Dünyanın gözleri önünde yasa dışı bir plan peşindeler

Bu planın işleyeceğini düşünmek için gerçekle bağının kopmuş olması gerekir.

Aslında konuya biraz hakim olan herkes durumun farkında.

Suriyeli mülteciler krizini çözmek üzere AB-Türkiye arasında süren müzakerelerin ‘gerçek muhteviyatı’ ortada:

Türkiye, canı uğruna topraklarına sığınan insanları bir şantaj malzemesi olarak kullanıyor.

Avrupa Birliği ise, hem kuruluş değerlerine hem de bu değerlerin önemli bir parçası olan mülteciler hukuku sistemine aykırı davranıyor.

Sırf o mülteciler sınırından girmesin diye Türkiye’ye “Parasını vereyim, sen bak” diyor.

O parayı nasıl ve ne zaman verecek? O paranın gerçekten sözkonusu mültecilerin barınma ve/veya eğitim ihtiyaçları için kullanılıp kullanılmadığını nasıl denetleyecek?

Türkiye’nin daha sonra bu mültecileri belirli gruplar halinde Suriye’ye geri gönderip göndermeyeceğinden nasıl emin olacak?

Bu soruların kesin bir yanıtı yok.

Özeti şu: Avrupa Suriyeli mültecileri kendi sınırlarının ötesinde tutmayı birincil öncelik sayıyor. Onun dışında bu mültecilere ne olup bittiğiyle ilgilenmiyor. Kafayı öte tarafı çeviriyor.

**

AB-Türkiye arasında –bence hayata geçmesi çok çok zor olan plan- ne diyor?

Sözde amacı, insan kaçakçılığı önlemek, yasa dışı yollardan, hayatlarını tehlikeye atarak Avrupa’ya gelmeye çalışanları caydırmak.

Buna göre Türkiye’den Yunanistan’a botlarla vesaire ulaşmış olan mülteciler Türkiye’ye geri gönderilecek. Türkiye’ye gönderilen her bir mülteci için de Türkiye’deki bir mülteci Avrupa’ya gidecek.

Bir kere bu iş öyle olmayacak.

Rakamlara bakalım: Türkiye’den Yunanistan’a bu yıl içerisinde 143 bin 634 mülteci gitmiş. Onların hepsi geri gönderilirse, Türkiye’deki 2.7 milyon mültecinin 143 bini Avrupa’ya gidebilmeli.

Amma velakin, AB komisyonu sadece 72 bin kişiye ‘yer olduğunu’ açıkladı.

E peki bu iş nasıl olacak?

Olmayacak.

Pratik karşılığı ‘imkansıza yakın’ olan bir plandan söz ediyoruz.

Ki tek sorun bu da değil.

**

Oxford Üniversitesi Mülteci Araştırmaları Merkezi, geçtiğimiz Çarşamba günü ‘acil’ bir seminer düzenledi. Hukukçu ve sosyal politikacılardan oluşan bir grup bilim insanı AB-Türkiye planını tartıştı.

Kimler vardı: Prof. Guy S. Goodwin-Gill, Dr. Cathryn Costello, Prof. Alexander Betts, Dr. Jeff Crisp, Dr. Franck Düvell.

Hepsi bu alanda uzman isimler. Hele Prof. Guy Goodwin-Gill, mülteciler hukuku denildiğinde dünyadaki en saygın uluslararası hukukçulardan biri olarak görülür.

Hepsi ama hepsi bugün Brüksel’de müzakere edilecek Türkiye-AB planı için şunu söyledi: Yasadışı, hayalci ve insan hayatını hiçe sayan!

Prof. Goodwin-Gill bu plana baktığında “kaos siyasetinin ve delilerin sığınmacılar sistemini ele geçirdiğini” görüyor.

Cathryn Costello, planın hukukiliğini son derece tartışmalı buluyor. Ona göre, Türkiye bir “güvenli üçüncü ülke” de değil. (AB iltica sözleşmesine göre güvenli üçüncü ülke, bir sığınmacının, sığınma başvurusu yaptığı ülkeye gelmeden önce fiziksel olarak bulunduğu ve mülteci olarak koruma alabileceği ülkedir.) Çünkü kendi içinde ciddi insan hakları ihlalleri var ve söz konusu mültecilerin nasıl bir muamele göreceklerine dair güven telkin etmiyor.

Prof. Alexander Betts ise meseleye başka bir yönden bakıyor: Bu plan dünyaya sembolik bir mesaj veriyor. O da Avrupa’nın Suriyeli mültecileri topraklarında istemediği mesajıdır. Bu mesajı alan başka ülkeler, mesela Hindistan, niye kapılarını bu mültecilere açsın?

Planı gayri hukuki bulduğunu ve sonuçta mahkemelerin harekete geçeceğini söyleyen Prof. Goodwin-Gill’e sordum: Eğer planda anlaşılırsa, “Bu hukuk dışıdır” diye iptal edecek bir yüksek uluslararası mahkeme var mı?

Prof. Goodwin-Gill sorumu şöyle yanıtladı: “Planı iptal edecek bir hukuki merci yok ama bulunduğu yerden alınıp Türkiye’ye gönderilecek tüm mülteciler kişisel başvuru hakkını kullanabilir. Bu başvurulardan sonra AİHM de ‘Hiç bir mülteci yerinden oynatılamaz, AB kanunlarına aykırıdır’ şeklinde bir karar alabilir.”

Ve ekledi: “Bu planın işleyeceğini düşünmek için gerçekle bağının kopmuş olması gerekir.”