Dindar değil akılsız nesilden korkarım

Holdinglere dönüştürülen tıp fakültelerine, İstanbul'un tarihini iç eden kentsel projelere onay veren 'bilirkişilere' baktığımda korkuyorum.
Dindar değil akılsız nesilden korkarım

Başbakan, ‘Dindar gençlik yetiştirmek’ tartışmasını sürdürmeye karar verdiğinde tinere bandırmasaydı, iyiydi. Fakat biz kendisini zaten bu tarz-ı belagatiyle tanıdık, böyle bildik. O yüzden şaşılacak bir şey yok.
Tinerli de olsa, tartışmanın devamını faydalı buluyorum. Çünkü eninde sonunda dindar-ateist-isyankâr derken konu eğitim sisteminin kendisine gelecek. Yani öyle umuyorum.
Kemalist endoktrinizasyon özelliğinden öte felaketler içeren bir güdük müfredatlar silsilesi, yaş bayağı ilerleyene, karakter oturana dek dayatıldı bizlere. Davalar ülkesi haline geldiğimiz bu günlerde olup bitene bir kara tren gibi dalıp dalıp gitmemiz bundandır.
İşlenmeyen akıl, tutulur zira. 

***

Bir gün bir çocuğum olursa şu dört ana ilkeyi öğrenmiş, temel hayat yolu bilmiş olmasını temenni ederim:
1-) Dünyayı anlamak
2-) Kanıta saygı duymak
3-) Mantıksal tutarlılık
4-) Parsimoni (En sade ve açık seçeneğe yönelmek).
Şimdi bir düşünün.. Bu temel ilkeleri hangi aptallaştıran ezberler arasında öğrendiniz?
Şimdi bir daha düşünün.. Bu ilkeler ortaöğretim öğrencilerinin kafasında tabletle mi oturur?
Tablet, sihirli değildir ki, hakikatleri çarpıtan, Sünni Türkler dışında kalan herkesi potansiyel düşman ilan eden tarih anlayışını düzeltsin.
Bir anda dünyayı anlayan, kanıtlarla muhakeme edebilen, A fikrinden B fikrine giden en kısa yolu görebilen nesiller yetiştirsin.
Göstermelik şıklıklar medeniyete pek değmiyor, bilirsiniz. 

***

Bugün Türkiye’nin iklimini belirleyen davaların görülme biçimine, gazeteciler ve aydınlar nezdinde tartışılma şekline, toplumun geri kalanının uyku haline baktığınızda görebilirsiniz. İfade özgürlüğü bakımından dünyadan kopukluğu, kanıt denen şeyin yokluğunu, mantıksızlığı ve parsimoni noksanlıklarını...
O nedenle bu davaların irdelenmeyişini, yazılıp çizilmeyişini sadece iktidar baskısıyla açıklamak yetersiz kalır.
Biz bilmiyoruz ki o işi yapmayı. Hukuki veya değil, bir metni mesnetiyle, metoduyla, mantığıyla incelemeyi.
Ne ezberdeki andımız, ne müthiş bir savaş taktiği olarak hilal ne de bor minerallerinin harita üzerindeki yerleri maalesef hayat problemlerini çözmeye, anlamaya, itiraz etmeye yarıyor. 

***

Ve benim boğucu bir endişem var. Bu, katiyen dindar nesiller yetişmesi değil.
TÜBİTAK’a, sayısı artan ama içi tek bir bilimsel yayını dahi olmayan ‘akademisyenlerle’ doldurulup boşaltılan üniversitelere, holdinglere dönüştürülen tıp fakültelerine, İstanbul’un tarihini iç eden kentsel projelere onay veren ‘bilirkişilere’ baktığımda korkuyorum.
Çünkü bunlar varsa..
Tabletle iyi eğitim, granit parkeli binayla adil yargılama, CEO’yla sağlık hizmeti olabileceğine inanan, itirazı ve düşünmeyi unutmuş, yani akılsız nesiller yetişecektir. Benim endişem budur. 


NOT: Dünkü yazımda sözünü ettiğim ateist nörobilimci-filozof Sam Harris’in kitapları maalesef Türkçeye çevrilmiyor. (Neden acaba!) Fakat Harris’in üçüncü kitabı ‘Bilim insani değerleri nasıl belirler’ adlı kitabıyla ilgili verdiği bir konferansın çevirisine bu linkten (http://bit.ly/mCUmRg) ulaşabilirsiniz. Harris, bu konuşmasında sözünü ettiğim 4 temel prensiple ilgili derin bir analiz de yapıyor.