünya vatandaşı olarak, ilk önce, “Ey Japon hükümeti! Bizimkilerde bir huy var, şimdi detayına girmeyeyim, sen git o anlaşmadaki imzaları bi kontrol ettir, sahte mahte olmasın. Dünyanın bin türlü hali var” demeli.

Sonra da yöneticilerimizin ‘amaca giden yolda her şey mübahtır’ şiarı karşısında vatandaşlar olarak neler yapabileceğimizi araştıralım.

Çünkü neredeyse artık her adım hukukun, kaydın kuydun dışında, her adım kendi içinde bir adli vakadır.

Ve tüm vatandaşların birer denetçiye dönüşmesini gerektirir. Çaresiz… “İşimiz olmaz” demeyeceğiz. “Bana ne” demeyeceğiz. Belgeleyeceğiz. Sökülen ağaçlar için, kuruyan dereler için, kültür için, sanat için, mazimiz için, geleceğimiz için, canımız kanımız için.

NOT 1: Enerji Bakanı, ‘sahte imza haberi maksatlıdır, yok öyle bir şey’ dedi. ÇED raporunu yazan ve iki nükleer mühendisin o dönem bağlı olduğu Dokay adlı şirket açıklama yaptı. “Evet bu mühendisler rapor tamamlanmadan işten çıktı ama ‘uzaktan sağlanan uzman’ olarak göreve devam etti, kadrolu nükleer mühendis bulundurmak zorunda değiliz. O imzalar mühendislere ait” dedi. 28-29 yaşlarında üniversiteden sınıf arkadaşı olan bu iki mühendisten biri bu şirketten ayrılmasının hemen ardından başka bir mühendislik şirketinde göreve başlamıştı. Kendisiyle yaptığım telefon görüşmesinde “Başka bir şirkette çalıştığını, çok yoğun olduğunu, gerekli açıklamanın Dokay şirketi tarafından yapıldığını” söyledi. “ÇED raporundaki imza size mi ait?” şeklindeki ısrarlı soruma “Bu konuyu uzatmak istemiyorum. Şirket açıklamayı yaptı” diyerek cevap verdi. Sahte imzayı yalanlayan bakanlığın ve Dokay şirketinin raporun altındaki imzanın sahihliğini bilimsel olarak kanıtlaması icap ediyor şimdi. Zira elde mühendislerin daha önce notere verdikleri imzaları var ki, ÇED raporunun altındaki imzalara hiç uymuyor.

NOT 2: Burada söz konusu olan Dokay şirketinin su, rüzgar, doğalgaz ve kömür santralleri yatırımları aklınıza ne gelirse, hepsi için ÇED raporu hazırladığını ve nasıl oluyorsa tüm santrallerin ‘müthiş avantajları’ olduğu sonucuna vardığını bilgilerinize sunmak isterim. Nükleer santrali “sera gazı-asit yağmuru etkisi sıfır” diyerek olumlu bulan Dokay, rüzgar santrallerinin kuşları tehdit ettiğini, güneş enerjisinin çevreyi kirlettiğini belirmişti. Daha önce Bergama Ovacık Altın madenine de onay vermiş, bir nevi ‘Yeni Türkiye’nin ÇED’çisi konumunda bir şirketle karşı karşıyayız.