HDP'deki "üç odağı" anlamak isteyen bu yazıyı okusun

HDP içinde birbiriyle aynı, diğerleriyle farklı düşünen üç odak olduğunu söyleyebilirim. Bu üç odağı temsil eden üç görüşü sizlere sunuyorum.

Salı günü yazdığım “Şimdi Kandil oturup düşünsün” başlıklı yazım ilginç gibi görünen ve fakat hiç de ilginç olmayan tepkiler aldı.

Yazıda özetle HDP’nin oy kaybında PKK’nin geri adım atmayıp, çatışma ortamını sürdürmesinin en büyük etken olduğunu anlatıyordum.

Bunun böyle olacağını seçimlerden önce de bir çok kez yazmama rağmen hükümete yakın kalemler ‘Seçim sonuçlarını görünce nasıl da PKK’yı eleştiriyor’ diye eğip bükmeye başladı.

Bakınız sevgili arkadaşlar…

Bir ülkede kan akıyorsa, insanlar ölüyorsa bunu engellemesi, krizi çözmesi, masaya oturması için vatandaşı olduğun devletle konuşursun, devlete çözüm için baskı yaparsın.

Çok açık ve net olarak hep bunu söyledim bunu yazdım. Bırakın ‘dönmeyi’ (bende dönme eylemi 360 derece oluyor, aşağısı bünyeme dar, kurtarmıyor), bu konuda fikrim dahi değişmedi.

Çünkü bu fikir, benin aklımın değil, evrensel bir bilginin ürünüdür.

Onun ötesinde, yine arşiv ortada ve herkes tarafından ulaşılabilir, Temmuz 2015’ten bu yana silahlı bir örgüt olan PKK’nin de sayısız defa çok ama çok yanlış bir karar aldığını, çıkmaz bir sokakta ilerlediğini, bedelini de HDP’nin ödeyeceğini belirttim.

Öyle de oldu. Benim beklediğimden de fazla oy kaybetti HDP.

Bunu söylememe de HDP seçmeni olduğunu belirten ve Kürt şehirlerinde yaşayan bir çok okurdan sert tepki geldi.

“Hayır” dediler, “HDP’nin oyunun düşmesinde PKK’nin takındığı tavrın, kazılan hendeklerin hiç etkisi yoktur. Mesela Cizre’de hiç oy azalmadı.” 

Bakınız sevgili arkadaşlar…

Ben şimdi desem ki… Hendeklerin kazıldığı, sokaklarında eli silahlı gençlerin dolaştığı Cizre’de oy düşmediyse, o hendeklerin ve eli silahlı gençlerin aynı tabloyu kendi il ve ilçelerinde yaratmasını istemeyen tüm kentlerde düştü.

**

Şimdi bu epey önemli olan meseleyi kendi zaviyemden uzatmak yerine, HDP’li vekillerin ‘oy düşüşüyle’ ilgili ne düşündüğünü sizlerle paylaşmak istedim.

Dün bir çok HDP’li vekil ve belediye başkanıyla görüştüm. Hepsine “İsimlerini yazmayacağımı, dolayısıyla ‘resmi’ görüşlerini değil, samimi fikirlerini aktarmasını söyledim, rica ettim.”

HDP içinde birbiriyle aynı, diğerleriyle farklı düşünen üç odak olduğunu söyleyebilirim. Bu üç odağı temsil eden üç görüşü sizlere sunuyorum:

**

BİRİNCİ ODAK

HDP’li bir milletvekili: “Bu seçim sonucunun mimarı PKK ve MHP’dir. MHP’nin durumuyla ilgili konuşmaya lüzum yok, kendi bilecekleri iş. PKK niye çatışmalı ortamı sürdürdü ona bakmak lazım. Ben bunun yanlış hesaptan kaynaklandığını düşünmüyorum. Taamüden yaptı. Nedeniyle ilgili birkaç komplo teorisi var. En uçuk olanı diyor ki ‘PKK’yi Ergenekon, MİT ve derin devletten oluşan bir yapı buna itti.’ İkincisi diyor ki ‘PKK, İran, Rusya ve Esad’dan oluşan bir yapıyla ittifak yaptı, Cizre’yi veya başka şehirleri Kobanileştirmek istedi.’ Üçüncüsü ve bana en mantıklı geleni ise şöyle: ‘Kandil, HDP’nin büyümesinden rahatsız oldu.’ Bunda ego olayının da elbette payı var. Bir çok kez PKK’li yöneticilerin örneğin bir şehrin belediye başkanıyla ilgili ‘Bu ne yaptığını sanıyor, bizim partinin ‘Tayyibi’ mi olacak’ dediklerine şahit olmuşumdur. Kandil’in karar vermesi gereken bir husus var. Türkiye içinde mi kalacaksın, Türkiye dışında mı? Ben ikinci seçeneği işaretleyip ona göre hareket ettiklerini düşünüyorum. Bu durumun Öcalan’ın hoşuna gittiğini de sanmıyorum. Öcalan Erdoğan’la çatışmak istemedi hiçbir zaman. Onun karşı olacağı nokta da başkanlık değil, sultanlıktı. Yoksa başkanlığı tartışmakta ne var… Ben bunları hep söyledim ama dinletemedim çünkü bazı parti yöneticilerimizin aklına Türkiye’nin solcuları girdi.”

İKİNCİ ODAK

HDP’li bir başka milletvekili: “Oy kaybımızın bana kalırsa birinci sebebi çatışmalı süreçtir. Peki PKK bunu niye yapmıştır? HDP’yi aşağıya çekmek için diyenlerin ne tarih ne de mantık bilgisi vardır. Böyle bir hodbinlik olabilir mi? PKK’nin HDP’yi aşağıya çekme gayesi eşyanın tabiatına aykırıdır. HDP ve PKK’yi birbirini sulayan iki tarla olarak görmek lazım. Fakat burada iki ayrı yapı olduğunun da bilincinde olunmalı. Askeri bir yapılanma ile sivil bir yapılanmayı mihenge vuramazsınız. 7 Haziran’dan sonra PKK bir savaş hamlesiyle karşı karşıya kaldı. Dağdaki adam için iki konu vardır; varolmak ve yokolmak. O anda sadece bu ikisini düşünür. Ben yok oluyorsam HDP yüzde 20 oy alsa ne olur der. Hani bir deyiş vardır: Balığa sormuşlar, ‘Ben öldükten sonra derin gölleri ne yapayım’ demiş. Bize deniyor ki, daha sert tepki verseydiniz örgüt çatışmayı durdursaydı. Hiç tarih bilmiyorlar. İrlanda’da önce bir siyasi parti vardı, o siyasi partinin içinden IRA diye bir silahlı örgüt çıktı. O yüzden de parti IRA’ya ne derse o olurdu. Bizdeki hareketin tarihi bu şekilde değildir. Bunun anlaşılması lazım. Burada endişe edilmesi gereken asıl husus bu seçimde Kürt sağının konsolide olmasıdır.”

ÜÇÜNCÜ ODAK

HDP’li bir belediye başkanı: “Biz seçimlerde oy kaybetmedik esasen. 1 Kasım seçimlerinde aldığımız oy bizim asıl oyumuzdur. Potansiyelimiz budur. 7 Haziran’da yüzde 13’ü nasıl aldık? Barış ortamı vardı da o yüzden. Potansiyelimizin üstüne çıkabildik. Ama son beş aydaki çatışmalı ve hendekli ortam bize destek veren Arapların, Türklerin, daha önce AKP’ye oy vermiş Kürtlerin desteğini çekmesine sebep oldu. O dönemde o şehirlere ilçelere kanaat önderleriyle gidip bunu anlatmaya çalıştık. Fakat olmadı. Şimdi biz 1 Kasım’daki oy oranımızı yeterli buluyorsak, ne ala. Bu da geçerli ve mantıklı bir tercihtir. Ama eğer potansiyelimizi artırmak istiyorsak, siyaset ve silahın birlikte yürümediğini anlamamız gerekir.”

**

Görüldüğü üzere örgütün partiye nasıl ve ne yönde etki ettiğiyle ilgili farklı görüşler var. Partinin izleyeceği yolla ilgili de. Bana göre birinci odak, AKP ile uzlaşmanın ve çözüm sürecinin bu şekilde devam etmesinin fayda getireceğini düşünüyor. İkinci odak, Kürt siyasi hareketinin tarihine bakmadan örgüt ve parti arasındaki ilişkinin anlaşılamayacağını, Kürt solu ve Kürt sağı gibi bir meselenin irdelenmesinin daha faydalı olacağına inanıyor. Üçüncü odak ise bir yol ayrımına işaret ediyor. İçi tam doldurulmamış bir kavram olan Türkiyelileşme’nin HDP tabanının genişletilmesi olarak yorumlayıp, artık kesin olarak bir karar verilmesi gerektiğini düşünüyor.

Ve üçü de oy kabının ‘çatışmalı ortamdan’ kaynaklandığı konusunda birleşiyor. Sürpriz mi? Değil.