Helak oluyoruz!

Şanlı tarihinin kanlı tarih olduğunu görmek acıtır canını, boşluğa düşüverirsin.

60 yıl önce bugün Türkiye tarihinin yine çok karanlık, çok tehlikeli, çok hazin bir kesiti yaşanıyordu. Bugün köşemi kendisini ‘ismini vermek istemeyen bir İstanbul Rum’u olarak tanımlayan okuruma bırakıyorum. 60 yıl önceki karanlığa ve tehlikeye bugün de düşer miyiz, düşüyor muyuz, biz aslında ne yaşıyor ve yaşatıyoruz, ondan dinleyin…

**

“Gomidas’ı dehşete düşürüp delirten bu topraklarda her gün bir katliam, her gün bir trajediye yenisi ekleniyor. Katliamlar ve acılar defterinin sayfaları her geçen gün kabarıyor. Biraz yüzümüz kaldıysa utançla doluyoruz; kalmadıysa havadan sudan, reklamlardan, İrlandalı turistin yumruklarından konuşuyoruz. İşin en trajik ve sarsıcı tarafı, olmuş bitmiş bir tarihten bahsetmiyor oluşumuz. Bu tarih hala tekerrür ediyor, devlet eliyle bu toprakların evlatları helak olmaya devam ediyor. Dün Rum, ondan önceki gün Ermeni, bugün Kürt, Ezidi, yarın yine Alevi. Kanlı tarihin defteri hala açık, sayfaları yazılmaya devam ediyor. 

Gören gözler için II. Abdülhamit'in Ermeni katliamları ile 6-7 Eylül, 6-7 Eylül ile Sivas, Sivas Katliamı ile Roboski birbirine o kadar bağlı, o kadar "aynı kanlı kalemin yazıları" ki…

Hesap aynı, yöntem aynı, taktik aynı, savunma aynı, sonuçlar aynı… Her şey aynı... Acı aynı acı, yaşayanlar farklı; muktedir aynı, cellat aynı, saikler aynı...

**

Adana Katliami'nda Hamidiye Alayları’na yardım eden falanca Osman, bugün prestijli bir plazada çalışan filanca Esra'nın dedesi. O müşfik, "karıncayı bile incitemeyecek kadar" iyi yürekli Osman Dede "Vatan elden gidiyor" diye on iki Ermeni komşusunun gözünün yaşına bile bakmadan canını alır.

Banal milliyetçilik, milliyetçiliğin en sinsi, en korkutucu, en kalleş tarafı. Dün can ciğer komşum dediğin, bugün celladın. Milliyetçilik virüsü kana bir kez girdi mi, güleryüze, müşfikliğe bakmaz. Karıncayı incitemeyen, gelir komşusu Hristaki'yi kıtır kıtır keser. Üzerine gelir mezarını deşer, mabedini çiğner, kutsalına hakaret eder.

Tersine işler kader, güven etki etmez. Kardeşin, yediğin içtiğin ayrı gitmeyen komşun düşmanın olur. Bir fincan kahvenin, değil kırk, beş yüz senenin dahi hatrı olmaz. 

Yetmez insanlık, savrulur kenara "vatan uğruna" kardeşlik. Boyar gözleri milli taassub, göremez sübyanın masumiyetini. Kurunun yanında yanar yaşlar; sözkonusu vatansa, masumlar, yanan yaşlar teferruattır, bilirsiniz.

Teferruat, muktedirden olmadığı için teferruattır elbette. Teferruatsan hikayeni yazmaz tarih. Araştırmadıkça, kazımadıkça altını, silmedikçe tozları, kaldırmadıkça kilitleri görmezsin boğazı kurumuş, sesi kısılmış teferruatların çığlıklarını. 

**

Bu teferruatlardan biri 6-7 Eylül 1955 günlerinde yaşandı.

6-7 Eylül Olayları. Dört sözcük... Rumca'sı tek sözcük: Septemvriana. Yani Eylül hadisesi. Tek kelime, sonsuz acı.

Provokasyonla, devlet yüreklendirmesiyle "galeyana gelen" Rum esnafın malını mülkünü, ırzını, yaşamını yağmalayan kitleler ile Ali İsmail'i linç eden kitle aynı... Yoo, hiç geçmiş bitmiş, kapanmış devirler değil bunlar..

Bilindik mizansen. Tanıdık kışkırtma. Geleneksel yöntemler. Aynı devlet. Aynı toplum. Aynı faşizm.

Biliyordu devlet, göz yumuyordu, bizzat teşvik ediyordu, tertipliyordu. O gün polis bile polis değil, "Ben bugün Türk'üm" diyordu. Ellerinde bir örnek dağıtılmış sopalar ve demir çubuklarla, listeyi takip ediyordu, şehir dışından kamyonlarla getirilen öfkeli kalabalık. Hangi dükkanın hangi evin "Allahsız"a ait olduğunu biliyordu, işaretliydi listede "gavurun mülkü".

Tarihsel kökenleri Osmanlı’ya dayanan resmi söylemin “Ermeni çeteleri Müslümanları katlediyor” dezenformasyonunun bir başka versiyonu. Ata'nın evine bırakılan bomba söylentisi...

Taşradaki Ermenilerin yaşadıkları baskılar ve katliamlara dikkat çekmek için İstanbul’daki Taşnak cemiyeti Osmanlı Bankası'na bir baskın düzenlemişti. Bu olaydan sonra iki gün boyunca devam eden Ermeni katliamı sırasında İngiliz Büyükelçi'nin notlarında da aynı tertibin izleri var:

“Şehrin bu kesiminde ender görülen sarıklı ve cübbeli kişiler… Çoğunluk tek tornadan çıktığı anlaşılan sopalar taşırken, kimilerinde demir çubuklar vardı…” (Blue Book [no. 91] Belge no: 26, s.18, 31 Ağustos 1896, aktaran Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımı Tarihi, s.227.)

Yine başka bir tertip... Ermenilere yönelik gerçekleştirilen Adana Katliamı, sene 1909. Yaşayanlar, olaylar sırasında da öfkeli Müslüman kalabalığın kimin mağazasını yağmalayacağı (hangisinin Ermeni olduğu) konusunda yanılmadığını aktarmışlardı.

Sivas'ta da yakılmamış mıydı 35 can, göz göre göre?

**

6-7 Eylül yazısını hangi kategoride yayınlayacağımı bilemedim. Hepsinden belki biraz...

Aile?

Bir arkadaşımın Yaya’sına 6-7 Eylül’ü sormuştum bir gün. Torunların, anlatırsa başlarına bir şey gelecek korkusuyla susturmaya çalıştığı Anuş Yaya yine de anlatmıştı o genç güzel Rum kızını… Gözü dönmüş kalabalığın Kurtuluş’ta bir evin penceresinden aşağı fırlattığı, genç güzel 17 yaşında Rum kızı… Ailesi delirmiş, kendilerinden bir daha da haber alınamamıştı. Gözleri buğulu anlatmıştı Anuş Yaya, kızlarının sebepsiz ve vahşi ölümüyle yitip giden bu ailenin dramını…

Din?

Kiliseler ve mezarlıklar da vahşetten payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesi ateşe verildi. 1 sinagog ve 2 manastır tahrip edildi.

Ekonomi - İş dünyası?

5 binden fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal yağmalandı. Ermeni soykırımında maktul Ermenilerin servetleri üzerinden yükselen günümüz büyük holdingleri gibi, 6-7 Eylül de müthiş bir sermaye değişimi ve hatta sermaye gaspı yaratmıştı. Basında çok kez dillendirilen bir iddiaya göre, günümüzde Demirören'in sahip olduğu Arşimidis şirketi, 6-7 Eylül döneminde hisseleri sahte belgelerle zorla ellerinden alınan Yorgo Papadopoulos isimli bir İstanbullu Ruma ait. Hatta iddiaya göre Papadopoulos ve eşi Afroditi'nin şüpheli ölümlerinde de Demirören'in parmağı var.

Kent kültürü? Kültür-sanat?

Olaylardan sonra İstanbul kent kültüründen Rumların izleri hızla silinmeye başladı. İstanbul grileşti, tektipleşti, hızla Türkleştirildi; sokaklarında Rumca, Ermenice, Ladino ve daha birçok dilin konuşulduğu, asırlardır halkların yan yana, iç içe birlikte yaşamını barındırmış kozmopolit İstanbul, bugün gördüğünüz İstanbul haline geldi. Rumlar ve diğer gayrimüslim azınlıklar yalnızca kendileri gitmedi bu topraklardan. Zanaatlerini, zevklerini, kültürel birikimlerini, dillerini, adetlerini de götürdüler giderken.

Politika?

Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı, bazı resmi ve gayriresmî makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirildi.

Seyahat?

6-7 Eylül olayları, Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden oldu. Yaklaşık 15 bin kişi. Acı dolu ve dönüşü olmayan bir seyahat…

Felsefe?

1955’teki bu vahşeti gerçekleştiren grupların, millet ve milliyetçilik anlayışları, vatandaşlarımızın bir kısmını dışlayan ve onları düşman gibi gören bir anlayıştır. Dışlananlar da, başta Rumlar olmak üzere “gayrimüslim”lerdir. Yani Müslüman olmayanlar... Bu “millet” kavramını  “ümmet” kavramıyla karıştıran bir anlayıştır ki, o zaman da, devletin temel felsefesine ve Anayasası’ndaki ilkelere, açık bir şekilde aykırıydı. Ama 6-7 Eylül olayının da gösterdiği gibi, o felsefenin ve ilkelerin uygulamaya yansıması, hâlâ yeterli olmamıştı.

Türkiye gündemi?

Konu ne yazık ki Türkiye'nin "daha acil halledilmesi gereken sorunlarla dolu" yoğun gündeminde yer bulmayı şimdiye kadar hak edebilmiş değil. Pogromdan zarar gören şahıslara, ailelerine, toplumlara resmi bir özür bile dilenmedi. 

Yaşam? 

Saldırılarda 15 kişi yaşamını yitirdi.

İnsan Hakları?

Hangi insan bunları hak eder?

**

Teferruatların tarihi acı ve gözyaşı doludur. Kolay yutamazsın bu lokmayı. Düğümlenir boğazında. Şanlı tarihinin kanlı tarih olduğunu görmek acıtır canını, boşluğa düşüverirsin. Müşfik dedenin günahları çıkıverir sandıktan, utanırsın. Sonra açarsın gazeteyi, yaşanan tarihi bu gözle okumaya başlarsın. Görürsün aynı fotoğrafı, aynı acıları, aynı parmağı... Utanırsın. 

Utanmıyorsan, zaten gerisi İrlandalı turistin yumruğu, Survivor filan...