'Ebola şüphesinin' şüphe olmaktan çıktığı o an!

THY'den bir Nijerya bileti alalım. Ankara'daki takım elbiseli abilerimizin eline antibakteriyel jel tutuşturup o uçağa koyalım.
'Ebola şüphesinin' şüphe olmaktan çıktığı o an!

THY Genel Müdürü Temel Kotil, "Ebola göründüğü kadar kötü bir şey değil" dedi.

Bir hafta önce: Fildişi sahillerden gelen bir kadın yüksek ateşle Marmara Üniversitesi Hastanesi’ne başvurdu. Ebola şüphesi nedeniyle acil servis karantinaya alındı. Yapılan tetkikler sonucunda sıtma olduğu anlaşıldı.

Beş gün önce: İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde fenalaşan Endonezyalı turist, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Ebola şüphesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu'na kaldırılan cenazeden alınan kan örnekleri yurtdışına gönderildi.

Dört gün önce: Diyarbakır'da hac dönüşü yüksek ateş nedeniyle fenalaşan 66 yaşındaki kadın Diyarbakır Gazi Yaşargil hastanesinde karantinaya alındı. Kadının Ebola değil MERS virüsü taşıdığı anlaşıldı.

Üç gün önce: Hac vazife için gittiği Suudi Arabistan’dan dönen kadın yüksek ateş ve öksürük şikayetiyle İstanbul Fatih Sultan Mehmet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ebola ihtimaline karşı acil servis kapatıldı. MERS virüsü taşıma ihtimali üzerinde duruluyor.

İki gün önce: Akşam saatlerinde vapurda baygınlık geçiren siyahi erkek yolcu, Ebola şüphesiyle ambulansla Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Tetkiklerin ardından 360 promil alkollü olduğu tespit edildi.

**

Evet, Ebola ile ilgili komplo teorilerinden haberdarım.

Aşısını çıkarıp dünyanın en büyük vurgununu yapmak üzere bir ilaç firması tarafından dünyaya salındığı…

Bunun bir bio-terör silahı olabileceği…

Hatta ve de hatta ‘paralel’ çete tarafından kullanılabileceği…

İddialarının hepsini duydum, hepsine vakıfım.

Ve ayrıca…

Her ateşi yükselen ya da fenalaşan siyah derili insanın ebola paniği yarattığı, bu durumun bir tür ırkçılığa doğru evrildiği bir hakikat…

Son bir haftada artan bu vakaların içinde henüz sahici bir ebola vakasına rastlanmadığı da...

Fakat lütfen… Rica ediyorum… İstanbul, dünyanın buluştuğu ve bir şekilde değdiği bir seyahat durağı. Ebola adlı virüsün er ya da geç buraya da uğraması kuvvetle muhtemeldir. Bu şüphelerin gerçek olduğu o korkunç ana hazırlıklı mıyız?

Diyelim ki komplo teorilerinin tamamı bir biçimde doğru. Yani? Ebola’yı çözmüş mü olduk?

Yok olmadık, hem de hiç. Ben şimdi size anlatacağım.

**

Ebola şüphesiyle gelen hastalar karşısında hastanelerin acil servisleri şaşkına döndüler. Hekimler yüzlerine maske takmak dışında hiçbir şey yapamadı. Ki hava yoluyla bulaşmayan bu virüs için maske takmış olmanın hiçbir önleyici etkisi bulunmuyor!

İkincisi; bu hastanelere gelen hastalar, Sağlık Bakanlığı’nın ebola vakalarının ilk varış noktası olarak belirlediği Haseki ve Haydarpaşa Numune hastanelerine sevk dahi edilemedi.

Üçüncüsü; bu hastaların bulunduğu yerlere giren çıkan doktorların, yakınlarında bulunan hastaların, hasta yakınlarının hiçbir kaydı tutulmadı. Yani? Yanisi şu… Eğer bu hastalar sahiden Ebola olsaydı, virüsün sizin bakkala kadar ulaşması gayet kolaydı ve şehrimizin yetkilileri “Haydaaa” diye şaşırmaktan öteye gidemeyecekti.

**

Türk Havayolları, Ebola’nın görüldüğü ülkelere hala uçuyor. Örneğin ikibin yüz yetmiş dört tele karşılığında isteseniz yarınki Senegal ya da Nijer ya da Nijerya uçağına binebilir, 4-5 gün ya da 1 hafta sonra da dönebilirsiniz. Gayet mümkün.

Mesela ben gidiyormuş gibi yapayım dedim… Aradım, Türkiye Hudutlar ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nü… “Ben bir hafta sonra Nijerya’ya gideceğim, Ebola ile ilgili ne yapabilirim” diye sormak için. Önce beni yaşadığım ildeki şubeye yönlendirdiler. O şubedeki hanımefendi ise şöyle dedi: “Ebola temas sonucu bulaşıyor. Av hayvanlarından uzak durun ve av hayvanı eti yemeyin. Hani antibakteriyel el jelleri var ya, bir de yanınıza onları alın. Yalnız Nijerya’da Ebola var, biliyorsunuz.”

Şaka değil gerçek. Hayal değil salgın.

Bakın…

THY Genel Müdürü Temel Kotil ‘uçuşların devam etmesi ve buna karşılık Ebola ile ilgili alınan önlemlere’ ilişkin şöyle dedi geçen hafta: “Bu göründüğü kadar kötü bir şey değil. Tabii ki Allah göstermesin bulaşınca öldürüyor. Ama çok son aşamasında oluyor.”

Böyle dedi. Evet.

O zaman ben de diyorum ki…

Çernobil’den sonra çaylarda radyasyon yoktur demek üzere basın toplantısında çay hüpleten, sütlerimiz bozuk değildir demek üzere canlı yayında kafaya süt bardağı diken, sularımız zehirli değildir demek üzere kameralar karşısında su içen yetkililerle bugünleri görmüş bir milletiz.
Bence bu kez şöyle yapalım. Aramızda gerekli meblağı toplayalım. THY’den bir Nijerya bileti alalım. Ankara’daki takım elbiseli abilerimizin eline antibakteriyel jel tutuşturup o uçağa koyalım. Çarşı pazar, orman nehir dolaşsınlar, gorillerle selfie çektirip gelsinler.

Nasıl olsa ‘göründüğü kadar kötü bir şey değil’, ucunda ölüm var.