Herbie ve Wayne'den Budizm dersleri

Herbie Hancock, Marcus Miller, Wayne Shorter'la müzik konuşurken sohbet bir anda bataklık ve lotus çiçeğine evrildi.

 

**“Aslına bakarsan bataklık da iyidir” deyiverdi. Kaldım. Kusursuz bir İstanbul manzarasına karşı, müzik tarihinin yaşayan kütüphaneleriyle yemek yiyorduk. Herbie Hancock, Marcus Miller, Wayne Shorter… Miles Davis’in ölümünün 20. yılı vesilesiyle bir araya geldiler, ‘Tribute to Miles’ turnesi yapıyorlar. Turnenin ilk durağı İstanbul Caz Festivali…

**Bataklık konusuna geleceğim… Ama önce, kıymetleri yazıyla değil ancak dinlenerek anlaşılabilecek bu üç müzisyenle sohbete nasıl oturduk onu anlatayım. İKSV her zamanki müthiş nezaketiyle, X restoranda biz birkaç gazeteciyi Hancock, Miller ve Shorter’la bir araya getirmişti.

**Bayağı aç kurtlar gibi saldırdık adamlara… Aç ama saygılı kurtlar diyeyim hadi. Hikaye dinlemek istiyoruz. Miles Davis’i anlatsınlar istiyoruz. Müzik tarihiyle ilgili kitaplardan okuduklarımız dudaklarından dökülsün istiyoruz.

**Anlattılar da… “Miles, Frank’la bir şeyler yapmak istiyordu, ama sonra…” “Çok yorgun bir provanın ardından çat kapı Clint…” “Jimi mi, dur ben sana Jimi’yi anlatayım…” Şimdi bakın: Miles dediği Miles Davis, Frank dediği Frank Sinatra, Clint’i anladınız Eastwood… E Jimi de tabii ki Hendrix…

**Açıkçası sohbetin iki bölümü vardı: Biz gazetecileri tatmin eden birinci bölüm ve o büyük sanatçıları tatmin eden ikinci bölüm. Biliyorlardı ki ikinciye geçmek için önce birinciyi halletmek lazımdı. Yani onlar için öylesine tatlı hatıralardan ibaret olan anektotlardan söz ettikten sonra bize gerçekten evrenin çalışma biçiminden de bahsetmek istiyorlardı. Ve onlara göre asıl mevzu buydu hayatta.

 

 

 

**Wayne Shorter bana döndü ve “Her insan bataklıktaki lotus çiçeğidir. Tüm o pisliğin içinde yavaş yavaş çevresini temizleyebilir. Evet, bunu yapabilir. Aslına bakarsan bataklık da iyidir… Budizm insana o bataklığı, hayatta karşına çıkabilecek tüm engelleri eğlenerek, neşeyle aşmayı öğretir.”

**Shorter, bana bunlardan söz ederken, masanın diğer ucundaki Herbie Hancock da heyecanla nasıl Budist olduklarını anlatıyordu. 70’lerde çaldığı grupta bir gece basçının 10 dakikalık doğaçlama performansına tanık olur. Çok etkilendiğinden konser bitiminde arkadaşına “Sana ne oldu bugün sahnede, nasıl yaptın?” diye sorar. Cevap şudur: “Ben bir süredir Budizm’le ilgileniyorum ve çevremdeki her şeyi yeniden keşfediyorum.”

**Sohbet ilerledikçe Wayne Shorter ve Herbie Hancock’un Niçiren Budistleri olduğunu anlıyorum. Çünkü Hancock cebinden ‘Nam Myoho Renge Kyo’ yazan bir kart çıkarıyor. Bu, Japon bir Buda keşişi olan Nichiren Daishonin’in 13. yüzyılda başlattığı öğretinin mantrası… İbadet esnasında bu mantrayı yüzlerce kez tekrarlıyorlar.

**Yüzlerce kez yaptıkları müziği dinlediğim bu büyük sanatçıların yüzlerce kez kendilerine şunu söylediklerini öğreniyorum: “Her insanda değerli bir hayat yaşama gücü vardır.”

NOT: Herbie Hancock, Marcus Miller ve Wayne Shorter’ın konseri bu akşam Açıkhava’da…

.