Hz. Muhammed resimleri gerçekten yasak mı?

Aslında değil. Aslında hiç bir şey göründüğü gibi değil. Michigan Üniversitesi'nden iki değerli akademisyen hem Hz. Muhammed resimleri konusunu hem de hayatımıza hakim olmaya başlayan dayatmaların sebebini anlatıyor. Kaçırmayın derim.

İslam sanatları ve Hz. Muhammed tasvirleri alanında uzmanlaşmış bir akademisyen Doç. Christiane Gruber. Michigan Üniversitesi’nde çalışıyor. Hz. Muhammed’in miracını anlatan metin ve imajlarla ilgili iki kitap yazdı. Şu anda üçüncüsünün üstüne yoğunlaştı.
Charlie Hebdo katliamının ardından batılı bir çok gazeteci Doç. Gruber’e ulaşıp ‘İslam peygamberin resminin yapılmasını gerçekten yasaklıyor mu’ diye sormuş.

Niye? Çünkü Charlie Hebdo’nun karikatüristleri tüm dini sembollerle olduğu gibi (En çok da Hıristiyanlıkla ilgili semboller!) İslami dogma ve kuralları da mizahi bir dille eleştiriyordu. Ve Danimarka’daki karikatür krizinin bir ‘ifade özgürlüğü meselesi’ olduğunu anlatmak için Hz. Muhammed’in karikatürlerini yayınlamıştı. Ölüm tehditleri alması, yıllardır 7/24 polis korumasında yaşaması, genel yayın yönetmeni Charb’ın El Kaide’nin ölüm listesine girmesi bu yüzdendi.

**

Dolayısıyla Batı basını, IŞİD ‘fenomeni’, El Kaide, ılımlı İslam kavramının çökmesi, medeniyetler çatışması ve korkulan bir sonuç olarak İslamafobi gibi ana konular dışında bazı tali meselelerin de konuşulması gerektiğini düşündü. Ve sordu: ‘Hz. Muhammed görüntüsü ölümcül bir yasak mıdır?’ Doç. Gruber ‘Kuran Peygamber’in resimlerini yasaklamıyor’ başlıklı (Newsweek’te yayınlanan) bir yazı yayınladı. Bununla da kalmadı Topkapı Sarayı, Edinburgh Üniversitesi, Smithsonian Enstitüsü ve Berlin Devlet Kütüphaneleri’nden topladığı eskiz ve minyatürleri de yazısına ekledi. Bu eskiz ve minyatürlerin 14 ve 15’inci yüzyıla ait olanlarında Hz. Muhammed’in resmedildiğini görüyoruz.

1800’lere gelindiğinde ise bedene bir altın hare ekleniyor ve yüz silikleşiyor, hatta bir peçe yardımıyla tamamen ortadan yitiyor. Sebebini hepimiz biliyoruz: Paganizme karşı tepki yahut önlem ve tabii peygambere saygı. Gruber’in asıl vurgulamak istediği ve Türkiye dahil Müslüman çoğunluğun bulunduğu ülkelerde dile getirilmeyen şey ‘Kuran-ı Kerim’in hiç bir yerinde Hz. Muhammed’in resminin yasak olduğundan’ bahsedilmemesi. Ve bu yasağın aslında yakın döneme ait olduğu. Gruber’in makalesindeki, bana göre, en çarpıcı nokta ‘köktenci Selefi İslam’ın ortaya çıkmasıyla Hz. Muhammed’in resimlerinin kör bir aşırılıkla yasaklanması’ arasında korelasyon kurması…

**

Doç. Gruber’e ulaştım ve makalesindeki bu konuyu açmasını istedim, şöyle anlattı: ‘Hz. Muhammed’in resmedilmemesi putperestliğe önlemden ziyade bir nevi saygı göstergesi. Osmanlı döneminde yüzü kapatılmış Hz. Muhammed resimleri 17’inci yüzyıldan sonra yerini daha metaforik ve soyut tasvirlere bıraktı. Örneğin gül peygamberi temsil eden bir figürdü. Aslında kesin bir yasak yoktu, sadece Hz. Muhammed’in şahsına yapılan ibadetlerin, bağlılık gösterilerinin, -Mevlid gibi, mezasının başında dua gibi, peygamber resimleri gibi- törpülenmesi veya tamamen ortadan kalkması istendi. Bu tarz ibadetlere ‘bidat’ deniyor ve Selefi İslam bunları maalesef ‘İslam dışı’ görüyor, baskılıyor.’

Osmanlı tarihi üzerine doktorasını Harvard Üniversitesi’nde tamamlamış, şu anda Michigan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Doç. Erdem Çıpa meseleyi biraz daha açıklıyor: ‘Türkiye'de zaman zaman kamuoyunda dile getirilen "Türk/Anadolu İslami" / "Arap Islami" ayrımı aslında bu noktada önemli. Genelde Yunus Emre gibi figürlerle bağdaştırılan ilk akım (Anadolu İslamı) içinde yerel halk kültürü unsurlarını da barındıran, etkileşime açık, farklılıkları belli sınırlar içinde de olsa kabul edebilen nispeten ılımlı bir yaklaşıma dayanıyor. Diğeri (Arap İslamı) ise çok daha kitabi, çok daha katı, kesin ve değiştirilemez sınırları olduğu varsayılan, farklılıkları kesinlikle ‘İslam dışı/din dışı) sayan ve genellikle egemenlerin çevrelerinde sıklıkla dile getirilen bir yaklaşım. İslam’da şu yoktur, bu yoktur diye ortaya çıkan işte bu akım. Sadece Selefilikten ibaret olmasa da günümüzde selefiliği kesinlikle içinde barındıran bir yaklaşım. Ve Türkiye’de gitgide daha fazla öne çıkıyor.’

**

Hah işte bu çok hayati bir konu… Nasıl öne çıkıyor? Hayatımıza etkisi nasıl oluyor?

Şöyle örneklendiriyor Doç. Çıpa: ‘Yılbaşı kutlanmasın, kadın spikete bakmak caiz değildir türünden görüşlerin ana kaynağı burası. Ilımlı İslam’ın bidatlarla (yeniliklerle) bozulmuş İslam olduğunu düşünüyor, ‘esas’ İslam’ı muhafaza ettiklerini iddia ediyorlar.

İşte bu yüzdendir ki necip memleketimizin siyasetçileri hem kendilerine "muhafazakar" diyorlar, hem de "Ilımlı İslam yakıştırmaları çok çirkin. Bu, bir defa dinimize saygısızlıktır, hakarettir. İslamın ılımlısı, ılımsızı falan olmaz, İslam İslamdır, o kadar" (Tayyip Erdoğan, 2007) gibi cümleleri sarfediyorlar. Son yıllardaki Sünniliği ön plana çıkaran, tüm iç ve dış siyaset kararlarına yön veren temel unsur bu.’

Doç. Gruber ve Doç. Çıpa’nın zihin açıcı bu sözleri umarım bazı konuları daha net görmemize yardımcı olur.

NOT: Dün Radikal editörleri olarak oturduk kalktık, Charlie Hebdo’nun son kapağını basamadık. Bu ukdeyi sizinle paylaşmak isterim, ikilemimizi bilin isterim. Haberini yaptık ama kapağı basamadık. Neden? Çünkü Batı basını kapaktaki sarıklı adam karikatürünü Hz. Muhammed olarak yorumlamıştı. ‘Bizce değil’ ya da ‘Nereden belli onun Hz. Muhammed olduğu’ ya da en doğrusu, ‘Hz. Muhammed olsa ne olur’ diyemedik. Kapağı basamadık. Dünya hali işte bu.