İyi ki orada değildim

"Benim gibi bir tipin orada olmaması çevre sağlığı için şart"

Bizim gazete yazarların daima sokakta ve “orada olmasını” istiyor biliyorsunuz.
Bu bende büyük bir baskı yarattı, gece yarısı kan ter içinde uyanıyor ve “Neredeyim, neredeyim, inşallah oradayımdır!” diye sayıklamaya başlıyorum. Aslında fikri desteklemiyor da değilim, mümkünse haberin geçtiği her yerde olayım, güzel güzel yazayım. Ama özellikle benim gibi bir tipin bazı durumların içinde katiyen bulunmaması gerekiyor. Bu hem çevrenin hem de benim sıhhatimin devamı için şart.
Bazen akli melekelerimi yitirip nadir de olsa “laik atak” geçiriyormuşum, yakın bir arkadaşımın böyle bir gözlemi var. O yüzden dünkü türban görüşmeleri sırasında “CHP’nin ilköğretimde de türban serbest olacak mı” sorusuna, AKP’nin “10 yıl sonra ne olur bilemeyiz” cevabını verdiği ortamda bulunmadığım için şükür ettim.
Çünkü kuvvetle muhtemel, üç yıl önce Malezyalı iki aktivist avukatla yaptığım röportajı anımsardım. Hürriyet’in manşetine taşıdığı “10 yıl önce bize de biri sokakta din polisi dolaşacak,
kadınların türbanını orucunu kontrol edecek, Müslümanların din değiştirmesi imkansız hale gelecek deseydi inanmazdık” sözlerini ağzımdan kaçırabilirdim. Bu ülke ikinci bir Malezya tartışmasını kaldıramazdı, iyi ki orada değildim.
Aslına bakarsanız sosyal hayatta “laissez faire”ciyim… Yani bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. Kim ne istiyorsa giysin, kim ne istiyorsa yesin, ne istiyorsa içsin, lafı neyse tercih ettiği dilde rahatça söylesin filan. Fakat 13-14 yaşında bir kızın hayatının geri kalanını bağlayacak bir karar vermesinin, hatta ne istediğini bilmesinin mümkün olmadığını biliyorum. Bu laik atak değil, koruma içgüdüsünden kaynaklı hakiki bir panik ataktır. Çarpıntı ve avuç içlerinde terleme yapıyor.
Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler romanından uyarlanan Karadağlar dizisinin setinde başrol oyuncusu Erdal Özyağcılar tef, İbrahim Çelikkol klarnet çalmış, bazı oyuncular bir enstrüman çalmasa da ortama kıvrak figürleriyle şenlik katmış. İyi ki orada değildim, Dostoyevski de iyi ki orada değildi. Hatta iyi ki ölmüştü.
Bazı meslektaşlarım belli partileri takip etmekle, parti üyelerinin açıklamalarını yorumlamakla mükelleftir. Eğer ikisi arasında seçme şansım olsaydı ben CHP yerine kesinlikle AKP’yi seçerdim. Çünkü AKP’nin ne dediği belli, CHP’de ise hizipler arası muharebe bir varoluş biçimi. Dolayısıyla bu partinin ne dediğini anlamaya çalışmak insanda kısa devre yaptırır. İyi ki CHP’nin bir gün içinde savrulduğu fikirleri toparlayıp manalı bir haber yazmak zorunda değilim.
Seda Sayan’ın bir reklam çekiminde mecburen ayakları gözükecekmiş ama ayakları maalesef nasırlıymış. Ama herkes ayaklarını tanıdığı için dublör kullanamazmış. O yüzden nasırlı yerlere Hint kınasıyla dövme yaptırarak
durumu kurtarmış. İçinde bu kadar çok ayak ve nasır geçen bir sohbetin içinde olmamanın değeri paha biçilmez.