Hasan Cemal anlamımızdır!

Hasan Cemal'in gidişi, Türk basını olarak karakter fakiri oluşumuzun net resmi, (Hasan Cemal'in yazısını basmayan Derya Sazak'ın deyimiyle) 'anlamımızı' kaybetmemizin kanıtıdır.

Mesela Samanyolu TV haftasonu çok tatlıydı. İstanbul Kazlıçeşme’deki Nevruz mitingini ‘Onbinlerce vatandaş BDP öncülüğünde Nevruz’u kutluyor’ KJ’si ile veriyordu. Diğer kanallar da geçen hafta acaba Kandil’de nereden iyi canlı yayın yapılır hesabı yapıyordu.

Peki iki ay önce... BDP eşbaşkanlarının yüzünü kanallarda, gazetelerin birinci sayfasında göstermek bile ‘yasaklıydı.’

Bugün rüzgar Ankara’dan başka esiyor ya, prensiplerine bir yaprağın ağaca bağlandığı kadar ince bir gövdeden bağlı Türk basını da savruluyor.

Bu bize iki şey gösteriyor.

BİR: Halkın hassasiyetinlerini gözetiyorum, halkın hassasiyetlerine göre karar alıyorum diyen devlet, suni hassasiyetler yaratarak ne isterse yapıyor.

İKİ: Türk basını karakter fakiridir.

**

Hasan Cemal, -ki Kürt sorunu hakkında hiç kimsenin konuşamadığı günlerde tuğla büyüklüğünde kitap yazmış, herkesin koltuğunda ahkam kestiği zamanlarda dağlardan röportajlar yapmış bir gazetecidir – dün itibariyle süreci ‘tıkayan’, hükümetin katlanamadığı bir insana dönüşmüştür. Ve dün itibariyle yazısı basılmadığı için 15 yıldır çalıştığı Milliyet gazetesinden ayrıldı.

Bunun sorumlusu BİR: devletin değişen ajandasıdır, İKİ: Karakter fakiri Türk basınıdır.

Üç yıl önce Hasan Cemal’in gazetecilikteki 40’ıncı yılı için özel bir kitap hazırlamıştım. Sınırlı sayıda basıldığı ve dağıtılmadığı için o kitapta yer alan önemli gazetecilerin Hasan Cemal’le ilgili yazdığı bazı metinleri paylaşmak istiyorum.

**

ÜMİT KIVANÇ: Hasan Cemal’in imzası olan bir habere güvenirim çünkü asla çıkarı uğruna birşey yapmaz. Bir şey biliyorken bilmiyormuş gibi davranmaz. Öyle biri değildir. Hasan Cemal’i severim çünkü art niyeti yoktur, açıktır.

ŞAHİN ALPAY: Hasan Cemal’in temel vasfı, ‘Kimse Kızmasın, Kendimi Yazım’ ve ‘Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim’ adlı kitaplarıyla ortaya koyduğu entelektüel dürüstlüktür. İlkini okumadan 12 Mart askeri müdahalesinin arka planını, ikincisini okumadan Türkiye’deki darbeci zihniyetin, sivillerin darbe kışkırtıcılığının arka planı anlaşılamaz. Onun için bütün öğrencilerime ve okurlarıma öncelikle bu iki kitabı öneriyorum.

ENİS BERBEROĞLU: Benden Hasan Cemal ile ilgili kıymetli fikirlerimi istediğiniz şu anda bile Hasan Cemal, Kuzey Irak’ta Kürt liderlerle konuşuyor, mayınlı arazide geziyor tabiri yerindeyse. İyi bir örnektir Hasan Cemal... Ona bir sır verecek kadar güvenir misin diye sormuştun. Hasan Cemal’e ben emeğimi emanet ettim, haysiyetimi emanet ettim.

HADİ ULUENGİN: Hasan Cemal detayların üzerine çok gider, hemen hemen hiçbir şey gözünden kaçmaz, haber çıkartılabilecek şeyleri, bir haberin içine sıkışmış şeyleri bulur çıkartır büyütür. Gece yarısı telefon eder bunun üzerine düş, der. Hala da yanı gazetecilik düstruyla yazar, yazar değilim der. Bu melekelere sahip insan da Türk basınında çok nadirdir.

SEDAT ERGİN: Ondan gazetecilikle ilgili çok şey öğrendiğimi söylemeliyim. Objektif ve dengeli haber yazımı, alınan istihbaratın muhakkak kontrol edilmesi gibi ilkeleri titizlikle gözetirdi.

ORHAN PAMUK: Hasan Cemal’i okuduğumda medyanın bir olayı abartıp abartmadığını, olayın ne kadar gerçek olduğunu anlarım. Eğer Hasan Cemal ciddiye alıyorsa, olay ciddidir. Bazen öyle şeyler olur ki, bir türlü içinden çıkamaz, ‘Bu nedir kuzum?’ dersiniz. İşte öyle zamanlarda ben Hasan Cemal’in köşesine başvururum.

DERYA SAZAK: Hasan Cemal’in son dönem yazıları, Kandil’e gidişi,soykırım anıtı ziyareti, askerle hesaplaşması... Bunların hepsi bir anlam ve ahlak içindedir. O zaman Hasan Cemal bizim için de bir anlamdır. Türkiye onun gibi bir gazeteciye sahip olduğu için iftihar etmelidir.

**
Hasan Cemal’in gidişi, Türk basını olarak karakter fakiri oluşumuzun net resmi, (Hasan Cemal’in yazısını basmayan Derya Sazak’ın deyimiyle) ‘anlamımızı’ kaybetmemizin kanıtıdır.

Dün gece ‘gazeteciliğin taziye evine’ ziyarete gittim. ‘Sen bizim gibi genç gazeteciler için hep direnme umudusun’ diyen mesajlara ağlayan ağabeyimle kendime ağladım, hayat muhasebesi yaptım. O her zaman bana iyi geldi, kolumu kıvırarak ‘Devam devam, moralini bozma, bunlar olur’ dedi. Ama bu sefer diyecek laf bulamadı. E tabii... Ben de kendime gelemedim.