Dink davası kapanırken siz Başbuğ'a üzülün

Hrant Dink davasıdır, düğüm. Zaten gerçek melanet düğümü bu olduğundan, çözülmemesi için elden gelen yapılmaktadır.

Başbakan’ın okumayı sevdiği gazetelerin yazarları döktürüyordu dün ve ondan önceki gün. Size gümüş tepside üç kuple, en tazesinden...
Biri: “İşe bakın ki ben de Başbuğ’u savunan avukatıyla aynı konumda buldum kendimi. Ne dostuyum İlker Paşa’nın ne düşmanı; sadece bildiğim kadarıyla hukuk adınadır söylediklerim.”
Başka biri: “İlker Başbuğ‘darbe’ gibi kötü işlere tevessül edecek en son asker izlenimi uyandırıyordu ama ‘darbeciliği’ tescillenmiş personelle ilgili de bir şey yapmıyordu. Benim gönlüm ‘Yüce Divan’da, yani Anayasa Mahkemesi’nde yargılanmasını istiyor ama bu iş benim gönlümle olmuyor...”
Bir diğeri: “Org. İlker Başbuğ’un saatler süren sorgulamasından gazetelere yansıyan ifadeleri dönüp yeniden okuyunca içime bir kurt düştü. ‘Ya gerçeği söylüyorsa?’ kurtu bu. Ya bu ifadeler samimiyse?” 

***

Evet, eskiden tutuklanan hiçbir askerin savunmasına itibar etmeyen, iddianamedeki delillerin sağlamlığını, isnat edilen suçun hakkaniyetini sorgulamayanlar bugün, “Koskoca general tutuklanmış siz zil takıp oynayacaksınız, ha!” diyor. Başbuğ’la ilgili “Tanırız iyi paşaydı” halleriyle küçük virajlar almaya girişiyor.
İşte “Hukuk prensibini hatırladılar” yahut da “Onlar hep hukuk çerçevesinde konuşuyordu, hep tutuksuz yargılama taraftarıydı” diyenlere tek bir şey söylerim: Gelin birbirimizi yemeyelim!
Buradaki hesabı, biz sıradan vatandaşların bilemeyeceği ortaklıkların köprüsündeki çatırdamayı filan bilmiyorum. Bu ülke okunamayacak hale gelmiş, tersyüz edilmiş bir kitaptır benim için artık. Takılsınlar. 

***

Ama şu var: Başbuğ’un tutuklanmasından, bu olaya verilen tepkiden, daha önemli bir nokta. Devlet içindeki çetelerin gerçekten temizlenmesini isteyenleri gümbür gümbür bağırtması gereken bir gelişme. Son bir fırsat...
Dün Hrant Dink davasının 24. duruşmasında Dink’in avukatları tarafından mahkemeye sunulan bir dilekçe, Ogün Samast, Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’le sınırlı ve güdük kalan davayla ilgili müthiş bir ipucu yakalandığını gösteriyordu.
Tüm engellemelere, kösteğe rağmen avukatlar Telekomünikasyon İletişim Bakanlığı’nın (TİB) gönderdiği 6235 görüşme ve 9300 numaranın yer aldığı kayıtları incelemiş ve daha önce söylendiği gibi bu kayıtların sanıklarla ilgisi olmadığı savını yerle yeksan etmiş.
Biraz başa dönersek şöyle olmuştu: Avukatlar TİB’den GSM operatörlerine yazı yazmasını ve Dink’in öldürüldüğü gün öğle saatlerinde Şişli’de yapılan cep telefonu kayıtlarını tedarik etmesini istemişti. TİB de “Aaa bu olayla ilgisiz kişilerin özel hayatına tecavüz olur” diye bu talebi reddetmişti. Fakat işte, şimdi olay günü bölgede bulunan 5 kişinin (veya numaranın) sanıklarla doğrudan irtibatlı olduğu ve olay gününden önce değişik tarihlerde değişik kereler görüşme yaptıkları ortaya çıktı. Sadece o 5 kişi de değil. Olay yerinden aranan 14 kişinin de o anda Şişli’de olmasa da sanık ve şüphelilerle irtibatı tespit edildi. 

***

Hrant Dink davasıdır, düğüm. Zaten gerçek melanet düğümü bu olduğundan, çözülmemesi için elden gelen yapılmaktadır. Elime bir megafon alıp bağırmak istiyorum; siz hayret verici hesaplarınızla, başını sevdiğiniz filmin sonundan ürkmenizle filan meşgulken.
En hayati dava göz göre göre kapatılıyor.
NOT: ‘İnternet Andıcı’ iddianamesine ve şüpheli ifadelerine göre İlker Başbuğ’un tutuklanmaması şaşırtıcı olurdu. Nasıl ki, Hasan Iğsız’ın da dahil olduğu askerler, dönemin Genelkurmay Başkanı’nı işaret ettiyse Başbuğ da kendisinden önceki başkanı yani Büyükanıt’ı göstermektedir. Tedirginlik bundan ise “Hamama giren terler” diye bir söz var, yani hukuk prensiplerini kurnada hatırlamak olmuyor.