Ekmel Bey'in iki yanında beliren o ekmeği n'apcaz?

Ekmel Bey'in şahsi performasının ötesinde ciddi bir sorunun varlığından da söz etmek gerek. MHP merkezinin 'çalışmak' gibi bir adeti olmadığı için bu kampanyanın CHP merkezinden ve birkaç reklamcının elinden çıktığını varsayabiliriz. Ki bu yeterince tedirgin edici bir durum.
Ekmel Bey'in iki yanında beliren o ekmeği n'apcaz?

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkmasından sonra bir yazı yazmış, kutuplaşmanın ve cepheleşmenin belirlediği siyasi ve sosyal hayatımıza onun gibi ılımlı, uzlaşmacı bir bilim insanının iyi geleceğini söylemiştim. Fakat sonunda da çok iyi bir diplomat olmasına rağmen otobüs tepelerine çıkıp miting yapma ve belagat kuvveti açılarından başarılı olup olmayacağından şüphe ettiğimi belirtmiştim. Bunun küçük bir testini yapabileceğimiz ilk fırsatı dün Ekmel Bey’in basınla ilk büyük basın buluşmasında yakaladık. Bir çoğunuz bu basın toplantısını canlı olarak tv kanallarından izlemiştir, ya da başta Radikal olmak üzere bir çok internet sitesinin toplantıyla ilgili yaptığı haberleri okumuştur. O nedenle işin bana göre olan kısmını, yani Ekmel Bey’in bir cumhurbaşkanı adayı olarak bana nasıl göründüğünü anlatmayı tercih ediyorum.
Kampanyasının ve seçim stratejisinin ‘olmuş’ ve de ‘olmamış’ kısımlarını şöyle sıralayacağım…

**

OLMUŞ: Ekmel Bey’in salona tüm aile fertleriyle eşi Füsun hanım, üç oğlu ve geliniyle teşrif etmesi son derece iyi bir görüntüydü.

OLMUŞ: Çocukluğundan itibaren nasıl bir geçmişi olduğunu anlatan videonun metinleri ve görsel malzemesi iyi hazırlanmıştı. Babasız büyümesi, çok küçük yaşta ailesinin sorumluluğunu tek başına üstlenmesi, fakirlik çekmesi vurguları onun bilinmeyen yönlerini anlatmak ve rakipleri tarafından öne sürülen ‘aristokrat’, ‘monşer’ kalıplarını sarsmak açısından önemli yönleriydi.

OLMAMIŞ: Ekmel Bey’in konuşmasının büyük bölümünü önündeki kartlardan (televizyonda kullanılan not kartonlarıydı ve sanırım yüz kadar vardı, onları sarı bir zarfa koymuş büyük oğlu Tuğrul’a teslim etmişti, kürsüye çıkarken onun elinden aldı) okuması olacak iş değildi. Uzun süre heyecanına yenik düştü, cümleleri yuvarladı, doğru yerde vurgu yapamadı ve neredeyse hiç göz kontağı kuramadı. Dolayısıyla dikkat vererek dinlemenin çok zor olduğu bir konuşma yaptı.

OLMAMIŞ: Çok yerde dili sürçtü. Özellikle 17 ve 25 Aralık operasyonlarıyla ilgili bir soruya yanıt verirken 17 Eylül ve 25 Mart diyerek Tansu Çiller’in Samsun halkına ‘Canlarım Trabzonlular’ şeklindeki hitabını hatırlattı.

OLMUŞ: Konuşmasındaki Gezi vurgusu kıvamındaydı. ‘28 Şubat’ta genç kızlara sıkmabaş diyen zihniyete nasıl karşı durduysam bugün de gençlere çapulcu dedirtmem’ sözleri iyiydi güzeldi. Ali İsmail Korkmaz’ı ölüm yıldönümünde anması iyiydi güzeldi.

OLMAMIŞ: Ama… Konuşmasının hiç bir yerinde Kürt kelimesi geçmedi. Gezi vurgusu iyiydi de Gezi’deki gençlerden ‘Türk gençleri’ diye bahsetmesi bilinçsiz bir tercih olmasa gerek… Böyle bir konuşmada memleketin en hayati meselesi olan Kürt sorununa değinmemiş olması da kabul edilecek gibi değildi. Bu konuda ‘Hem MHP seçmenini küstürmeyeyim hem de AKP’ye oy veren Kürtleri çekebileyim dolayısıyla ben bu konuya hiç girmeyeyim’ fikrinde ilerlemiş belli ki. Halbuki bu devirde bu tarz-ı siyasete ‘ilerleme’ değil gerileme diyoruz maalesef.
OLMUŞ: Kürt sorunundan hiç bahsetmediği için ben söz isteyip bu konudaki düşüncesini sordum. Cevabı ‘ana dilin’ önemiyle sınırlı olsa da kıymetli sözler söyledi. Anadilinizi konuşamadığınız yere vatan denmez cümlesi sahiden önemliydi.

OLMAMIŞ: Lakin soru-cevap kısmındaki ‘netameli’ sorulara hiç cevap vermeme yoluna girdi. Örneğin benim ‘Prensipte Öcalan’la görüşme fikrine ne dersiniz’ soruma hiç değinmedi. 1915 ile ilgili sorulan soruya ‘Asala cinayetleri’ ve ‘Bırakalım tarihçiler araştırsın’ klişeleriyle üstün körü bir cevap verdi ve ardından ‘Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum’ diyerek kestirip attı. Yani olmadı.

OLMUŞ: Hür düşüncenin bir ülkenin gelişmesi ve büyümesi için en önemli mevhum olduğunun altını çizmesi son derece iyiydi. Gelişmek ve büyümekten beton ve müteahhit sayısındaki artışı anlayan zihniyetin bolluğunda bunların söylenmesi azımsanmamalı.

**

Ekmel Bey’in şahsi performasının ötesinde ciddi bir sorunun varlığından da söz etmek gerek. MHP merkezinin ve teşkilatının ‘çalışmak’ gibi bir adeti olmadığı için bu kampanyanın CHP genel merkezinden ve birkaç reklamcının elinden çıktığını varsayabiliriz. Ki bu yeterince tedirgin edici bir durumdur. Zaten tedirginliğe dayanak oluşturacak ilk örneği bu basın toplantısında gördük. Basına dağıtılan vizyon bültenleri son derece kötü yazılmıştı. AKP’lileri, CHP’lileri, MHP’lileri ve HDP’lileri temsilen seçilen aile fotoğrafları stereotipler diyarından bir demet nefaset şeklindeydi. Hele hele Kürt aile fotoğrafı… Bir Cumhurbaşkanı adayının Kürt aile deyince Asmalı Konak dizi setinden fazlasını anlıyor ve anlatabiliyor olmasını diliyor insan…

Ve tabii bir de ekmek meselesi var. ‘Ekmek için Ekmeleddin’ sloganı yeterince kötü değilmiş gibi konuşurken iki yanındaki dev ekranda birer somun ekmek fotoğrafı belirmesin mi? Yani lütfen belirmesin tabii. Ama belirdi işte.

Bunları hazırlayan reklamcılara sormak isterim: Ekmel Bey’in iki yanında beliren o ekmekleri napsak uygun olur acaba? Eminim bunu düşünmüşsünüzdür.