Diyarbakır bombasıyla ilgili aşırı ilginç tesadüf

Bu da enteresan bir detay olarak havada asılı duruyor. Tıpkı Adıyaman-Suriye cihat hattıyla ilgili sorumsuzluklar, zaaflar ve cevapsız sorular gibi...

Dünkü yazımın başlığı: “Diyarbakır bombasının ardındaki korkunç gerçek” idi.

Yazıda tüyler ürperten bir kronolojiden bahsediyordum.

5 Haziran 2015’te HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlatılan bombanın faili O.G’nin o güne kadar kimlerle ilişkide olduğunu ve her şeyin nasıl göz göre göre geliştiğini anlatmıştım.

Kısaca şöyleydi:

29 Eylül 2013’te Radikal muhabiri İdris Emen, 4 gencin Adıyaman’dan Cihatçı olmak üzere Suriye’ye gittiği haberini yapmıştı.

Fikri takip olarak yaptığı ikinci haberinde Adıyaman Emniyet’inin 11 ailenin çocuklarının Cihatçı olmak için Suriye’ye gittiğinden şüphelendiğini ve kendilerine başvurduğunu söylemişti.

**

11 Kasım 2013’te İngiliz gazetesi Guardian, 200 kadar Adıyaman’lı gencin El Kaide’ye katıldığını yazdı.

Bunun üzerine Adıyaman Emniyet Müdürü Fikret Salmaner Anadolu Ajansı’na bir açıklama yapmıştı: “Şu anda 200 kişilik bir kayıp başvurusu yok. Adıyaman genelinde 4 yıllık kayıp başvurularını toplasak 200 kişilik başvurudan bahsedilemez. Hatta haberde o soy isimle biz araştırma yaptığımız zaman böyle bir müracaat da yok. Bu da ilginç bir şey.”

Halbuki Guardian, haberinin sonunda kaynaklarının güvenliği için bazı isimleri değiştirerek yayınladığını (‘Some names have been changed’ ibaresiyle) belirtmişti. Keşke Salmaner, Guardian’ın haberini yalanlayacağına elindeki listede bulunan isimleri takip etseydi…

Neden derseniz…

Bizim Eylül 2013’te haberini yaptığımız Cihatçı gençlerden M.G.D, 2014’te Suriyeli karısı ve çocuğuyla Adıyaman’a geri döndü. O.G ile arkadaşlık kurdu, etkiledi, sonuçta O.G. Suriye’ye gitti. Döndü. 5 Haziran’da Diyarbakır’da yüzlerce kişinin ölümüne sebep olabilecek bombayı meydana koydu.

Şimdi saldırının faili olarak yargılanıyor.

**

Peki 2013’ten beri Suriye gidip gelen, O.G’yi örgütleyen, M.G.D nerede?

Bir iddiaya göre yeniden Suriye’ye gitti. Bir iddiaya göre Türkiye’de. Belki başka saldırılar için başka gençleri örgütlüyor.

Dün de yazdığım gibi: Adı, sanı, yolu, amacı belli bu kişinin Suriye-Türkiye hattında rahatça dolaşabilmesi, sonuçta feci bir bombalı saldırıda parmağının olması Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından son derece büyük bir zaaftır.

Mayıs 2013’te Adıyaman Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Fikret Salmaner’e bu zaafın perde arkasını, 2014’te ülkeye dönen M.G.D’nin niye takip edilmediğini ve şu anda nerede olduğunu sormak istedim.

Adıyaman Emniyeti, konunun muhteviyatını ve önemini anlatmama rağmen müdür Salmaner’in ‘izinde’ olduğunu ve görüşemeyeceğini belirtti.

İzinde olması şaşırtıcı elbette…

Şaşırtıcı çünkü Salmaner’in görev bilinci yüksek bir gelenekten geldiği iddia ediliyor.

**

Şöyle ki…

5 Şubat 1999’da (B.05.1.EGM.0.06.01.27.(126).439/99 sayılı bir dosya ile) Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bir dava açıldı.

Bu davada Fethullah Gülen Cemaati’nin emniyetteki yapılanması araştırılıyordu ve 132 polisin adı geçen bir liste vardı.

Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in de dahil olduğu bu listede konumuzla ilgili bir kişi daha vardı: Daha sonra Ankara İstihbarat Dairesi şube müdürlüğü yapacak olan Fikret Salmaner. 

Bu dosya, tahmin edeceğiniz üzere kapatıldı, listede adı geçen polislerin yerleri değiştirildi ama bu soruşturmayı yürüten polisler görevlerinden alındı. Bilmem bu döngü size tanıdık geldi mi?

Salmaner’in adı, Cemaat’in emniyetteki yapılanmasını ilk kez yazan ve ardından başına gelmeyen kalmayan eski polis Zübeyir Kındıra’nın kitabında da geçiyor.

Lakin Cemaat yapılanmasını iyi bilen, görüştüğüm bir başka eski bir polis ise Salmaner’in ‘eskiden Cemaat’e yakın olduğunu, sonradan devlet içinde böyle yapılanma olmaz diyerek arasına mesafe koyduğunu’ belirtti.

Sonuç itibariyle, bu da aşırı enteresan bir detay olarak havada asılı duruyor. Tıpkı Adıyaman-Suriye cihat hattıyla ilgili sorumsuzluklar, zaaflar ve cevapsız sorular gibi…

Göz göre göre yüzbinlerin arasında bir bomba patlıyor. Bir devlet yetkilisi de çıkıp her şey bu kadar ortadayken bize bunun nasıl önlenemediğini anlatamıyor.

Başka bir bombanın başka bir yerde patlamaması için kime nasıl güveneceğiz?