En iyi 10 yalan listenizi yaptınız mı?

Bu liste ilk nefeste sizi güneşli ve neşeli bir yere götürmeyecek ama sonra gerçeklerin aynası gibi akıl çantanızın demirbaşı olacak.

Elbette size “En iyi ve en ucuz 10 Pazar kahvaltısı mekanları” listesi yapmayı ben de tercih ederdim. Güneşli bir sabah baktığınızda sizi neşeli bir yere götürecek bir liste sunmayı ben de isterdim.

Fakat ayağımızı bastığımız toprak buna müsaade etmiyor. Mutluluk cimrisi olsa da o toprak, altımızdan kaymasın diye uğraşıyoruz. Tam bu sebepten size, yine arada bir açıp bakacağınız, kişisel arşivinizin nadide bir parçası olacak mühim bir liste sunacağım.

Kuvvetle muhtemeldir ki bu liste…

İlk nefeste sizi güneşli ve neşeli bir yere götürmeyecek, büyük ihtimalle öfkelendirecek, aptal gibi hissettirecek.

Ama sonra gerçeklerin aynası gibi akıl çantanızın demirbaşı olacak.

İşte size son 10 yılın en iyi 10 yalanı listesi…

1) Türkan Saylan, Protestan misyoneridir ve ayrıca PKK’ya öğrenci yetiştirir: ‘Terör eylemlerine katılan öğrencilere suç işlediklerini bilerek burs verme’ iddiasıyla Türkan Saylan’ın evine baskın yapılmış, ÇYDD yöneticilerine dava açılmıştı. Saylan hayatının son günlerinde feci bir iftira kampanyasına maruz kalmıştı. Sonuç? Aynı bursların aynı öğrencilere YurtKur tarafından da verildiği ortaya çıktı. Delil diye ortaya koyulan dijital belgelerin sahte olduğu, 2008 toplantı özeti başlıklı belgedeki ‘Türkan Abla’ kısmının sonradan yüklendiği belirlendi. Yıllar sonra… Dava düştü, davanın savcılarına soruşturma açıldı. Ama o vakit gereken algı yaratılmış, ÇYDD ve Kardelen projesi karalanmıştı.

2) Kabataş’ta başörtülü bacımıza saldırdılar: Dün de yazdığım gibi İstanbul’daki tüm emniyet birimleri çalıştı. Binlerce saatlik MOBESE ve iş yeri güvenlik kamerası kaydı izlediler, esnafa sordular, sokak sokak tanık aradılar. Sonuç? Hiçbir şey bulamadılar. Ama o vakit Gezi eylemleri şeytanlaştırılmış, gereken algı yaratılmıştı.

3) İbrahim Tatlıses’i PKK öldürmeye çalıştı: 2011’de, Tatlıses’e yapılan silahlı saldırının azmettiricisinin PKK olduğu söylendi. Bu savla dava açıldı. Bu iddianın kanıtı zanlı Abdullah Uçmak’ın evinde yapılan aramada bulunan ‘bir ilaç küpürü üzerindeki iki numara ve email hesabı’ idi. Radikal, o aramanın görüntülerine ulaştığında büyük bir acayiplikle karşılaşmıştı: Aramayı yöneten komiser odaya girildiği andan itibaren ‘Ceplere iyi bakın, not, telefon her şey çıkabilir’ diyor, sonra da Uçmak’ın cebinden ‘o delil’ çıkıveriyordu. Azmettirme meselesi hem Uçmak hem de orada numarası yazılı olan (ve daha önce zanlı ile ilişkisi olmayan) BDP Erbil temsilcisi Ruşen Mahmutoğlu iddiaları yalanlamıştı. Ama Mahmutoğlu 13 ay cezaevinde yattı. Sonuç? Savcılık PKK bağlantısı kanıtlanamadı dedi, hakim hak verdi. Ama o vakit gereken algı yaratılmış, bir insan boş yere hapis yatmıştı.

4) Cami’de bira içtiler: Yine Gezi eylemleri sırasında Dolmabahçe Camii’ne ayakkabıyla girdiler, bira içtiler denildi. Camiinin imamı saatlerce sorgulandı. Siyasi baskı uygulandı. Sürüldü. Yine de “Bira içtiler” demedi. Çünkü öyle bir şey olmamıştı. Ama? O vakit gereken algı yaratılmış, Gezi eylemlerine katılanlar ile ‘AKP’nin elinde zor tuttuğu yüzde 50’ karşı karşıya getirilmişti.

5) PKK, Mehmet Metiner’e suikast düzenleyecekti: 2011’de PKK ile ilintili olduğu iddia edilen K.B adlı bir kişi yakalandı. Metiner’i öldürmeyi planladığını ama sonra vazgeçtiğini söyledi. Bu eylemin ‘seçim öncesi Öcalan’ın yönlendirmesiyle bir kaos planının parçası’ olduğu yorumları yapıldı. Metiner’in korumaları arttırıldı. Sonuç? Ortada ne bir soruşturma var, ne kanıtlanmış PKK ilintisi veya planı. Ama o vakit gereken algı yaratılmış, görev tamamlanmıştı.

6) Bülent Arınç’a suikast düzenlenecekti: Delil diye bir kağıt parçasına yazılmış krokiyi gösterdiler. Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (Kozmik Oda’nın bağlı olduğu) çalışan bir albay ve bir binbaşı Arınç’ın evinin yakınında kağıdı yutmaya çalışırken bulunmuştu. İddia buydu. Bu iddia ve bu delille Genelkurmay’ın kozmik odasına girdiler. 26 gün boyunca aradılar. 5 yıl geçti. Sonuç? İddia çöktü, soruşturma kapandı. Ama o vakit istenilen algı yaratılmış, kozmik oda bir nevi ‘misafir tuvaletine’ dönüştürülmüştü.

7) Roboski katliamı: ‘Biz o katırlarla gelen vatandaşları PKK’li sandık o yüzden vurduk, içlerinde HPG yöneticisi Bahoz Erdal da vardı’ dediler. Yıllar geçti, dava askeri savcılığa sirayet etti, konu kapandı. Fakat geçtiğimiz günlerde dönemin 2. Ordu İstihbarat daire başkanı açıklama yaptı: “İnsansız Hava Araçları’nın geçtiği görüntülerdeki kişilerin kaçakçı vatandaşlar olduğunu üstlerime bildirdim.” Sonuç? 34 kişi Türkiye devletinin savaş uçaklarıyla katledilmişti ve bu suç ‘olağan şüpheliye’ yıkılmaya çalışılmıştı.

8) Berkin Elvan’ın cebinde patlayıcı vardı: Başbakan Erdoğan meydanlarda “Ekmek almaya giden çocuk mu var? Cebinden demir bilyeler ve patlayıcı çıkıyor” demişti. El bombası mı? Plastik patlayıcı mı? Nedir? Kısa süre sonra Berkin’in cebinden çıkanın çatapat olduğu görülmüştü. Ama o vakit gereken algı yaratılmış, 15 yaşında bir çocuğun annesi ‘terörist’ diye yuhalatacak atmosfer oluşturulmuştu.

9) Dilan Alp marjinaldir, elinde molotof vardı: Vali Mutlu, Gezi eylemleri sırasında gaz fişeğiyle başından yaralanan Dilan’ın elinde molotof olduğunu söylemişti. Kısa süre sonra elindekinin sirke şişesi olduğu (biber gazına maruz kalmış gözler için kullanılıyor) anlaşılmıştı. Sonuç? Bu iftirayı atan vali için soruşturmaya gerek görülmedi. Efkan Ala gerek yok dedi. Ama o vakit vali gereken algıyı oluşturma görevini hakkıyla yerine getirmişti.

10) Fatih ve Beyazıt camileri bombalanacaktı, Balyoz adlı bir darbe yapılacaktı: Böyle dediler, Word ve excel belgelerini kanıt diye sundular. 300’den fazla emekli ve muvazzaf asker yıllarca hapis yaptı. Sonuç? ‘Aa kumpas’mış. Filan. Ama? O vakit gereken algı mükemmel biçimde yaratılmıştı.

**

Bu benim listem. İsterseniz siz de kendinizinkini yapın. Ne yaparsanız yapın, öğünlerden önce, aç karnına şöyle bir bakın. İştahınız kapanır, zihniniz açılır. Sonuç? Sağlıklı bireyler, sağlıklı toplum.