İngiliz gazetecilerin 'şifreli dosyası' suç mu?

İngiliz gazetecilerin hapiste geçirdiği her saat Türkiye'nin gazetecilere bakışındaki sorunu daha çok kişinin bilmesine sebep oluyor.

Vice News için çalışan İngiliz gazeteciler Jake Hanrahan, Philip Pendlebury ve onların mihmandarı Muhammed İsmail Resul, 31 Ağustos tarihinde Diyarbakır’da tutuklandı.

Nedenini nasılını dünkü yazımda anlattım. Kısaca üstünden geçeyim: Diyarbakır emniyetine isimsiz bir ihbar gelir. Hilton otelinde kalan gazeteciler Jake, Philip, mihmandar Muhammed İsmail ve Mardinli şoför Abdurrahman’ın isimleri verilir. Bu kişilerin “IŞİD’le işbirliği içinde olduğu ve asker/polise saldırı düzenlemek için görüşmeler yaptığı” belirtilir.

Bunun üzerine dört kişilik Vice News ekibi önce gözaltına alınır. Şöfor Abdurrahman Çelik sorgusunun ardından serbest bırakılırken, makul şüphe kapsamında gazeteciler ve mihmandar tutuklanır. Hem IŞİD’e hem de PKK’ye yardım etmekten.

Yani bizim terörle mücadele aklımıza göre böyle bir tip varmış: Birbiriyle öldüresiye savaş halinde olan iki örgüte aynı anda yardım eden ve bir Amerikan haber kanalı için çalışan gazeteci görünümlü kişi.

Böyle bir tip var ve ne Diyarbakır’daki miting bombalamasını ne de Suruç’taki katliamı faillerin isimleri veri tabanında bulunmasına rağmen engelleyememiş olan bizim acar terörle mücadele ekipleri onu bulmuş.

**

Memleketin kara mizah yanı bir tarafa…

Uluslararası gazetecilik ve ifade özgürlüğü derneklerinin, ABD ve AB’nin kınama mesajlarına rağmen bu gazeteciler hapiste.

Onlara sorulan sorulara bakarsanız haber yaptıkları için. Daha önce de yaptıkları ve yayınlanan röportajların benzerleri kameralarında olduğu için. YDG-H üyelerinin görüntüleri kameralarında çıktığı için. PKK’nin İngilizce açılımı ve röportaj yapacakları kişilerin isimleri ve numaraları “YDG-H member in Cizre (Cizre’deki YDG-H üyesi 05…)” gibi ifadelerle ajandalarında kaydettiği için.

Terörle mücadele aklımızın yarattığı bu tipe bir daha bakalım: Hem IŞİD’e hem PKK’ye çalışabilecek kadar zeki, çevik ve fakat irtibata geçeceği kişilerin isimlerini kaldığı otelde bıraktığı ajandasının orta sayfasına yazan, altına da numarasını ekleyen bir tip.

Bir değil iki örgüte birden yardım edecek kadar maharetli ama YDG-H üyelerinin telefon numaralarını defterine kaydedecek, onların görüntüleriyle Diyarbakır sokaklarında gezecek ve bir ihbar mektubuyla polisin eline düşecek kadar şapşal bir terörist gördünüz mü?

Bizim polis onlara bakınca görüyor. Daha doğrusu… Zaten gazetecilere bakınca genel olarak terörist görüyor. Arıza sistemik yani.

**

Gazetecilerin tutuklanma gerekçesinin belirtildiği tutanakta bir detay cümle var: “Hazırlık dosyasının incelenmesinde; ihbar tutanağı, arama ve el koyma tutanakları, şüphelilere ait elektronik aletler ve yazılı dokümanlara istinaden yapılan inceleme sonuçları, ele geçirilen hard disk içeriklerindeki bilginin fazla olmasından ve bazı hard disklerin kriptolu şifrelenme sisteminden dolayı henüz tam olarak incelenememesi…”

Bakınız ne diyor? Bazı hardiskler kriptolu şifrelenme sistemine (encrypted data) sahipmiş!

“İsmini vermek istemeyen bir Türk yetkili” El Cezire’ye yaptığı açıklamada şöyle demiş: “Temel konu mihmandarın şahsi bilgisayarında karmaşık bir şifreleme sistemi var. Ve bu sistem stratejik iritbatlarda IŞİD tarafından da kullanılıyor.”

Düz mantık: IŞİD kriptolu şifreleme sistemi kullanıyor, gazetecilerin mihmandarı da kriptolu şifreleme sistemi kullanıyor. Dolayısıyla gazeteciler IŞİD için çalışıyor.

Bu mu? Bu.

**

ABD’nin Patriot Act’I (Vatanseverlik Yasası) suiistimal etmek ve Ulusal Güvenlik Servisi’ni (NSA) kullanarak ‘dünayayı’ dinlediğini ortaya çıkaran Edward Snowden, o dönem Guardian’da çalışan Glen Greenwald ve belgeselci Laura Poitras’a nasıl ulaşmıştı? Kriptolu email üzerinden.

‘Snowden olayı’, hem bu devirde bir haber kaynağının gazeteciye ulaşmak için kullandığı yöntemi hem de devletlerin engin gözetleme faaliyetlerini açığa çıkararak bu yöntemin gerekliliğini biz gazetecilere göstermişti.

O yüzden artık bir çok Batılı gazeteci ve haber markaları haber kaynaklarıyla dijital ortamda görüşmeleri kriptolu email üzerinden yapıyor ve yine belge ve görselleri kriptolu dosyalar içinde saklıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir İsveçli gazeteci bana bir belge göndermek üzere ‘şifre anahtarımı (public key)’ isteyip de olmadığını öğrendiğinde sarsılmıştı. ‘Hele sizinki gibi bir ülkede başka türlü araştırmacı gazetecilik nasıl yapıyorsunuz, tüm irtibatlarınız devletin malumudur’ diyerek.

Biz Türkiye’deki gazeteciler bunu bilmemize rağmen hem telefonla konuşurken hem de email gönderirken, -asgari terbiye gereği- devlete selam göndermekle yetinip şifreleme sistemini kullanmıyoruz ama uygulama Batı’da giderek yaygınlaşıyor.

Amerikan Basın Özgürlüğü Derneği gazetecilere şifreli sisteme nasıl geçeceklerini anlatan bir kılavuz yayınladı. BM Fikir Özgürlüğü raportörü David Kaye bu devirde şifreleme sistemlerinin gerekliliği ve yasal çerçeveye oturtulmasıyla ilgili bir rapor hazırladı. Glen Greenwald’un kurduğu Intercept haber sitesi, New Yorker, Pro Publica, Gawker ve Washington Post bu sistemi kullandığını açıkladı. Teknoloji şirketleri gazetecileri bu sistemle ilgili bilgilendirmek üzere atölyeler düzenliyor.

**

Ezcümle başlıktaki sorunun cevabı: Hayır.

Özellikle devletlerin hazzetmediği, hassas sayılan konularla ilgili bilgi edinmek…

En doğrusu… Gazeteciler…

Google ve Facebook gibi devlerin devletlerle bilgi alışverişi konusunda gayri ahlaki işbirliklerine gittiği bu devirde dördüncü kuvvet görevini yerine getirmek için, bu yönteme başvuruyor.

Bilgisayardaki dosyaları şifrelemek yahut şifreli email kullanmak bir gazetecinin ‘karanlık işler’ yaptığını göstermez.

Tam aksine, bir karanlığı, konuşulmayanı, kamudan gizleneni aydınlatmak üzere başvurmak zorunda kaldığı teknik bir önlemdir.

Bu İngiliz gazeteciler ve daha başka bir çok yabancı gazeteciye tercümanlık yapan mihmandarın hapiste geçirdiği her saat Türkiye’nin gazetecilere bakışındaki sorunu daha çok kişinin bilmesine sebep olmaktadır.

Bu rezalete bir son verin.