IŞİD'in tüm devletlerin bilmesi gereken yayılma taktiği

Mısır ve Libya, IŞİD sistemindeki birinci halkada yer alıyor. Toplamda üç halkadan söz edebiliriz.

IŞİD’in eylem ve yayılma mantığını anlamak gerek.

Biliniz ki… Çokuluslu bir şirketin genişleme stratejisine benzeyen bir sistematik ile karşı karşıyayız: Dünyanın çeşitli yerlerinde sıfırdan bir ‘IŞİD şubesi’ kurmak yerine, varolan radikal İslamcı örgütlerle ortaklık kuruyor.

Tabii bu ortaklığın belirli şartları var. Sözkonusu örgüt, bir lider seçmeli ve askeri plan hazırlayıp onaylaması IŞİD anakarargahına sunmalı. Buna göre IŞİD bu İslamcı örgütün bulunduğu yerde bir ‘vilayet’ kurup kurmama konusunda karar veriyor. Örgütü askeri olarak eğitiyor ve ciddi bir nakit yardımında bulunuyor. Elbette sözkonusu örgüt de bulunduğu alanda şeriat kanunlarını uygulamaya başlıyor.

**

Mısır ve Libya’da tam olarak bu yöntemi izleyerek korkunç ilerleme kaybetti. Mısır’daki ‘ortaklığına’ Sina Vilayeti adını verdi. Bu ‘vilayetin’ kontrolü IŞİD’e biat etmeden önceki adıyla Ensar Beit El Makdis adlı cihatçı grupta. Libya’daki ‘ortakları’ da her geçen gün gücünü arttıyor. Trablus ve Bingazi’ye neredeyse günlük olarak saldırıyor, petrol rezervlerini ele geçirmeye çalışıyor.

Mısır ve Libya, IŞİD sistemindeki birinci halkada yer alıyor. Toplamda üç halkadan söz edebiliriz. İkinci halkada Yemen, Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan var. Afganistan-Pakistan’daki ortakların hakim olduğu bölgeye ‘Horasan Vilayeti’ diyor IŞİD. Fakat bu ikinci halkada faaliyet gösterenler henüz Mısır ve Libya’daki oluşumlar kadar sistemli ve yekvücut değil fakat o yolda ilerliyorlar. Hızla.

Üçüncü halka ise IŞİD’e bağlılığını ilan eden ve Avrupa-Amerika’da eylemler yapanları kapsıyor. Paris, Kaliforniya, Ankara, Suruç, İstanbul, Diyarbakır saldırıları bu halka içinde değerlendirilebilir.

**

Anlaşıldığı üzere IŞİD ile mücadele, sadece Irak ve Suriye’de IŞİD’in hakim olduğu bölgelere askeri operasyon yapmak ile başarıya ulaşamaz. Peki ne yapmak lazım?

Uluslararası çevrelerin tartıştığı iki ‘öneriyi’ sizlerle paylaşmak istiyorum. Birinci öneriyi, Türkiye’de Kürt sorunu ve müzakere süreçleri üzerine de kafa yoran Jonathan Powell ortaya attı.

Powell, İrlanda barış sürecinde İngiltere devletinin baş müzakerecisi olarak görev yapmış, Tony Blair’in sağ koluydu. Bugün artık kriz çözümleri konusunda uzmanlaşmış bir kişi. ‘Teröristlerle Konuşmak’ adlı çok kıymetli bir kitabı da mevcut. Benim de birkaç kez röportaj yaptığım Powell’ın en önemli özelliği tüm silahlı sorunların bir siyasi çözümü olduğunu savunmasıdır. IŞİD konusunda da aynı fikri öne sürdü ve aslında bir miktar tepki topladı. Geçtiğimiz ay The Atlantic dergisine yazdığı makalede IŞİD belasıyla baş etmenin temel yolunun da müzakere olduğunu belirtiyordu. Ona göre IŞİD’in ortaya çıkmasında Batı’nın ve sekter bir politika izleyen eski Irak Başbakanı El Maliki’nin payı vardı. IŞİD’in lider kadrosunda bulunan bazı kişilerle masaya oturulabileceğini ve Ortadoğu’daki Sünni’lerin ‘memnun olacağı’ bir yeni sistemin müzakere edilebileceğini savunuyordu.

**

Powell’ın bu önerisini naif bulan ve IŞİD’in kıyamet hayalleri peşinde koşan psikopatlar sürüsü olduğunu, başka hiç bir silahlı örgüte benzemediğini düşünenler çoğunlukta. Bunu ilerleyen günlerde daha çok tartışacağız.

Şimdi ikinci öneriye geçelim. IŞİD’in ayak izlerini çok yakından takip eden ABD’li araştırma enstitüsü Study of War (ki yukarıda dikkat çektiğim ‘vilayetlerle’ ilgili bilgilerin büyük bölümüne bu enstitünün yayınlarından ulaştım) şöyle diyor: “IŞİD’in Irak ve Suriye’nin dışındaki ortaklıklarına odaklanmak, en az Irak ve Suriye’deki hedefleri vurmak kadar önemli. Zira IŞİD bu ortaklıklar sayesinde global bir genişlemeyi, daha da mühimi ‘yenilmezliği’ garanti ediyor. Öyleyse ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde özel harekat merkezleri kurup, IŞİD’in bu ortaklarıyla hem istihbari hem de askeri olarak nasıl mücadele edileceğini öğretmesi gerekir.”

Açıkçası bu öneriyi başka berbat sonuçlar doğurabileceği endişesiyle tehlikeli buluyorum.

Öyleyse şimdilik elimizde Powell’ın önerisi var. IŞİD’le masaya oturmak kulağa delice geliyor olabilir ama hemen hemen her zaman büyük bir krizin çözülmesi için konuşmaktan başka bir çare de yoktur.

http://www.radikal.com.tr/149840914984091

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Sünniler öldürmeye neden bu kadar meyilli? - muratcelik123

Arkadaş Ortadoğuda'ki düzende ( düzensizlikte) herkez eziliyor. şiiler / sünniler / hiristiyanlar / ateistler peki neden sadece ve birtek sünniler "psikopatlaşıyor" diye sormak lazım o zaman? Hayır yazara katılmıyorum. Dialog her sorunu çözer diye birşey yok. Mesela Nazilerle savaştan önce dialog kurulmaya çalışıldı ama bu yöntem dialog çabasını karşısındakilerin "zayıflığı / korkaklığı" olarak değerlendiren Nazileri dahada "kararlı" bir hale getirmekten başka bir işe yaramadı. Üstelik bu çaba IŞİD'e islam coğrafyasında bir hayli prestij kazandırır. Hiristiyan Batıyı (ABD / Avrupa) dize getirdim diye propaganda yapacak IŞID'in militan sayısı böyle bir durumda katlanarak artar...